Özgür Yazılım: Son Değil, Başlangıç

mm
428 Görüntüleme
7 Dk Okuma Süresi

Richard Stallman, 27 Eylül 1983’te UNIX kullanıcılarına yönelik bir haber grubunda yaptığı duyuruda GNU (Gnu’s Not Unix) adını verdiği özgür bir işletim sistemi geliştireceğini yazar. Büyük bir iddiadır. Her şeyden önce bir işletim sistemi geliştirmek çok kapsamlı bir iştir ve Stallman akıntıya karşı yüzmektedir.

GNU projesi yavaş yavaş büyür. GNU’nun sunduğu yazılım araçlarından yararlanan Linus Torvalds’ın 1991 yılında Linux çekirdeğini geliştirmesiyle GNU’nun eksik parçası tamamlanır ve bilgisayar kullanıcıları özgür bir işletim sistemine, GNU/Linux’a, kavuşurlar. Her şey Stallman’ın istediği gibi gitmese de bugün GNU projesinin başarılı olduğunu, internetin neredeyse GNU’nun boynuzları üzerinde döndüğünü söyleyebiliriz.

Özgür yazılımlar, sunuculardan akıllı telefonlara kadar her yerde. Buna karşın günümüzde özgür yazılımın toplumsal ideallerinin hâlâ devam ettiğinden söz edilebilir mi? Sorunun yanıtı, özgür yazılımdan ne anladığımıza bağlı. Açık kaynak yazılımda özgür yazılım görenlerdenseniz muhtemelen bu soruya olumsuz yanıt veriyor ve o iyi insanların o güzel atlara binip gittiğini düşünüyorsunuz.

Stallman’ın mesajından bu yana çok şey değişti. Yine de özgür yazılımın, üretim özgürlüğüne yaptığı vurguyla, teknolojinin toplum için kullanımına giden yolu gösteren bir kutup yıldızı olduğunu düşünüyorum.

Özgür yazılımın potansiyelini daha iyi kavrayabilmek için yazılımın iki açıdan bir üretim aracı olduğuna dikkat etmek gerekiyor. Birincisi, yazılımın kendi dışında amaçlar için kullanılmasıdır. Yazılımlar aracılığıyla bilgisayarımızda yazı yazar, telefonda sohbet eder veya akıllı ses asistanlarıyla konuşuruz. Bu yazılımların bazılarını ücretli, bazılarını ücretsiz kullanırız. Bazılarının bedelini ise kişisel verilerimizle öderiz. İkincisi, yazılımın kendisi için bir araç olmasıdır ve özgür yazılımın temelini oluşturur. Yazılımın kaynak koduna sahipsek sıfırdan başlamayız. Var olan yazılımı yeni özelliklerle zenginleştirebilir veya daha güvenli hale getirebiliriz. Hatta ilgili yazılımı temel alan yeni bir proje başlatabiliriz. Özgür yazılım, yazılımın kendisi için bir araç olmasına odaklanır ve bunun sürekliliğini sağlamaya çalışır.

Bu bağlamda özgür yazılım, yazılımı geliştirenler ve yazılımın gelecekteki geliştiricileri arasındaki ilişkiyi düzenleyen hukuksal bir ilişkidir. Mevcut geliştiriciler, yazılımlarını bir özgür yazılım lisansı ile lisansladıklarında gelecekteki geliştiricilere dört temel özgürlük verirler:

  • Yazılımı herhangi bir amaç için çalıştırma,
  • İhtiyaçlarına uygun olacak şekilde programı değiştirme (bunu uygulamada etkin hale getirmek için, kaynak koduna erişim gerekir),
  • Kopyaları ücretsiz olarak ya da belirli bir ücret karşılığında yeniden dağıtma,
  • Toplumun gelişmelerden faydalanmasını sağlamak için, programın değiştirilmiş sürümlerini dağıtma

Ama tek bir şartları vardır: Bu özgürlüklerden yararlananlar kendilerinden sonraki geliştiricilere de aynı özgürlükleri vermelidir!

Özgür yazılımlar geliştirmek için farklı motivasyonlar söz konusu olabilir. Kimisi için yazılım geliştirmek bir eğlencedir, kimisi bir proje içinde teknik bilgisini geliştirmek ister, kimisi işvereninin istediği özellikleri geliştirmek için projede yer alır… Ama Stallman ve takipçileri etik değerler üzerinde dururlar ve bunun özgür bir toplumun temelini oluşturacağını savunurlar. Açık kaynak yazılım söylemi ise özgür yazılımın etik değerlere yaptığı vurgudan duyulan rahatsızlıktan ortaya çıkar. Açık kaynak yazılımın ve açık kaynak yazılım geliştirme süreçlerinin teknik üstünlüklerini öne çıkarmayı tercih ederler. Özellikle açık kaynaklı yazılımların popülerliğini artırmayı ve iş dünyasını açık kaynaklı yazılımlara yaklaştırmayı hedeflerler. Yazılımın kendisi dışında amaçlar için kullanımı daha ön plandadır. Bu nedenle, açık kaynak yazılım lisansları özgür yazılım lisansları kadar katı değildir. Özgür yazılımda özgürlüğün sürekliliği ve geliştiricilerin emeğinin ürünlerine hiçbir şekilde el konulamaması temeldir. Ama bazı açık kaynak lisansları iş dünyasını cezbetmek adına daha özgürlükçü (!) davranır ve şirketlere, yazılımı kaynak kodu olmadan satma hakkı verebilir.

Yazılımın kaynak koduna erişim ve onu değiştirme hakkı üretim özgürlüğü için gerekli bir ön koşuldur. Bu nedenle özgür yazılım savunucuları, yazılım patentleri ve DRM (Digital Rights Management) gibi üretim özgürlüğünü kısıtlayan girişimlere karşı uzlaşmaz bir tavır sergiledi. Buna karşın açık kaynak yazılımda kaynak kodu fetişleştirildi; kaynak kodunun niçin gerekli olduğu çoğu zaman unutuldu ve açık kaynak, daha işlevsel, daha hızlı ve daha güvenli yazılım iddiasına indirgendi. Ayrıca en başından beri firmalar, açık kaynak yazılımı araçsallaştırdılar. Açık kaynak projelerini, gönüllü geliştiricilerin (karşılığını ödemedikleri) katkılarından yararlanmak, standartları belirlemek, donanımlarını destekleyecek yazılımların geliştirilmesini sağlamak, halkla ilişkiler vb amaçlar için kullandılar.

Her şeye rağmen Büyük Teknoloji şirketlerinin tekelleşme girişimlerine karşı alternatiflerimizin olması güzeldi. Fakat son yıllarda yazılım aboneliği, bulut bilişim ve veriye dayalı yapay zekâ uygulamalarıyla beraber oyunun kuralları da değişiyor. Çünkü artık kişisel bilgisayarlarda çalışan yazılımlardan bahsetmiyoruz. Çoğu zaman kullandığımız yazılımlar, daha gelişmiş sistemlerin bir parçası. Yazılım geliştiricilerin üretme özgürlüğü ve hakları, bulut sağlayıcı şirketlerin çizdiği çerçeveye hapsedilmiş durumda.

Günümüzde özgürlük için bu çerçevenin dışına çıkabilmek gerekiyor. Ama bunun için önce geliştirdikleri yazılımlarla yazılım endüstrisini altüst edebilen kahraman hackerlar çağının kapandığını kabul etmek gerekiyor. Şimdi yazılım özgürlüğü daha doğrudan politik bir sorun. 

Ulusal ve yerel yönetimler, teknolojik egemenlik temelinde Büyük Teknoloji şirketlerinin politikalarına karşı çıkabilmeliler. Bunun için de ulusal ve yerel yönetimlerin,

  • özgür yazılım topluluklarının çalışmalarını desteklemesi ve bu toplulukların potansiyelini güçlendirici adımlar atması,
  • kendi verilerine sahip olabilmesi,
  • kritik altyapıyı (yazılım, donanım ve veri merkezleri) kontrol edebilmesi,
  • kendi yapay zekâ kapasitesini geliştirebilmesi
  • kendi yurttaşlarının yaratıcı ve üretici potansiyelini açığa çıkarabilecek politikaları oluşturabilmesi

gerekiyor.

2000’li yılların başında kamu kurumlarında özel mülkiyetli yazılım kullanımının neden olduğu satıcıya bağımlılığa (vendor lock-in) karşı özgür yazılımlar ve açık standartlar savunuluyordu. Her şeyden önce kamu kurumlarının harcadığı para halkın parasıydı. Bugün akıllı şehirler ve akıllı şehir uygulamaları bağlamında veri paylaşımını da dikkate alan daha kapsamlı özgür yazılım politikalarına ihtiyacımız var. Daha önce satıcıya bağımlılığa karşı basitçe Windows yerine GNU/Linux, MS Office yerine LibreOffice , MS SQL (ya da Oracle) yerine MySQL (ya da PostgreSQL)  kullanılması öneriliyordu. Artık bu öneriler yetersiz. Akıllı şehirleri inşaya girişen şirketler, yarattıkları yazılım bağımlılıkları ve veri politikalarıyla, şehirlerin (ve ülkenin) yazılım geliştirme yeteneklerini de kısıtlayacaklar ve küçük firmalar (ve freelance yazılımcılar) ancak akıllı şehirleri inşa eden şirketlerin çizdiği sınırlar içinde var olabilecekler. 

Üretim özgürlüğüne yaptığı vurguyla özgür yazılım kritik önemde ve özellikle Avrupa Birliği’ndeki teknolojik egemenlik tartışmalarında önemli bir yere sahip. Ancak sadece bir başlangıç noktası… 

ETİKETLENDİ:
Bu Makaleyi Paylaşın