Herkeste aynı korku! Devlet veya şirketler teknolojik araçlar vesilesiyle beni takip edip gözetliyor mu? Tuvalete ne zaman girdiğimden haberdarlar mı ? Gece geç vakitte pizza siparişi verdiğim duyulursa ne yaparım?
İnanın egemen sınıfların amacı tek tek bireylerin ne yaptığını bilmekten çok daha farklı. Ayrıca sınıf çıkarları çerçevesinde gözetim araçlarını çok verimli kullanıyorlar. Bireyden ziyade tüm toplumun davranış kalıplarını büyük verinin ve yapay zeka teknolojilerinin yardımıyla çıkarıp sosyal süreçleri modelleme niyetindeler. Teknoloji sermayeleri, tarihteki zorunluluk/rastlantısallık diyalektiğinde rastlantısallık tarafını terbiye etmeyi yani Laplace’ın Şeytanını1 işe almak istiyorlar. Nafile… Rastlantısallığı terbiye etmeye, tabiri caizse tanrı olmaya çalışırken geniş emekçi kitlelere büyük bedeller ödetebilirler.
Bu konuda en popüler figürlerden, marksizmi yandan yemiş Foucault şunları savunuyor. Bedeni ve ruhuyla birey, toplumun temel birimi olarak bir çeşit “kapatma”ya maruz kalır. Ona göre devlet, işi gücü bırakıp ıslah etme amacıyla bireyleri tek tek ideolojik kalıpların içine zorla tabiri caizse arkadan teperek iteler. Panoptikon dediği merkezi gözetleme kulesi metaforunu kullanarak insanların devlet tarafından sürekli göz hapsinde tutulduğunu savunmuştur. Normal olandan sapanı, yani sokuşturulan kalıptan çıkmaya çalışan insanı suçlu ilan edip cezalandırır.2 Öyle veya böyle…
Foucault ve benzerleri ortaya attıkları tezlerle bireye “ışık” tutup toplumu karanlıkta bırakmışlardır. Bu yüzden sınıf savaşının ideolojik boyutu düşünüldüğünde onları ve fikirlerini burjuvazi safında görmemek için bir sebebimiz bulunmuyor. Bu tutum, bireyin mikro alanlarda (okul, ev, arkadaş grupları vb.) kendi mücadelesini kendi vermesi gerektiğini salık verir. Onu sonuçsuz ve yalnız kalacağı çözümlere iter. Bu söylediklerimiz bireylerin birbirinden farklı sorunlar yaşadığı gerçeğini görmemizi engellemiyor, aksine “bireylerin sorunları birbirinden bağımsızdır” gibi yanlış bilinçlerden etkilenmememizi sağlıyor. Öte yandan tarihi ve toplumu anlarken kullandığımız diyalektik materyalist yöntemin yardımıyla meseleleri ait olduğu ilişkisellik ve karşıtlıklar içinde değerlendirip bütünsel ve kalıcı çözümler üretmiş oluyoruz. Bu kısmı daha fazla uzatmadan gözetleme konusuna geri dönelim.
Evet egemen sınıflar bireyleri tek tek gözetliyor fakat bu eylemlerinin sonucunda bütünsel tespitler yapıp topluma, kültüre ve siyasete yön veren egemen ideolojiyi ve somut politikaları yeniden tesis ediyorlar. Burada asıl hedefleri, senin sırlarını ifşa etmek kadar basit değil, sermayenin kendi egemenlikleri önündeki pürüzleri ortadan kaldırmak.Toplumsal patlamaları, grev girişimlerini veya kapitalizm karşıtı hareketleri daha filizlendiği ilk anda tespit etmek ve onlara müdahale etmek için strateji geliştirdiklerini düşünüyorum.
Açıkça görülüyor ki gözetim, bireysel haklara saldırmaktan çok önleyici bir karşı-devrim mekanizması olarak kullanılıyor. Bunu yaparken kullandıkları “bilimsel” yöntemlerle ne kadar parçalara gömülseler de çıkarları çerçevesinde işlevsel olan bütünsel bir sonuç elde ediyorlar.
Bunun somut örneklerinden birisi Sosyal Fizik3 çalışmaları. MIT’den Alex Pentland adında bir eleman bu çalışmalara öncülük ediyor. Amaç büyük veri (big data) analizleriyle insanın ve toplumun davranış yasalarını matematiksel hesaplamalara indirgemek. Bireyler hakkında tek tek bilgilere ulaşabilirlerse (arama kayıtları, GPS bilgileri, kredi kartı işlemleri vb.) birtakım fikirlerin toplum içinde nasıl yaygınlaştığını anlayabileceklerini savunuyor bu arkadaşlar. Ciddiye alınması gereken iddialar ve çalışmalar. Bu pratiklerinin teorisinde açıkça görülüyor ki pozitivizm ve determinizm belirleyici çünkü sermaye sınıfı laboratuvar ortamından çıkıp gerçek hayatı anlayamayacak kadar öncesiz, sonrasız ve anlarda kaybolmaya mahkum bir ideolojik dünyaya sahip. Ellerinden gelenin en iyisi bu.
Bizim yöntemimiz ise diyalektik. Hareket olduğu sürece çelişki, çelişki olduğu sürece ise devrimler ve sosyal krizler kaçınılmaz diyoruz. Sermaye, Laplace’ın Şeytanını icat etse bile kapitalizmin iç çelişkileri (yoğun sömürünün ve yoksulluğun yarattığı toplumsal huzursuzluk, kâr oranlarının azalması, emperyalist paylaşım savaşları vb.) o şeytanı cebinden çıkaracaktır.
Madem onlar “sosyal fizik” diyor biz de Heisenberg’in Belirsizlik İlkesine4 başvuralım. Kuantum mekaniğinde “Bir parçacığın konumunu ne kadar hassas ölçerseniz, momentumunu (hızını/yönünü) da o kadar az bilebilirsiniz”. Yani Sosyal Fizikçi arkadaşlar, toplumun mevcut konumunu (siyaseten durduğu yeri ve davranışlarını) kesin biçimde hesaplamaya çalıştığında, momentumunu (gelecekteki değişimini/devrimci kopuşlarını) o kadar öngörülemez kılıyorlar. İşte bu tam da diyalektik yöntemin ortaya koyabileceği fikirlerle bağdaşabilir. Diyalektik, maddenin hareket halindeki bilimidir. Heisenberg’in de kanıtladığı gibi, evrende (ve tarihte) hiçbir şey “dondurulup” mutlak bir veri olarak saklanamaz. Sen işçi sınfının en cahil en hareketsiz mevcut durumunu tespit edebilirsin fakat o sırada sınıf çok temelden bir kopuş için enerji biriktiriyor olabilir. Daha önce defalarca deneyimlediğimiz gibi tarih hem olasılıksal hem determinedir… Zorunluluk ve rastlantı diyalektiğinden kastımız budur.
Bir diğer benzer çalışma var ki toplumsal ayağa kalkışları salgın hastalık gibi modelleyip öngörme iddiasındalar.5 İnsanı, eylemini ve fikirlerini bir virüs metaforuyla işleyen bu çalışma, toplumu, genellikle SIR (Susceptible – Duyarlı, Infected – Enfekte, Recovered – İyileşmiş) kategorilere ayırır. Duyarlı kitle, ekonomik veya politik stres altındaki isyana katılma potansiyeli olan, enfekte kitle, fiilen eyleme geçen ve sokağa çıkan, iyileşmiş kitle, eylemden vazgeçen veya bastırılan kitledir. Gözetim, duyarlılığı ölçmek için kullanılmalı; işsizlik verileri, yoksulluk oranları, sosyal medya verileri aracılığıyla analiz edilmelidir. Bu ölçüm, kritik eşiğe ulaştığında küçük bir kıvılcım toplumsal bir isyana sebep olabilir. Bu çalışma görece eski (2012) olsa da egemen sınıfın ve ideologlarının niyetini ortaya koyuyor.
Büyük bir hata yapıp, sınıf bilinci taşıyan insanı enfekte olmuş hasta, toplumsal ayağa kalkışı ise karantina uygulanması gereken salgın gibi görüyorlar. Bu kafa, gözetimi, önleyici bir araç olarak, yapay zeka ve teknolojinin katkısıyla ilerleterek, onu en ileri en faşizan noktaya götürmekten çekinmeyecektir. Unutulan şu ki; insanların eşitlik ve özgürlük için kaderini eline almaya çalışması virütik bir eylem değil tarihsel bir zorunluluktur.
Kapitalizm kendi mezar kazıcılarını kendisi çoktan yaratmıştır. Tarihsel ölümünü çeşitli araçlarla geciktirebilir ama önleyemez. Egemen sınıfların kendi iktidarlarını ebedi kılmak için cehennemden çağırdıkları canavarların karşısına “Ne Yapmalı ?” sorusuna cevap üreterek çıkabiliriz. Yapay zeka ve teknolojiyi zorunluluklar dünyasından özgürlükler dünyasına geçişin aracı olarak nasıl kullanırız ? Rastlantısallığın da yardımıyla siyasi iktidarı ele geçirmek ve işçi sınıfının öncülüğünde eşitlikçi bir toplumsal düzenin, sosyalizmin, akılcı planlaması için kullanabiliriz.
Sonuç olarak çözüm, liberallerin önerdiği gibi kişisel verilerimizi koruma kanunlarına sığınmak veya teknofobik bir tavırla akıllı cihazları çöpe atıp doğaya çekilmek değil, tekno-optimizmin ütopyacılığına da mesafe koyarak, teknoloji altyapısını kapitalist özel çıkarlardan arındırmak ve toplumun genel ve insanlığın somut ihtiyaçları çerçevesinde yeniden inşa etmektir.
Kaynakça:
- https://en.wikipedia.org/wiki/Laplace%27s_demon
- Baştürk, E. (2017). A brief analyse on post panoptic surveillance: Deleuze&Guattarian approach. International Journal of Social Sciences, 6(2), 1-17. https://doi.org/10.20472/SS.2017.6.2.001
- https://hedgehogreview.com/issues/questioning-the-quantified-life/articles/social-physics-comes-to-the-workplace
- https://tr.wikipedia.org/wiki/Belirsizlik_ilkesi
- https://journals.plos.org/plosone/article?id=10.1371/journal.pone.0048596
