İnsanlık tarihi bir açıdan kullandığımız araçların tarihidir. İnsanın anatalarından olan homo faber yaratıcı insan anlamına gelir. Yarattığı şey de, maddi yaşamın yeniden üretiminde işlevlere sahip olan araçlardır. Bu araçlarla birlikte insanlık, çöllerden buzullara, dünyanın neredeyse her yerinde yaşayabilme yeteneği kazanmıştır.
İnsanlar belirli ihtiyaçları karşılamak için araçlara yönelirken icat ettikleri araçlar da toplumsal dönüşümlere vesile oldu. Örneğin yayın bulunuşu insan toplumlarında av eti tüketim oranını eskisine nazaran önemli oranda arttırmıştı, böylece beslenmede avlanmanın payı yükseldi. İnsanlar hızla bu araçları kendi türleri üzerinde de kullandılar, hayvanları öldürebilecek her araç insanları da öldürebilir. Bütün av araçları aynı zamanda savaş araçlarıdır. İnsanlık tarihi aynı zamanda savaş araçlarındaki değişimin de tarihidir.
Her teknoloji savaş teknolojisine dönüşebilme ihtimalini taşır. Bugün Volkswagen fabrikalarının İsrail için hava savunma sistemleri üreteceğine dair iddiaların altının boş olmamasının nedeni budur. İnsanlığın geçmişi bu geçişlerle doludur. Taşımacılık için kullanılan tekerlekli arabaların “chariot” adıyla anılacak savaş arabalarına dönmesi çok uzun bir süre almamıştır. Bu savaş arabalarının o dönemki savaş teknolojisindeki etkililiği Akdeniz, İran ve Hint coğrafyasında büyük bir dönüşümü tetiklemiştir. Her ne kadar sonrasında demir silahlarla birlikte savaş arabaları etkisini kaybetse de geçmişin hatırası Hint ya da Yunan mitolojilerindeki anlatılarda kolaylıkla bulunabilir. Görüldüğü gibi geçmiş endüstrilerde görülen bu değişim kapasitesi güncel endüstri kompleksinde de muhafaza edilmiştir.
İnsanların savaş yapma biçimi onların toplumsal organizasyonlarının oluşumunda da etkin bir faktör olmuştur. Üzenginin bulunuşuna kadar atlı askerler savaş meydanlarında çok da etkili olamadılar. Üzenginin bulunuşuyla birlikte bugün izlediğimiz okuduğumuz şövalye romansları mümkün oldu. Ancak şunu unutmamak gerekir, toplumun üretim araçlarının gelişmesi olmasaydı o muazzam işçilik eseri olan pahalı zırhlar, bakımları için çok büyük bedeller ödenen ağır zırhlı süvariyi taşıyabilecek atlar ve de bütün uğraşları savaş olan bir kastın beslenmesi mümkün olmazdı. Savaşa yapılan yatırım her zaman toplumun yaşamak için ürettiği ürünlerden sağılan artığın artmasıyla orantılıdır. Bu, geçmişte de böyleydi, bugün de böyle.
Bu artığın sağılmasının örgütlenmesi de toplumların politik organizasyonlarına rengini verir. David Graeber’in “Borç: İlk 5000 yıl” kitabı nakdi para kullanımıyla savaş arasındaki ilişkiyi anlatır. Borçluluk ilişkisi toplumlarda bağı sürdürmenin bir yoluyken savaşacak askerin belirsiz geleceği -göz ardı edilemeyecek ölüm tehlikesi- ve kendi toplumunun dışında da alışveriş yapmak zorunda oluşu madeni para ile alım satım yapmasını zorunlu kılmıştır. Hakeza Charles Tilly’nin meşhur eseri “Zor, Sermaye ve Avrupa Devletlerinin Oluşumu” kitabı, devletlerin bürokratik yapısının ve vergi toplama faaliyetinin nasıl savaşlarla ilişkili olduğunu ve savaşın nasıl bu kurumlara, örgütlenmelere katalizör etkisi yaptığını yazar. Hatta Tilly Avrupa demokrasilerinin kökenini de 1. Dünya Savaşı öncesine kadar savaş meydanlarında çok önemli olan piyade gücünün sıradan insanlardan oluşmasıyla açıklamaya kadar varır. Burada katmanlı bir ilişki vardır, toplumunn maddi yaşamı, üretim biçimleri savaşa ne kadar kaynak ayrılabileceğini gösterir, bu da savaş araçları için belli bir miktar zihin ve kol emeği harcanmasını sağlar. Bu zihin ve kol emeğiyle savaş araçları teknolojileri değişir, bu değişiklik yine döner ve her teknolojik değişim gibi toplumsal yapıyı etkiler.
En Güncel Savaş Aracı: Yapay Zeka
ABD ve İsrail’in bugün İran’a yönelik başlattığı yıkım savaşında da benzer bir teknolojik gelişime şahit oluyoruz. Yapay zekâ araçları hiç olmadıkları kadar bu savaşların içlerindeler. Daha öncesinde Venezuela eski başkanının kaçırılmasında şahit olduğumuz Anthropic’in Claude modelinin aktif kullanımı ve daha birçok farklı modele başvurulması yeni savaşlarda artan oranlarda devam etmektedir. Yapay zeka; gözetleme araçları, hedef belirleme, karar alma, haritalandırma ve istihbarat verileri yorumlama gibi birçok alanda aktif olarak kullanılıyor. Bu araçlar savaş süreçlerindeki devinimi hızlandırmayı hedefliyor, insan zihninin karar almadaki yavaşlığını gidermek de başlıca hedeflerden biri.
Hatta yapay zeka destekli bir gözetleme teknolojisi sağlayıcısı olan aynı zamanda Filistin soykırımında da oldukça aktif biçimde kullanılan Palantir’in kurucusu Thiel’e kalsa yapay zeka savaş araçlarına tam otonomi verilmeli ki insan makine arasında yaşanacak aksaklıklar -radyo sinyallerinin bozulması gibi- savaşın yıkımını kesintiye uğratmasın.
Ancak yapay zeka şirketlerinin savaşa ve kâra olan bu heveslerinin bir etkisi de veri merkezlerinin savaşta oldukça kıymetli hedefler olmasının önünü açılması oldu. İran’ın Amazon’un veri merkezini vurması savaşta yeni bir cephenin açıldığını gösterdi. Veri merkezlerine füze savunma sistemlerinin yerleştirilmesi, veri merkezlerinin askeri tesislere benzemesi de yakın gelecekte oldukça olasıdır. Bütün dünyayı sarmış, kentlerimizin içine kadar girmiş veri merkezlerinin hemen yanlarına kurulmuş savunma bataryaları yaşamın askerileşmesinin de bir göstergesidir. Bu mühendislerin ve yazılımcıların askeri hedef olabilecek veri merkezleriyle çalışması demektir, bu da ister istemez bütün sektörün yapılanmasının savaş konjonktürüne uyumlandırılması, felaket senaryolarında savaşın başat hale gelmesi ve zihinlerin savaş odaklı düşünmeye teşvik edilmesi demektir. Buluta attığımız bir “commit”in önü bir füzeyle kesilebilir.
Savaşın Tetikleyicisi: Emperyalizm
Yukarıda da belirttiğim gibi bütün bu değişim Marx’ın tabiriyle “havada asılır durmaz”. Bugün ABD ve İsrail’in en gelişmiş savaş teknolojilerine sahip olmasının nedeni emperyalist ilişkideki konumlarıdır. Dünyanın neredeyse her noktasında işçilerden çıkarılan artık değer finansal ve ticari mekanizmalar sayesinde büyük oranla ABD’ye aktarıldığı içindir ki bu ele geçen artık askeri teknolojiler için seferber edilebilsin.
ABD’nin 2025 yılı savaş bütçesi 962 milyar dolardı. Buna en yakın bütçe olan Çin’in savaşa ayırdığı kaynak 246 milyar dolar oldu ve ABD’nin bütçesinin neredeyse dörtte biriydi. ABD’nin hegemon emperyal güç olması bu devasa bütçeyi mümkün kılmıştır. Bütün dünyanın artığını kendi savaş bütçesi için kullanabiliyor olması, Afrika’dan Avrupa’ya ve Ortadoğu’ya yani bütün dünyada gıdaya, barınmaya, sağlığa ve eğitime ayrılabilecek kaynağı savaşa yatırma kararı alabilmesi emperyalist ilişkideki konumu sayesindedir. Bu nedenledir ki insanlığın kümülatif bilgi birikiminin eseri olan yapay zeka teknolojilerinin savaşta kullanılması için büyük bütçeler ABD tarafından sermaye gruplarına transfer edilebilmiştir. Teknolojinin toplumu belirlediğine dair teknoloji fetişistlerinin iddiasının aksine toplumlar da teknolojiye yön verir. Yapay zeka teknolojilerini sağlıkta kullanmak yerine yoğun olarak askeri alanda kullanmak günümüz savaş konjonktürünün ve ABD emperyalizminin saldırganlığının eseridir. Yapay zekanın kanser hücresini kolayca tanıyabilmesi ve uzun tespit sürelerini kısaltabilmesi ve bu teknolojinin dünya geneline yaygınlaştırılabilmesi yerine insan yüzünü tanıyıp ölüm emri verebilen teknolojinin gelişmesi çok daha hızlı olmuştur. Antony Loewenstein’in “Filistin Laboratuvarı İsrail İşgal Teknolojilerini Dünyaya Nasıl İhraç Ediyor?” kitabı savaş teknolojilerinin geliştirilmesinde Filistin toplumunun nasıl denek olarak kullanıldığını da çok etkileyici biçimde aktarır.
Yapay zeka teknolojileri sadece aktif savaşın içinde de kullanılmaz. Bugün savaşın kardeşi olan propaganda faaliyetleri de yoğun olarak yapay zekaya emanet edilmiş durumda. ABD ve İsrail’in çıkarına göre sosyal medyanın ayıklanması da savaşın hakiki seyrinden ziyade bu aktörler tarafından yaratılmış imajının yaygınlaştırılması da yapay zekanın yoğun kullanım alanlarından biridir. İnsanı her şeye dair şüpheye götüren, altındaki bütün gerçeklik zeminini çekip alan enformasyon çağında ABD’nin kendini yenilmezlik halesiyle taçlandırmasında biz teknoloji üreticilerinin emeği de yoğun biçimde kullanılır. Bu da bir savaş aracıdır. İnsan emeği başka alanlarda faaliyet gösterebilecekken savaşa prangalanmıştır ve bu kapitalist üretim tarzının yarattığı toplumsal ilişkilerle mümkün olmuştur.
Bunun yanında toplumların yeraltı da emperyalist emeller için yağmalanır. Her madencilik faaliyeti ekolojik sisteme zararlıdır, bu faaliyetin kontrollü toplumsal denetim içinde zorunlu ihtiyaçların karşılanması hususunda yapılması gerekir. Ancak insanlığa büyük yıkım getirecek savaş makinelerinin inşası için dünyanın dört bir yanına delikler açılmaktadır. Günümüzde emperyalist savaşın önemli bir cephesi olan nadir elementler üzerindeki mücadele birçok ülkede ekolojik yıkımın hızlanmasını da tetiklemiştir. Emperyalizm tarafından dayatılan savaşın yarattığı yıkım sadece insana dair değildir dünyadaki bütün canlılığa yönelmiş bir tehdittir.
Silah teknolojisinde mükemmelleşmeyi kafasına koymuş emperyalist savaş teknolojileri özetle şu şekilde işler: Dünyanın üretmiş olduğu artığı savaş teknolojilerinin fonlanması için kullanır, toprağın altını üstünden daha değerli hale getirir. Aynı zamanda işçi sınıfını yoksullaştırır, sağlık ve eğitim gibi bütün toplumun yararına olacak alanları darboğaza sokar, buralardan çaldığı kaynakla kendi sermaye gruplarının ulus aşırı çıkarlarını korumak için binlerce kilometre ötedeki kız çocuklarını öldürür. Bu Bangladeş’te bir fabrikada çalışan işçiden Pentagon’un savaş odalarına giden bir zincir gibi işler.
Buna rağmen insan toplumları için kapalı devre bir tahakküm rejimi bugün söz konusu değildir. Bunun en güncel örneği bütün teknoloji devlerinin -Amozan, Google vs diye giden 7li çetenin mesela- en güçlü sermaye gruplarının, politik elitlerin ve bütünüyle ABD devletinin arkasında olduğu İsrail’e karşı milyonlarca kişinin katıldığı gösteriler yaşanmasıdır.
Görünen o ki insanlar bir makine gibi kodlanamadı, dayatılan ağır sansürü kabul etmediler ve soykırıma karşı durdular. Bugün de ABD ve İsrail’in İran’a saldırıları toplumlar tarafından meşru görülmüyor, hatta bu yoğun savaş kampanyasına rağmen ABD içinde bile birçok muhalif ses ortaya çıkmaya başladı.
Bu da göstermektedir ki bugün antiemperyalist mücadelenin yükseltilmesi gerekir. Ancak bunu yaparken şu unutulmamalıdır, antiemperyalizmin bir bacağı her gün içinde bulunduğumuz emek süreçlerindedir; öteki bacağı da dağlarımızda, ovalarımızda yaşanan ekolojik yıkımla ilgilidir. Bugünkü savaş araçlarında kullanılan madenlerin dünya ölçeğinde yarattığı yıkım ve canlılığa verdiği zarar ortadadır. Aynı zamanda sermaye için oldukça iştah açıcı kârlı madencilik faaliyeti devletler tarafından savaş ve güvenlik kisvesi altında yoğun olarak teşvik edilmektedir. İşçilerin emeklerinden kırpılanlar maden şirketlerine teşvik diye dağıtılmakta, bu madenlerden çıkan nadir elementler ve cevherler bomba ve yapay zeka aracı olarak cepheye sürülmektedir. Bu nedenle ülkemizde ve dünyada antiemperyalizmin emek ve ekoloji mücadelesiyle kol kola yürütülmesi büyük önem arz eder. Öyle ki burada vereceğimiz antiemperyalist mücadelenin gücü ABD’nin Küba’da ve Ortadoğu’da boğazını sıktığı toplumların kurtuluşuna en önemli katkı olacaktır.
