Değerli hocamız Mehmet Aksayan ile bilişim dünyasına ve anılara heyecan dolu bir yolculuk yaptık.
Gürcan Köftecioğlu (GK): Kısa biyografiniz ve kariyerinizi öğrenebilir miyiz lütfen?
Mehmet Aksayan (MA): İzninizle bu sorunuzu standart biyografi formatından çıkıp, bilişim mesleğine ulaşmamı sağlayan süreçteki dalgalanmayı da anlatıp, anılarla birlikte yanıtlamak isterim. Bugün gençlerin meslek seçiminde ve kariyer adımlarını atarken daha bilinçli ve kararlı olduklarını umuyor ve bekliyorum.
GK: Neden olmasın, devam edin lütfen.
MA: Annemin ikinci oğlu olarak 1953 yılı sonunda Ankara’da doğdum. Çankaya İlkokulu’nu 1965 yılında, Cumhuriyet Lisesi’nin, öncesinde ortaokul, sonra lise bölümünü 1971 yılında bitirdim. Ortaokul ve lisede başarılı bir öğrenciydim. Girdiğim iki aşamalı sınavı geçip TUBİTAK bursu kazandım.
TUBİTAK bursumun devam edebilmesi için Hacettepe Üniversitesi (HÜ) Fizik Yüksek Mühendisliği’ne birinci sırada kaydoldum. Oysa Kimya Mühendisliği bölümünü istiyordum. Lisede Almanca öğrendiğim için hazırlık sınıfı okudum.
Birinci yıl, bölümde gördüğüm ilgi ve ihtimamın yanı sıra, fizik bilimine duyduğum merakın da sayesinde akademik kariyerimi bu dalda ilerletecektim. Ancak, “FORTRAN IV ile Programlama” ve “Sayısal Çözümleme” derslerindeki başarım ve rahmetli Kılıçarslan Aytaç’ın yönlendirmesiyle Fizik bilimindeki gelecek planlarımı değiştirme kararı verdim.
Bilgi İşlem Merkezi’nde 1976 yılında staja başladım. Merkezde B3500 (Burroughs) bilgisayar sistemi vardı. ÖSYM çalışanları ile geceler boyu birlikte olup, öğrenilecek çok bilgi ve yürünecek çok uzun bir yol olduğunu gördüm.
Staj sonrası merkezde işe girebilmek için “Zekâ / yetenek testi” içerikli bir sınava girdim. Başarılı olunca, “Fizik Yüksek Mühendisi” olmak üzere girdiğim bölümden, altıncı yılı tamamlamadan “Fizik Mühendisi” olarak diplomamı aldım. Memur olmuştum.
Ümit Karakaş’ın, “Yüksek lisans yapsan iyi olur” önerisini içselleştirerek Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ)’nde yüksek lisansa başvurdum. Dil sınavını geçtikten sonra, “Sınamalı öğrenci” olarak kabul edildim. Lisans seviyesinde verilen sekiz adet bilgisayar dersinde başarılı olmalıydım.
Hasan Tan’ın rektörlüğü döneminde ODTÜ on ay kadar kapalı kalınca; dört dönemde bitireceğim sınamalı öğrenci süreci epeyce uzadı. On aylık dönemde çalışanlar işten uzaklaştırılmış, IBM 370 bilgisayar sistemi işletilemediği için gazeteye ilan vererek eleman aranmak zorunda kalınmıştı.
Geçen bu sürede, yetişmiş yeterli insan kaynağı olmadığından ve üstesinden gelebileceğim görülmüş olacak ki, diğer bölümlere “FORTRAN ile Programlama” ve “Sayısal Çözümleme derslerinde eğitmen olarak görev üstlendim.

Bu süreçte, kamu yararına dernek statüsü ile kurulan Türkiye Bilişim Derneği’nde (TBD) iki dönem görev yapma onuruna eriştim. Birinci dönemimden sonra, Aydın Köksal, Ünal Yarımağan ve rahmetli Atalay Yunusoğlu gibi meslek büyüklerim derneği geliştirmek ve büyütmek üzere göreve dönünce, “12 Eylül Darbesi”nin yarattığı durağanlık kaldırıldı.
Türkiye’de ilk kez HÜ ve ODTÜ’de 1977 yılında Bilgisayar Mühendisliği bölümü açılınca bölüme yardımcı eleman (asistan) alma gereksinimi doğmuştu. Sınav yapılacaktı. Sınavdaki bir programlama sorusunu ukalalık edip özyineleme (recursion) yolu ile çözmüştüm. Sınavı değerlendiren ve bu çözümüme “sıfır” veren jüriyi, tahtaya yığıt (stack) çizip, algoritmamın çalıştığını ispat etmek zorunda kalan Murat Taylı’yı minnet ve saygıyla selamlıyorum.
Biraz da aile hayatımdan bilgi vereyim. HÜ Sıhhiye Yerleşkesi’nde Bilgi İşlem Merkezi’nde çalışırken Hemşirelik Yüksek Okulu öğrencisi Seçil Özdeniz ile tanıştım. Okulunun bitmesi için beklediğimiz üç yılın ardından 1980 yılında evlendik. Seçil, akademik kariyerine devam etmeyi seçti ve hemşire profesör olarak emekli oldu. İki kızımız, Zeynep ve Elif’in saygın birer yetişkin olmalarına katkı verdik.
Yüksek lisans derslerini başarıyla tamamladım. Verilen sürenin sonuna gelindiğinde jüri toplantıları başladı. Benden önce jüriye giren Sertaç Oralalp’in reddedilmiş olarak çıkmasından da etkilenerek, seçtiğim konunun altından mükemmellikle kalkamadığım kaygısı ile son dakikada jüriye girmekten vazgeçtim. Tez danışmanım Atilla Elçi’yi, Erol Arkun’u ve elbette tüm hocalarımı emekleri, yaklaşımları için sevgi ve saygıyla anıyorum.
Bunca emek, birikim boşa gidemezdi. ODTÜ’de aldığım sekiz yüksek lisans dersinin beşinin sayılmasıyla HÜ’de yüksek lisans programına kaydoldum. Üç ders daha aldım. Ancak tez çalışmalarım uzadıkça uzuyordu. Bu süreçte, ALGOL programlama diliyle bir bilgisayar sistemi benzetimleyici (simulator) yazdım. Yeni kurulan B6800 bilgisayar sistemine destek yazılım modülleri geliştirdim. Bu çalışmalarım iki bölümden oluşan kapsamlı tezimi oluşturdu.
Yüksekğretim Kurulu (YÖK) kurulup 2547 sayılı yasa ile üniversite düzeni bozulunca; hocalarımız ve arkadaşlarımız birer ikişer ayrılmaya başladı. Tez danışmanım Murat Taylı da ayrılma kararını verince benim doktora planlarım yandı. Ailede bir akademisyen varken, diğerinin mühendislik yapıp para kazanmasının iyi olacağına karar verdik. İstanbul’a gelip, THY Bilgi İşlem Merkezi’ne sistem programcısı olarak girdim. Bir dönem çalışma arkadaşım ve aile dostumuz Enis Erkel, “Kabuğunu kırdın, yolun açık olsun” diyerek yüreklendirmişti.
THY Bilgi İşlem Merkezi’nde, ODTÜ, HÜ ve Boğaziçi Üniversitesi’nin en parlak öğrencileri ile birlikte iki IBM 4341 bilgisayar sistemine KLM’den rezervasyon sistemini aldık, US Airways’den alınan stok yönetimi sisteminin kurulmasını sağladık. Software AG’nin ADABAS veritabanı sistemini ve Natural 4. kuşak sorgu dilini Türkiye’de ilk kez kurarak yeni projelere zemin hazırladık.
Dört yılı aşan süreden sonra, Yapı ve Kredi Bankası’nın (YKB) Bilgi İşlem Hizmetleri’ni yürüten Bilpa adlı şirketinden gelen daveti değerlendirerek bankacılık sistemine girmiş oldum. Seçil’in üniversiteden ayrılıp kreş açma fikrini de çıpa yaparak; gelen iş teklifiyle Bilpa’dan ayrıldım ve İmar Bankası’na Bilgi İşlem Müdürü oldum.
GK: Sanırım sizin döneminizde iş değiştirme aralığı epey kısaydı.
MA: Haklısınız. Bilişim sektöründe teknolojinin ve gereksinimlerin hızla gelişmesi, yetişmiş insan kaynağının azlığı, yurtdışına gidenlerin sayısındaki artış, sık yer değiştirmelere neden oluyordu.
Bilpa’da benden önce ayrılıp danışmanlık yapan ve YKB’nin şube otomasyonu yazılımı mimarlarından Murat Emiralioğlu ile birlikte bankanın ana bilgisayar, şube donanımı ve iletişim altyapısını kurup 8 şubesini operasyona aldık.
Bilgi birikimi ve deneyimimizi kendi adımıza değerlendirmek amacıyla 1990 yılında SPARK Bilgi İşlem Sistemleri’ni kurduk. Kadere bakın ki yıllar sonra, mahkeme tarafından bilirkişi atanacak, İmar Bankası Bilgi İşlem Merkezi’nde ne gibi yanlış işler olduğunu saptamak ve raporlamak durumda kalacaktım.
İkinci el bilgisayar ithalatına verilen izni değerlendirerek; yenilenmiş (refurbish) IBM sistemi ve bileşenlerinin Türkiye’de pazar bulması amacıyla Hollandalı Meridian adlı bir firmaya on ay boyunca danışmanlık yaptık. Türkiye’deki IBM sistemi kullanan kurum ve kuruluşları ziyaret ederek gereksinimlerini uygun fiyatlarla karşılamak üzere teklifler oluşturduk. Getirilecek donanıma yerel IBM’in bakım garantisi verildiğinden kuruluşların maddi yararı sağlanacaktı.
Bu dönemde Emlak Bankası, “Kirschman Corporation” adlı bir ABD firmasından büyük maliyetlerle yazılım satın almıştı. Yazılımın Türkiye’ye uygun olmaması ve çalıştırılamaması nedeniyle açılan davada sistemin kopyasının alınıp yediemine teslimi amacıyla bilirkişilik görevi de üstlendim. ODTÜ’lü arkadaşlarımdan Tevfik Çalış ve rahmetli Vural Özsalman ile yazılımın ve işletim sisteminin kopyalarını alıp yargıya teslim etmiştik.
SPARK’ta, yazılım çalışmalarımızı da kısaca anmazsam eksik olacak.
GK: Elbette, dinliyoruz…
MA: Türkiye’de ilk kez Koç-Unisys (daha sonra Koç Sistem oldu) tarafından Garanti Bankası’na kurulan Unisys DP500 (doküman işleme) donanımına, çek işlemleri için yazılım ürettik. Bu proje, hızla pek çok bankaya ve DP35 model daha küçük donanımla şubelere yayıldı. Çek merkezi yazılımımız, tüm haklarıyla Akbank’a devredildi. Daha da geliştirilerek kullanılıyor.
Koç Sistem’in alt yüklenicisi olarak, Emlak Bankası’nın otomasyon projesinde, ana bilgisayar üzerindeki proje bölümlerini geliştirdik. Koç Sistem’in geliştirdiği şube yazılımda üretilen verileri ana bilgisayarda depolayarak birleşik raporların üretilmesini sağladık. Konut satışı, menkul değerler, yönetim bilişim sistemi, SWIFT işlemleri gibi yazılım projelerini gerçekleştirdik.
Bu deneyimi Koç Sistem ve IBM ile birlikte Halk Bankası’nın şube otomasyon projesinde daha da geliştirdik. Şube donanımı ve yazılımını Koç Sistem, merkezdeki ana bilgisayarı IBM sağladı. Biz de şubedeki her işlem verisinin gerçek-zamanlı olarak ana bilgisayar veritabanında toplanıp sorgulanmasını, raporlanmasını sağlayan yazılımı gerçekleştirdik.
Ana bilgisayar üzerindeki yazılım geliştirme platformu, bugünkü meslektaşlarım için biraz uzak kalabilir. Ancak tam bu nedenle, özellikle bankalar, bugün yetişmiş insan gücü bulmakta, mevcut projeleri yeni teknolojilerle birleştirmekte zorlanıyorlar.
Kişisel bilgisayar ve internet teknolojisinin gelişmesine ayak uydurmak üzere SPARK da gerekli dönüşümü yakaladı. İstemci-sunucu (client-server) iş modelleri geliştirdik. Önce ADF (Amatör Denizcilik Federasyonu) ve daha sonra GASM (Gemi Adamları Sınav Merkezi) için yeterlik belgesi verilmesi sürecinde çevrimiçi sınav sistemini gerçekleştirdik. MEB denetiminde kurs merkezlerince düzenlenen STCW (Standards of Training, Certification and Watchkeeping for Seafarers) yeterlik sınavlarını çevrimiçi yapılmasını ve yönetimini gerçekleştirdik.
GK: Neredeyse bütün yaşamınızı anlattınız. Bunlardan sonra da neler yaptığınızı özetleyebilir misiniz?
MA: Emekli olduktan sonra, dostlarımın tanıştırdığı, Mustafa Tunç Kahveci ve daha sonra evlendiği Hülya Karaerkek ile birlikte Türkiye’de araştırma ve geliştirme amacıyla 2008 yılında TÜBİTAK Gebze Serbest Bölgesi’nde ARDIÇ Ar-Ge şirketini kurduk (https://www.ardictech.com). Otuz kişiyi aşan mühendis takımımızla kodu tamamen bize ait olan geliştirme işlerine koyulduk. AOSP açık kaynak kodlarına kendi geliştirdiğimiz çerçeve yapıları (framework) ve modülleri ekleyerek Pilaros adlı kendi Android sürümünü sürümümüzü oluşturduk (https://www.pilaros.net/). İçinde kendi çerçevemiz bulunan telefon, tablet gibi cihazları, kendi geliştirdiğimiz bulut ortamına bağlıyor ve yönetiyoruz (https://www.modiverse.com/).
MEB’in Fatih projesine katılmak üzere önce akıllı tahta için güvenilir bir çözüm (https://www.donanimhaber.com/Dunyanin-en-buyuk-Honeycomb-tableti-Turklerden–30302) ortaya koyduk. Aynı anda Intel firması ile birlikte, Aava isimli Finlandiyalı bir firmaya tablet ürettirip, içine Pilaros işletim sistemimiz kondu. Bu tabletler, MEB’in servisleriyle de bütünleştirilerek pilot seçilen 8 okulda 5 bin öğrenciye ücretsiz dağıtıldı. ARDIÇ tarafından geliştirdiğimiz bulut katmanları ve servisleri sayesinde tabletlerin yönetimi sağlandı. Bu tabletler yazılımsal olarak kırılamadı. Ne üzücüdür ki, şartnameye yazılan seçici maddelerle Intel firması ihale dışında bırakılarak bu başarılı çözüm cezalandırıldı. Birkaç partide alınan Fatih tabletlerinin akıbeti hepimizce bilinmektedir. Ne yazık ki çok büyük bir dönüşüm fırsatı ve Samsung benzeri bir firmanın Türkiye’de gelişme fırsatı kaçırılmış oldu. Arçelik ve Vestel gibi üretim gücü olan firmalar da bu gelişmeden uzak kaldılar.
ARDIÇ, yarattığı birikimle, Nesnelerin Interneti (IoT) (https://www.iot-ignite.com/) ve şimdilerde AI konusunda (https://www.ardic.ai/tr) ürün geliştirmeyi ve sahada uygulama girişimlerini sürdürmektedir.
GK: Üniversite ile ilişkiniz tamamen bitmiş miydi?
MA: Üniversite ortamını hep özlemişimdir. İş hayatımın yedi buçuk yılı, dolu dolu HÜ’de geçti. Her fırsatta farklı üniversitelerdeki akademisyenlerle birlikte olma, bilgilerimi tazeleme fırsatı buldum. IBM firmasının isteğiyle kurumlara bir dizi kurs verdim.
Raşit Eskicioğlu’nun referansı ile Yeditepe Üniversite’sinde “VeriTabanı Yönetim Sistemleri (DBMS)” dersini verdim. Altı buçuk yıl boyunca, bitirme projelerini yönetme ve jürilerde görev alma şansım oldu. Veritabanı söz konusu olunca, ODTÜ’de dersini seçmekte zorlandığım rahmetli Esen Özkarahan’ı (https://bmk.bmo.org.tr/2019/aniyoruz/index.html) saygıyla anmak isterim.
GK: Mesleğin geleceği ile ilgili düşünceleriniz nedir?
MA: Bilgi, üzerine bir bir koyarak büyüyor. Tek bir sıçramayla gelişmiş teknolojilerin düzeyine gelinemeyeceğini görmek gerekiyor. Bununla birlikte, hızla değişen ve gelişen teknolojilere her zaman dikey giriş yapılabileceğini düşünüyorum. Değilse çağı yakalamak olanaklı değil. Yeterli kaynak ve yetişmiş işgücünün olduğuna inanıyorum. Eko-sistemi korumak ve kollamak zorunlu. Tekno kentler ve gerçekten araştırma yapan firmalar pamuklara sarılmalı, korunmalı. Kolaycılığa kaçmadan, kısa vadeli maddi çıkarları gözetmeden sabır ve tutarlılıkla ilerlemek gerekiyor.
Teknolojinin evrildiği yeni pek çok alan var. Açık kaynak kodları ve yapılmış çalışmaları inceleyerek ortaya çıkan fırsatlara yoğunlaşmalıyız.
GK: Genç meslektaşlarımız, genç mühendisler için önerileriniz nedir?
MA: Tarihi bilmek gerekiyor. Nereden, nasıl gelindiği, hangi hataların nasıl ve neden yapıldığı incelenmeli, ama mutlaka başarıya giden yol süreçleri dikkatle irdelenmelidir. Meslektaşlarım kendi hedeflerini belirleyecek, öz planlarını doğru yönde yapacaklardır. BMO gibi meslek örgütlerinin ve derneklerin yol gösterici, düzenleyici olduğunu, her birimizin vereceği katkı ile oluşan sinerjinin bizi geliştireceğini düşünüyorum.
GK: Şimdi nerede yaşıyorsunuz? Neler yapıyorsunuz?
MA: Pandemi öncesinde, eşim de emekli olunca Marmaris’e yerleştik. Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi’nin bünyesinde yer alan Tazelenme Üniversitesi‘nin Marmaris Yerleşkesi’nde, resim, müzik, sinematek, spor, ritim, dans ve tiyatro gibi çeşitli etkinliklere katılıyor, yıl sonu gösterilerine hazırlanıyoruz. Haftada bir gün teorik dersimiz oluyor. Ben ve eşim de yılda birkaç kez konuşmacı olma fırsatı yakaladık. En son, katılımcıların yaş grubuna uygun olduğunu düşünerek, “Bilişim okur yazarlığı” başlıklı bir sunum yaptım.
Söyleşimizi çok benimsediğim bir deyiş ile bitirmek isterim;
“Ya lider ol, ya lideri izle, ya da yoldan çekil…”
Sevgilerimle…
GK: Çok teşekkür ederiz…
Marmaris-İstanbul, Nisan 2026
