Kontrolü Geri Almak: Bir Yenilginin İtirafı ve Dijital Aktivizmin Tarihçesi

mm
677 Görüntüleme
16 Dk Okuma Süresi

Geçtiğimiz aylarda önemli dijital hak savunucusu örgütlerden Electronic Frontier Foundation (EFF – Elektronik Sınır Vakfı) bir kampanya başlattı: Take Back CTRL (Kontrolü Geri Al)(1). Kampanyanın tanıtımı şöyle: Teknoloji, insanların gözetlenmesini, ifade özgürlüğünün engellenmesini ve yaptıklarımızın kontrol edilmesini kolaylaştırarak demokrasiye yönelik saldırıyı hızlandırıyor. Elektronik Sınır Vakfı’nın aktivistleri, avukatları ve teknoloji uzmanları ise buna karşı mücadele ediyor.

Bu kampanya başlığını İnternet’in gelişimini yaşamış ve dijital hak mücadelelerini yakından takip etmiş, yer yer parçası olmuş bir İnternet kullanıcısı olarak düşündürücü buldum. EFF’in kurucularından John Perry Barlow’un 1996 yılında yayımladığı meşhur Siber Alem Bağımsızlık Bildirgesi (2) şu sözlerle başlıyordu: “Endüstriyel dünyanın hükümetleri, siz etten ve çelikten yapılmış yorgun devler! Ben Siber Alem’den, zihnin yeni evinden geliyorum. Geleceğin temsilcisi olarak, geçmişte kalan sizlerden bizi rahat bırakmanızı istiyorum. Aramıza hoş gelmediniz. Bir araya geldiğimiz bu alemde artık sizin hiçbir egemenliğiniz yok.”

Aradan geçen 30 yılda çarpıcı bir hikaye var. EFF’nin bugünkü kampanyası J.P. Barlow’un meydan okumasının çok çok gerisinde bir yerde, “kaybettiklerimizi nasıl kazanırız?” sorusuna odaklanıyor. Peki neyi, nasıl kaybettik? Dijital aktivizmin 30 yılına kısa bir bakış atalım.

Dijital Aktivizmin Hikayesi

Hikaye çok kapsamlı ve katmanlı tabi, her bir başlık üzerine çok değerli bir külliyat ve mücadele var. Detaylarda boğulmadan, kritik noktalara değinerek ilerlemeye çalışacağım.

1. Bölüm: İnternet Bizim! (1990 – 2000)

Her ne kadar İnternet bir teknoloji olarak askeri alanda ortaya çıkmış olsa da, kurumsal işleyişin dışında bugünkü İnternet dünyası “hacker”ların elinde şekillendi. Şirketler İnterneti henüz yeni bir kâr alanı olarak keşfetmeden ve İnternet devletlerin dikkatini çekmeden önce, bir grup teknoloji öncüsü geliştirdikleri çeşitli teknoloji ve araçlar sayesinde bir araya geliyor, yeni yöntem ve teknikler geliştiriyor, bunu sınırsızca paylaşıyordu. BBS, IRC, e-posta grupları, hacker toplulukları, ICQ, forumlar bu dönemde doğdu ve hiç birinin arkasında büyük şirketler yoktu.

EFF.org, 1996



Barlow’un manifestosu işte bu döneme aitti. İnternet gerçekten onların gibiydi, kurallar ve araçlar onların elindeydi ve burası eskinin hükmünün olmadığı yeni ve başka bir dünyaydı. “Bizim dünyamızda, insan zihni ne yaratırsa yaratsın, sonsuz miktarda çoğaltılabilir ve ücretsiz dağıtılır.”

Paylaşım, özgürlük bu yeni dünyanın temel kavramları idi. Bu o kadar güçlü bir etkiydi ki, yeni yeni ortaya çıkmaya başlayan teknoloji şirketleri de bunun bir parçası olarak “eski dünyanın” işleyiş ve kurallarını reddediyordu. “Don’t Be Evil” tarzı sloganlarla veya özgür yazılım/açık kaynak kod araçları kullanarak farklılıklarını gösteriyorlardı.

2. Bölüm: Savaş Başlıyor (2000 – 2010)

Bu dönemin en önemli konusu bu sınırsız paylaşıma karşı gelişen telif hakları tartışmaları ve 2000 yılında Metallica’nın dosya paylaşım uygulaması Napster’a açtığı dava (4) oldu. Bu tartışma DRM uygulamaları, geliştirilen bir çok P2P paylaşım yazılımları ve “The Pirate Bay” gibi platformların kuruluşuyla devam etti. Bu siber alemin ilk savaşıydı ve “özgürlükçü” kanat, teknik üstünlüğe hakimdi.

The Pirate Bay’in kuruluşu ayrıca önemliydi çünkü dijital dünyanın gerçek dünyanın kurumlarına ilk siyasal müdahalesinin önünü açtı: Korsan Parti (5). İlki 2006 yılında İsveç’de kurulan Korsan Partisi daha sonra pek çok ülkede faaliyet gösteren bir harekete dönüştü ve özellikle İsveç, Almanya ve İzlanda gibi ülkelerde girdiği seçimlerde süpriz oy oranları yakaladı.

Wikileaks 2006 yılında Julian Assange tarafından kuruldu

Dönemin bir başka önemli oluşumu Wikileaks, 2006 yılında yayın hayatına başladı. Sızdırılan veya ele geçirilen devletlere ait çok gizli olarak tasnif edilmiş belgelerin yayınlanması çok büyük bir etki yarattı. Wikileaks İnternetin siyasal ve toplumsal etkisinin ne olabileceğini göstermişti.

Bu dönemde yaşanan bir başka önemli gelişme ise Google’ın bir arama motoru olarak sahneye çıkışı ve gelir modeli olarak 2000 yılından itibaren reklamları kullanmaya başlaması oldu. 2002 yılında “kullanıcıyı daha fazla tanımak” ve 2003 yılında AdSense ile reklamların yaygınlaştırılması İnternet için yeni bir dönemi başlatıyordu. Google’ın bu adımı “gözetim kapitalizmi” çağının başlangıcı sayıldı.

Teknoloji tarihi açısından en önemli kırılma ise 2000’li yılların sonunda geldi: dokunmatik ekranıyla Apple’ın ürettiği iPhone mobil telefon kullanımını ve gündelik hayatın teknoloji alışkanlıklarını kökünden değiştirdi. Artık her anımızda “bağlantıda” olmak, istediğimiz bilgiye anında ulaşabilmek istiyorduk. Hayatın her saniyesi hızla dijitalleşti. Bu dijitalleşme elbette daha fazla zaman, daha fazla kişisel veri, daha fazla kâr demekti. Akıllı telefonlar Web’den “açık erişim”inden “kapalı uygulama” ekosistemine geçişi de başlatmış oldu.

3. Bölüm: Büyük Mücadeleler ve Yıkılan Hayaller (2010 – 2015)

Otoritenin müdahale edemediği veya müdahale etmekte zorlandığı alanda, yelkenini özgürlük(!) rüzgarıyla şişiren İnternet kullanıcıları, daha fazla üretmeye ve paylaşmaya devam ediyordu. Bu üretim ve paylaşımlar, ulusal sınırları aşan, hiç beklenmedik etkileşimleri tetikliyor, dünyanın iki ucundaki iki insan birbirini hiç tanımadan, ortak bir çabanın parçası oluyordu.

17 Temmuz 2010’da Sansüre Karşı Ortak Platform tarafından gerçekleştirilen ilk eylem.

Bu üretme/paylaşma hevesi elbette ticari bir potansiyel barındırıyordu. Hızlı içerik paylaşım platformları bloglar ile başladı, mikro-bloglar, videolar, fotoğraflar derken kullanıcının ürettiği içeriğe dayanan “Web 2.0” platformları hızla yayılmaya başladı. Hemen arkasından kullanıcılar arasındaki etkileşimi merkezine alan paylaşım platformlarının kullanıcıları hızla artmaya başladı, artık “sosyal medya” hayatımızdaydı.

Bugün hepimizin çok iyi bildiği Facebook, Twitter, Instagram, Whatsapp gibi şirketler bu yıllarda hayatımıza girdi. Kısa sürede milyonlarca kullanıcıya ulaştılar ve birer tekele dönüştüler.

Bu dönemde beklenmedik bir şey oldu; Wikileaks’ın yayınladığı belgeler ve sosyal medyanın getirdiği örgütlenme imkanlarıyla Tunus’tan başlayan toplumsal hareketler önce Ortadoğu’da, hemen ardından 2008 krizinin sarstığı Yunanistan, İspanya, Portekiz ve Amerika’da ortaya çıktı. İnternet halk için bir örgütlenme aracı, egemenler için ise bir tehdit olabilir miydi?

18 Ocak 2012’de yapılan çevrimiçi protestoda Wikileaks de giriş sayfasını karartmıştı.

Artık İnternet üzerindeki savaş daha da görünür hale gelmişti ama henüz taraflar çok net değildi: 2011 yılında gündeme gelen Stop Online Piracy Act (SOPA) (6) ve PROTECT IP Act (PIPA)(7)’ a karşı 18 Ocak 2012’de İnternet çapında büyük bir karartma uygulandı. Wikipedia, Google, Reddit, Mozilla gibi web sitelerinin de katıldığı bu küresel eylem sonucunda ilgili yasalar rafa kaldırıldı.

O dönem Türkiye’de görece sessiz geçti ama yansımaları bir kaç yıl sonra görüldü; Gezi direnişi esnasında. Ana akım medya penguen belgeselleri gösterirken, sosyal ağlar üzerinden paylaşılan görüntülerin etkisiyle 79 ilde büyük çaplı eylemler düzenlendi. İktidarın hala hesaplaşmasını bitirmediği Gezi hareketinin hemen arkasından sosyal medya yasakları gündeme geldi.

Türkiye’de Gezi eylemleri olurken dünya bir başka skandalla çalkalanıyordu. Bir Amerikan Ulusal Güvenlik Ajansı (National Security Agency – NSA) çalışanı olan Edward Snowden, elindeki belgeleri basınla paylaşmış ve NSA’ın kurduğu büyük gözetim ağı PRISM (8) ve XKeyScore’u (9) ortaya çıkarmıştı. Dijitalleşmenin nimetlerinden faydalanmak isteyen NSA teknoloji devlerinin de işbirliği ile hukuka aykırı bir şekilde veritabanlarına erişiyor ve işliyordu.

Buna teknoloji aktivistlerinin yanıtı “uçtan uca şifreleme” oldu. Eğer tüm trafik ve veri şifrelenirse, kullanıcıların verisi de güvende olacaktı. Şifreli iletişim bu sayede bugün artık bir standart halini aldı. Kişisel verilerin saklanması ve işlenmesi için yasal düzenlemeler yapıldı. Bu “kişisel verilerin korunması” ve “kitlesel gözetim” açısından önemli bir kırılma noktası oldu, bir çok yasal düzenlemenin önünü açtı. Ancak “dijital gözetim” biçim değiştirerek yaşamaya devam etti.

Bu “hızlı beş yıl” İnternet’in bir mücadele aracı olarak işlevinin yanı sıra nasıl bir gözetim ve kontrol mekanizması olduğunu da gözler önüne sermiş oldu. “”İnternet dünyayı demokratikleştirecek.” hayallerinin yerini “kendimizi gözetimden nasıl koruyabiliriz?” endişesi aldı.

4. Bölüm: Büyük Saldırı (2015 – 2020) 

Bu dönemde üç önemli gelişme yaşandı:

  • İnternet’te platformların tekelleşmesi arttı.
  • Tekeller ve iktidarlar çok daha yakın bir işbirliği içerisine girdi.
  • İnternet bir manipülasyon ve dezenformasyon aracına dönüştü.

Bu dönemin en önemli gelişmesi ortaya çıkan Cambridge Analytica skandalıydı (10). Cambridge Analytica isimli bir şirket Facebook üzerinden milyonlarca kullanıcının kişisel verilerini izinsiz şekilde topladı ve seçmen davranışını etkileme amacıyla 2016 seçimlerinde kullandı. Bu Google’ın ilk uygulayıcısı olduğu “kullanıcı davranışlarını analiz ederek reklam gösterme”nin doğal bir sonucuydu. Analiz edilen davranışları yönlendirmenin de yolu açılmıştı.

Facebook CEO’su Mark Zuckerberg, 2016 seçimlerinde Amerikalı seçmenleri hedef almak için Facebook verilerinin kullanımıyla ilgili olarak Washington’daki Capitol Hill’de Ticaret ve Adalet Komitelerinin ortak oturumunda ifade verdi.

Artık kararlarımız, tercihlerimiz, isteklerimiz tekellerin yönetimindeki algoritmalar tarafından şekillendiriliyordu. Model bağımlılık yaratacak bir yöntemle bizi daha fazla platformda tutmak ve bunun için psikolojik manipülasyon teknikleri kullanma biçimine evrilmişti.

Toplumsal mücadele ve hak arayışlarının sesi kısılırken, troll ve botlarla dezenformasyon yayılıyor, öfke/korku gibi duyguları tetikleyecek kışkırtıcı paylaşımlar öne çıkarılıyordu. Artık “post-truth” çağı başlamıştı, yankı odalarında doğru ve gerçeğin bir önemi kalmamıştı.

Dijital aktivizm bu dönemde şirketleri de karşısına alarak regülasyon talep etme noktasına geldi; dijital platformlar toplumu ve demokrasiyi tehdit ediyordu. Artık ortada savunulacak, “özgürlük alanı olarak İnternet” kalmamıştı. İdealist bir özgürlük savunusu yerini kurumsal, politik ve teknik bir hak mücadelesine bıraktı.

Yaşananlar kısmen de olsa toplumsal düzeyde etki gösterdi; bir çok kullanıcı hesaplarını kapattı ve alternatiflere yöneldi. Daha geniş bir kesim ise veri sömürüsünü/gözetimi eleştirmekle birlikte, teknolojinin nimetlerinden faydalanmayı tercih etti. Kitlesel bir boykot hareketi gelişmedi. Alternatif hizmet ve platformlar ortaya çıksa da yeterince yaygınlaşamadı.

5. Bölüm: Bir Başka Kavşağa Doğru (2020 – … )

2020 yılının hemen ilk günlerinde, tüm Dünyada yaşamı altüst edecek yeni bir virüs ile tanıştık: Covid19. Pandemi süresince insanların evde olmaları dijital teknolojilerin kullanımını artırdı ve uzaktan çalışma hızla yaygınlaştı. Sonraki yıllarda pandemi döneminin finansal ve sosyal etkileri devam etti.

2022 yılında duyurulan ChatGPT ise yapay zeka (YZ) alanında yeni bir dönemin habercisi oldu. Bir çok YZ şirketi peşpeşe yeni modeller yayınlarken, bu alanda finansman ve yatırım arttıkça teknolojinin gelişimi hızlandı.

YZ varolan tartışmalar ve sorunlara yenilerini ekledi. YZ modellerinin becerileri arttıkça “neyin gerçek olduğunu ayırt etmek” başlı başına bir soruna dönüştü.

Yapay zekayı besleyen veri setlerindeki yanlılığın, modellerin çıktılarına yansıması tartışmanın bir boyutunu oluştururken öte yandan yapay zekayı besleyen veriyi üreten, başta sanatçılar olmak üzere, veri sahipleri peşpeşe telif davaları açmaya başladılar. Bu verileri YZ kullanımı için uygun hale getiren veri emekçilerinin mücadelesi de bir başka mücadele başlığı haline geldi.

YZ’nin kullanım alanlarının yaygınlaşması “etik” tartışmalarını da beraberinde getirdi; işe alım süreçlerinde yapay zekanın veriye bağlı olarak ırkçı, ayrımcı sonuçlar üretmesi, YZ teknojilerinin başta Gazze olmak üzere insan haklarına aykırı biçimde kullanılması itiraz konusu oldu.

Mark Zuckerberg, Jeff Bezos, Sundar Pichai ve Elon Musk, 20 Ocak 2025’te Washington DC’de Donald Trump’ın göreve başlama törenine katıldı.


Bu dönemin bir başka özelliği ise ise teknoloji devlerinin lobicilik yapmayı bırakıp, devletle ortak haline gelmeleri oldu. Elon Musk gibi doğrudan Trump yönetimince görevlendirilern isimlerin dışında, YZ yatırımcılarının ve savunma teknolojisi (Palantir, Anduril vb.) şirketlerinin siyasi güçle birleşmesi tekno-oligarşi/tekno-faşizm gibi kavramları gündeme getirdi. Devlet artık en büyük müşteri; teknoloji devleri de en büyük istihbarat ve operasyon aygıtı haline geldi.

2020’lerde İnternet, artık dünyayı değiştirmek için girdiğimiz bir mecra olmaktan çıktı; büyük şirketlerin bizi değiştirmek, sınıflandırmak ve yönetmek için kullandığı bir altyapıya dönüştü.

Özellikle YZ alanında çalışmaların durdurulması, kırmızı çizgilerin belirlenmesi, etik çerçevenin oluşturulması yönünde önemli uzmanların katıldığı imza kampanyaları düzenlense de bu çağrılar karşılık bulmadı. YZ şirketleri çetin rekabet koşullarında, büyük bir hırsla verdikleri tüm sözleri ve etik vaatleri bir kenara bırakarak, korkutucu bir bilinmezliğe doğru hızla ilerliyor ve dünyayı da peşlerinden sürüklüyorlar.

Kontrolü Geri Almak

Bugünden geriye baktığımızda ortaya çıkan tablo, 90’lı yılların “küreselleşme” ve 2000’li yılların milenyum rüzgarlarıyla birleşen dijital iyimserliğin hazin çöküşünü gösteriyor. Yeni teknolojilerin kendiliğinden daha açık, daha demokratik ve daha özgür bir kamusal alan üreteceği varsayımı gerçekleşmedi. Hak, mahremiyet ve ifade özgürlüğü ekseninde önemli mücadeleler verilmiş ve kısmi kazanımlar elde edilmiş olsa da, gelinen nokta başlangıçtaki beklentilerin oldukça gerisinde. Yaşananlar geleceğe dair de güçlü ipuçları sunuyor.

Ancak bu durum bazıları için şaşırtıcı değil; kapitalizm nasıl dünyanın dört bir ucunda insanlara hayatı yaşanmaz kılıyorsa, nasıl doğayı talan ediyorsa, nasıl kendi koyduğu kuralları ve etik ilkeleri bir bir yıkıyorsa aynı şekilde İnternet’i de mahvetti. Büyümeye ve daha fazla sömürüye muhtaç doğası, her alanı bir pazara, her değeri alınır satılır bir metaya dönüştürürken elbette İnternet de bunlardan azade değildi. Haklar, demokrasi ve özgürlükler ancak “kârlılığın” konusu olduğunda bir anlam taşıyordu.

Yanılgı büyük ölçüde teknolojiyi toplumsal güç ilişkilerinden bağımsız düşünmekten kaynaklandı. Son otuz yıl, teknik mimarinin, iş modellerinin ve düzenleyici çerçevenin birlikte nasıl şekillendiğini; şirket çıkarları ile ona bağlı olarak gelişen devlet politikalarının nasıl bir kuşatma yarattığını göstermiş oldu.

Bununla birlikte gelinen nokta, kaçınılmaz bir teslimiyet anlamına gelmiyor. Aksine, daha bütünlüklü bir analiz ihtiyacını işaret ediyor. Teknik tasarım, ekonomik model ve siyasal güç arasındaki ilişkiyi birlikte ele almadan etkili bir strateji üretmek mümkün değil. Parçalı savunma refleksleri yerine, uzun vadeli, kapsayıcı ve ortaklaştırıcı mücadeleler için güçlü bir zemin var.

Bu yazının motivasyon kaynağı olan EFF’in “Take Back CTRL” çağrısına dönersek; “kontrolü geri almak” önemli bir slogan. Ancak belki de asıl mesele, bu kontrolün hangi düzeyde ve hangi araçlarla yeniden kurulacağıdır. Şimdi mikro-mücadeleleri daha geniş bir siyasal ve ekonomik dönüşüm perspektifiyle nasıl ilişkilendireceğiz sorusuna birlikte yanıt arama zamanı.

Kaynakça

  1. Electronic Frontier Foundation (EFF). Take Back CTRL Campaign. Electronic Frontier Foundation. https://eff.org/take-back-ctrl
  2. John Perry Barlow. A Declaration of the Independence of Cyberspace (Siber Âlem Bağımsızlık Bildirgesi). Electronic Frontier Foundation. https://dergi.bmo.org.tr/tekno-politika/siber-alem-bagimsizlik-bildirgesi
  3. Don’t Be Evil. Wikipedia. https://en.wikipedia.org/wiki/Don’t_be_evil
  4. Metallica v. Napster, Inc. Wikipedia. https://en.wikipedia.org/wiki/Metallica_v._Napster,_Inc.
  5. Pirate Party. Wikipedia. https://en.wikipedia.org/wiki/Pirate_Party
  6. Stop Online Piracy Act. Wikipedia. https://en.wikipedia.org/wiki/Stop_Online_Piracy_Act
  7. PROTECT IP Act. Wikipedia. https://en.wikipedia.org/wiki/PROTECT_IP_Act
  8. PRISM. Wikipedia. https://en.wikipedia.org/wiki/PRISM
  9. XKeyscore. Wikipedia. https://en.wikipedia.org/wiki/XKeyscore
  10. Facebook–Cambridge Analytica Data Scandal. Wikipedia. https://en.wikipedia.org/wiki/Facebook–Cambridge_Analytica_data_scandal
Bu Makaleyi Paylaşın
mm
TarafındanOktay Dursun
Follow:
Yazılım geliştirici. Yayın Kurulu Koordinatörü. Dinlemeyi, okumayı ve yazmayı seviyor. İlgi alanları: bilişim tarihi, teknoloji politikaları, yeni teknolojiler.