Makineleşmenin Zincirleri: Yapay Zeka, Yabancılaşma ve Yazılımcıların Kurtuluşu İçin Özellik-Odaklı Üretim

Oktay Raif Evrensel
866 Görüntüleme
6 Dk Okuma Süresi


Günümüz yazılım dünyasında, zihin emeğinin makineleşmesi tartışması,“vibe coding” gibi fenomenler üzerinden yazılımcılar arasında derin bir kaygı yaratmıştır. 

Bilgisayar Mühendisleri Odası’nın bir yayını olan BMDergi’de yer olan bir yazıda dahi(1) bu sürecin, yazılımcıyı yapay zekânın ürettiği kodun nihai kontrolörü, yani bir nevi kalite kontrol görevlisi seviyesine indirgediği ve sermayenin kar oranlarını artırma arayışına hizmet ettiği belirtilmektedir. 

Kuşkusuz, kapitalist üretim tarzı altında, yeni üretim araçlarının ortaya çıkışı, sürekli olarak canlı emeği değersizleştirme ve onu dışsal bir güç olarak karşısına çıkarma güdüsüyle hareket eder. Ancak, bu tarihsel gerilimi sadece sermayenin teknolojik üstünlüğü olarak okumak, teknolojinin devrimci potansiyelini ve işçi sınıfının bu potansiyeli ele geçirme kabiliyetini göz ardı eden bir fatalizme düşmektir.

Bizim açımızdan mesele, makinenin kendisi değil; makinenin toplumsal sahipliği ve kullanım tarzıdır. Yapay zeka (YZ) teknolojileri, doğru bir yaklaşımla ele alındığında, yazılımcıyı daha da sefalete sürükleyen bir zincir değil, tam tersine, onu burjuva üretim ilişkilerinin dayattığı köhne tekrarlardan kurtaran bir kaldıraca dönüşme potansiyeli taşır.

Tekrarlayan Emeğin Kökeni: Vibe Coding Değil, Pazar

Yapay zeka araçlarının yaygınlaşmasından önce dahi, yazılım üretimi zaten tekrarlayan ve taklitçi bir nitelik taşıyordu. Piyasada tutan bir tasarım ortaya çıktığında, yazılımcılar genellikle o temayı veya benzerini “clone” etmek zorunda kalıyorlardı. Bu taklitçilik, yaratıcılığın eksikliğinden değil, kapitalist pazarın rekabetçi baskısından ve şirketlerin toplumsal üretimden daha fazla pay kapma arzusundan (kar oranlarını artırma güdüsü) kaynaklanıyordu.

Yazılım sektörünün doğası gereği, üretim araçlarının dijitalleşmiş veriler üzerinde icra edilmesi, bu alanın makineleşmesini diğer zihin emeği alanlarına göre daha hızlı ilerletmiştir. Bu hız, sermaye için bir nimettir; çünkü yazılımcılar tarafından üretilen bilginin YZ araçlarını beslemesi, yazılımın toplumsal üretim hızını devasa bir artışla yükseltmiştir.

Ancak bu artışın getirdiği teknik ilerleme, sermayenin ellerinde, yazılımcının yeteneklerini yitirmesine ve işin basitleştirilerek işkenceye dönmesine neden olur. Yazılım emeğinin eğitimi için gereken toplumsal emek süresi kısalmış, dolayısıyla emek gücünün piyasa değeri düşmüştür.

Burada, yazılımcı olarak bizim tezimiz şu olmalıdır: YZ’nin getirdiği üretim kapasitesindeki bu sıçrama, kapitalizmin dayattığı tekdüzeliği kırmak için kullanılabilir.

Özellik-Odaklı Üretim: Yabancılaşmaya Karşı Yaratıcılık

Mevcut eleştirel kaynak, yazılımcının işten aldığı keyfin azaldığını, işin monotonlaşmaya ve yaratıcı unsurlardan arınarak yapay zekaya refakat etmeye doğru ilerlediğini doğru tespit etmektedir. Fakat bu gidişat, YZ’nin kendisinin değil, YZ’nin sermaye tarafından artık değer maksimizasyonu için (örneğin; Agile metodolojisinin küçük sprint’leri üzerinden sürekli denetimle) kullanılmasının sonucudur.

Oysa, YZ’yi özellik-odaklı (spec_driven) bir yaklaşımla ele aldığımızda, sonuç bambaşka bir hal alır:

1. Dokümantasyondan Kurtuluş: YZ’nin doğru kullanımı, yazılımcıyı tonlarca mevcut dokümantasyon ve kod satırını okuma zorunluluğundan kurtarır. YZ, bu ölü emeğin (daha önce harcanmış ve şimdi sabit sermayeye dönüşen emeğin) verilerini hızla işleyerek, yazılımcının canlı emeğini daha yüksek, yaratıcı seviyelere odaklamasına olanak tanır.

2. Hız ve Çeşitlilik: YZ, üretimi çok daha hızlı hale getirir. Bu hızlanma (kaynakta belirtilen 5x üretim kapasitesi(1)), eğer sosyalist bir planlama rejimine tabi olursa, bireysel yazılımcının iş yükünü artırmaz, aksine, daha az toplumsal emekle daha fazla farklı site veya uygulama (yani daha fazla kullanım değeri) ortaya çıkmasını sağlar. Böylece, tutan bir tek temayı klonlama zorunluluğu ortadan kalkar.

3. Yabancılaşmanın Aşılması: Özellik-odaklı YZ kullanımı, yazılımcının üretim sürecine refakat eden bir memur değil, yüksek düzeyde direktif veren bir mimar olmasına imkan tanır. Tekrar ve monotonluğun azalması, işkenceye dönen emeğin yaratıcı zorluklara (challenge’lara) yeniden dönüşmesi anlamına gelir.

Bu durum, tam da yazılımcının işini basitleştirerek değersizleştirmek isteyen sermayenin arayışına karşı, emeğin niteliğini ve keyfini yükseltme mücadelesidir.

Proletaryanın Elinde Bir Silah Olarak Sabit Sermaye

Marx, sabit sermayenin (makinenin) kendi başına artık değer üretmediğini, ancak üretim sürecine girdiği değer kadarını metaya parça parça aktardığını belirtmiştir. 

Bugün ABD’de Pentagon’un himayesinde ve Wall Street’in finansal varlıkları olarak gelişen YZ teknolojileri, sermayenin elinde, işçi sınıfına karşı bir sopa gösterme hevesiyle kullanılmaktadır. Sermayenin amacı, bu sabit sermaye ile yazılımcının değişir sermaye (canlı emek) olarak piyasa değerini düşürmektir.

Ancak, bizim şunu görmemiz gerekmekte: kapitalizmin tarihe karışacağı gün, bu muazzam teknolojik kapasite, küresel işçi sınıfının ortak mülkiyeti olacaktır. O zaman, Devin gibi olgunlaşmamış araçlar üzerinden emek gücünün değerini düşürmeye çalışan sermayenin politik çarpıtmaları anlamsızlaşacaktır.

Yazılımcının kaderi, sadece üretim araçlarındaki tarihsel gelişmeyle belirlenmeyecektir; yazılımcının kaderi, tıpkı geçmişteki örgütlü işçi sınıfının refah devletini ve emeğin değersizleşmesini engelleyen mücadeleleri gibi, girişilecek politik mücadeleyle şekillenecektir.

Bizim için bu makineleşme, cennetten kovulmanın getirdiği çalışma işkencesinin sona ermesi için maddi koşulları hazırlamaktadır. Yeter ki, bu üretici güçleri sermayenin boyunduruğundan kurtaralım.

Yazılımın toplumsal üretim hızı arttıkça, bu hızlanmanın (5x’lik kapasite artışı) sonuçları, patronların güleç yüzlerine değil, işçi sınıfının iş gününün kısalmasına, yaşam kalitesinin artmasına ve yaratıcı potansiyelin serbest bırakılmasına hizmet etmelidir.

Kapitalizm totaliter bir rejimdir ve demokrasiye yer yoktur. Bu nedenle, yazılımcıların örgütlenmesi ve bu teknolojileri özellik-odaklı bir yaklaşımla, yani sınıfın çıkarları doğrultusunda kullanmayı talep etmesi bir zorunluluktur. Bugün buharlaşan katı olan her şey arasında, bizim hikâyemiz hâlâ anlatılmaktadır: “Adhuc de nobis fabula narratur”(2) 

Kurtuluşumuz, sermayenin zincirlerini kırıp, YZ’nin devrimci potansiyelini küresel proletaryanın hizmetine sunmaktan geçecektir.

1- https://dergi.bmo.org.tr/tekno-politika/yazilim-ve-zihin-emeginin-makinelesmesi

2- Hikâye hâlâ bizi anlatıyor

Bu Makaleyi Paylaşın