Söyleşi: Prof. Dr. Raşit Eskicioğlu

Gürcan Köftecioğlu
740 Görüntüleme
10 Dk Okuma Süresi

Şubat ayının sonlarında söyleşi serimiz için değerli öğretim üyelerimizden Prof. Dr. Raşit Eskicioğluile buluştuk. Yurt içinde ve yurt dışında değişik kültürdeki ülkelerde öğretim görevlisi olarak çalışan Eskicioğlu ile yaptığımız söyleşinin okurlarımıza geniş bir bakış açısı sunacağını düşünüyoruz…

Atlas Üniversitesinde Prof. Dr. Raşit Eskicioğlu’na konuk olduk. Merhaba nasılsınız?

Merhaba. Teşekkürler…

Sizin birçok üniversitede ve farklı ülkelerde görev yaptığınızı biliyoruz. Aslında çok uzun bir kariyeriniz var. Biz ise CV’nizden yazmayan ayrıntılara odaklanalım. Önce biyografiniz ve kariyerinizin ilk yıllarını öğrenelim.

Şöyle başlayayım, 1953 yılında İzmir’de doğdum. Ortaokul ve liseyi şimdiki adı ile İzmir Koleji’nde okudum ve 1972’de mezun oldum. İstanbul Teknik Üniversitesi Kimya Mühendisliği’nde üniversite eğitimine başladım. O yıllarda yaşanan politik olaylar nedeniyle Türkiye’de tüm üniversiteler 1 yıl kadar kapatıldığı için 1977’de mezun oldum. Bilgisayar kullanarak kimya mühendisliği problemleri çözme tutkum olsa da üniversitede yüksek lisans programları açılmadığı için kimya mühendisliği aşkımı bırakmak zorunda kaldım. 1974-75 yıllarında İstanbul Teknik Üniversitesinde rahmetli Prof. Dr. Nezihi Canıtez hocamızla ve o sıralar Amerika’dan dönüp üniversiteye gelen Prof. Dr. Ahmet Ercan hocamızla deprem araştırma konularında çalışmaya başladım. Maden Fakültesine yeni alınan INTERDATA 7/32 mini bilgisayarının işletimi ve programlaması ile uğraştım. Bu araştırmalar sayesinde tanıştığım o sıralar Ankara’daki Deprem Araştırma Enstitüsünde çalışan Hülya ile 1978’de evlendim. 1979-81 yıllarında ODTÜ’de yüksek lisans yaptım. Mezun olduktan sonra yurtdışı doktorasına başvurdum ve TÜBİTAK’ın bilgisayar alanında verdiği ilk bursu kazandım. Ancak parasal nedenlerle gitmekten vazgeçtim. Bu dönemde Hacettepe Üniversitesi Bilgisayar Bilimleri Mühendisliği bölümünün Mehmet Aksayan arkadaşımla birlikte bölümün ilk asistan ve okutmanları olarak çalıştım.

Peki sonra neler oldu, yurt dışı maceranız nasıl başladı?

Yurt dışına gitme, doktora yapma isteğim sönmedi. Önce arkadaşım aracılığıyla Arabistan’a Riyad’da IBM’in kurduğu bilgisayar eğitimi veren bir merkezde çalışmaya başladım. Sekiz aylık bir eğitimle, bilgisayar programcısı ve operatörü yetiştiriyorduk. Daha sonra Hacettepe’den Murat Taylı, Kılıçarslan Aytaç ve Ersay Gürsoy hocaların da oraya gelmesine neden oldum. Murat Taylı’nın liderliğinde orada dört bölümden oluşan Bilgisayar ve Enformasyon Bilimleri Fakültesi’ni kurduk.

1988’de Kanada’ya Alberta Üniversitesi’ne gittim. Orada Bilgisayar Bilimleri bölümünde doktoraya kabul edildim. Arada 1992-96 yıllarında ABD Louisiana’da New Orleans Üniversitesi’nde çalıştım. 1999’da Alberta’dan Manitoba’ya geçtim, hoca olarak başladım. 2025 yılı başında, orada geçirdiğim yirmi beş buçuk yılın ardından emekli oldum.

Son olarak da İstanbul’a döndünüz. Hem de bütün ailenizi, eşinizi, çocuklarınızı ve torunlarınızı Kanada’da bırakarak. Bu nasıl oldu?

2022’den bir dönem Kanada’da, bir dönem İstanbul’da çalışmaya başladım. Önce Bahçeşehir Üniversitesi’nde, daha sonra 2025 Eylül ayında Atlas Üniversitesi’nde çalışmaya başladım. Burada yeni açılan “Veri Bilimi ve Analitiği” bölümünde hem profesör hem de bölüm başkanı olarak görev yapıyorum. Bu bölüm konusunda Türkiye’nin ilk ve tek İngilizce eğitim veren bölümü. O açıdan önemli bir konumdayız Aynı zamanda Yazılım Mühendisliği Bölümü’nün de vekaleten başkanlığını yapıyorum.

Öğretim hayatınızdan yurtdışındaki öğrencilerinizle olan ilginç anılarınız vardı. Bunlardan birkaçını dinlemek isteriz.

İlk anım Suudi Arabistan’dan bir öğrencimiz ile ilgili, Murat Taylı’nın da çok iyi bildiği bir öğrenci, uzun bir liste göstererek kendisinin yüzüncü kuşak ya da daha yakın peygamber soyundan geldiği söylemişti. O çok ilgimizi çekmişti.

İkincisi, Louisiana’da 1992-96 yıllarında hocalık yaparken Sistem Programlama dersini veriyordum. Bu derste Assemby, Shell Script, Compilation gibi konular anlatıyoruz. Bir öğrenci hoşnut olmadığını söylemişti ve şikâyetçiydi. Orada C dilini de öğretiyordum. Derlemede hiç hata çıkmıyor, çalışır, neden çalışmıyor diyordu. “Segmentation Fault” dedim. Onlara, o zaman, orada Ada programlama dili öğretiyorduk. Ada dilinde eğer sözdizim hatası yoksa genellikle program beklendiği gibi çalışır. Ada güçlü bir dil olduğu hataya hiç izin vermez, C dili de tam tersidir, ne istersen yapabilirsin. C’nin felsefesi, `sen bu işi biliyorsun, senin hatalarına bakmam’

Sonuçta dekana şikâyet etmiş. Dekan da beni çağırıp ayaküstü ne oldu falan diye sormuştu. Anlattım… Bir buçuk yıl kadar sonra bu öğrenci dekana mektup yazmış: “Teksas’ta çalışıyorum, ikinci işimde ilk ay çok sıkıntı çektim. Sonradan anladım ki Raşit Hoca zamanında bize neler öğretmeye çalışmış, onun öğrettiği her şeyi yeni işimde kullandım,” demişti mektubunda…

Bilgisayar mühendisliği biliminin alt dallarından hangileri ile en çok ilgilisiniz, hangilerinde öğretim veriyorsunuz? Bunlardan bahseder misiniz?

Ben master tez hocam Murat Taylı’nın ekolünden olduğum için İşletim Sistemleri ana ilgi alanım oldu. Tez konum da Interdata’nın “Tek Kullanıcılı, Tek Görevli” işletim sistemini “Çok Görevli”ye (Multitasking) çevirmek oldu. Doktora tezim de “Dağıtık Paylaşılan Bellek” (Distributed Shared Memory) diyebileceğim konu oldu. Doktoradan sonra “Hızlı Ağ İletişimi” konularında çalıştım. Kanada’da bu konuda belki de dünyada ilk laboratuvarını dört değişik ağ iletişim cihazıyla kurduk. Dört ay kadar Münih’de Siemens’in Corus adlı mikrokernel sistemi üzerinde çalışmalar yaptım. Yazdığım kod, bir dönem Alcatel’in telefon carrier switch’lerinde kullanıldı.

Son yirmi yıldır “Kablosuz Algı Ağları“ konusunda çalışıyorum. Ona bağlı olarak da konum, izleme, takip, vb. konuları ile ilgileniyorum. Kafamdaki projelerden bir tanesi de “Akıllı Yaşlı Bakımevleri”. “Yürüme Analizi” de akıllı projelerimden biri. Bunlarla demans gibi hastalıkları süreçlerini takip etmek mümkün. Yaşlılarda kalça kemiği, dizkapağı gibi büyük ameliyatlardan sonra gelişimi ve iyileşme sürecini takip etmek, doktora geri bildirim vermek de projelerimden biri.

Böylece sayısal, elektronik sistemlerle bütünleşik akıllı bir yapı kurmak söz konusu. Buradan teknolojinin en çok ilgilendiği Yapay Zekâ’nın yanı sıra kendisi bilgisayar olmayan ancak bilgisayar kontrollü çalışan birtakım gereçlere, siber sistemlere, siber dünyaya el atmış oluyorsunuz.

Yapay Zekâ var olan verileri analiz ederek sonuç üretmeye çalışıyor. Veri yoksa ne yapacak? Su anda çalıştığım bölümün de amacı veri nasıl toplanır, veri nasıl temizlenir, veri nasıl gruplandırılır, veri nasıl etiketlendirilir, veri nasıl analiz edilir konuları.

Bu arada yurt dışından meslektaşlarımla “Siber Fiziksel Sistemler” konusunda kavramın yirminci yılı dolayısıyla bir makale üzerinde çalışıyoruz.

Mesleğimizin geleceği hakkındaki düşüncelerinizi öğrenmek isteriz.

Şimdi nereden baksan herkes bir Yapay Zekâ (YZ) vagonuna atlamış ya da atlama çalışıyor. Bana göre YZ anlaşıldığı gibi değil, çok daha değişik bir boyutta, çoğu şeyi bilemiyoruz daha. Yani LLM’lerle ya da ChatGPT’lerle, işte ben şunu sordum, bu cevabı aldım, bak güzel, ben buna program yazdırdım falan demekle olmuyor. Aslında teknoloji onun çok daha üstünde ve benzer şekilde de çok uzun yolumuz var. Aynı şekilde tehlikeli olacak yollar çünkü YZ her zaman görüldüğü gibi değil, kötü ya da yanlış kullanılabilir. Şimdi ChatGPT bile, “Söylediklerimin hepsi doğru olmayabilir,” diye bir ifade yazmaya başladı, yanılma payı var. Bilgi kirliliği var, o düzeltilmeden YZ’nın gerçek yüzünü görmek pek mümkün değil.

Katılır mısın bilmem, bir konuda hiçbir bilginiz yoksa YZ’ya sorup temel bilgi almak mümkün ama uzmanı olduğunuz bir konuda daha ayrıntılı bir araştırma yapıyorsanız YZ daha ileriye götürmüyor, hatta geriye götürüyor çünkü ortalama bir bilgi topluyor, ilkel bilgileri de içine alıyor, onları karıştırıp sonra size çorbadan bir kaşık veriyor…

Aynen ve hatta hiç bilmeyene de yüzde elli – yüzde elli diyebileceğim bir şekilde yanlış bilgilendirme yapabiliyor. Soran kişinin de bu yanıtı doğru diye kabul etme olasılığı çok yüksek. O da büyük tehlikelerden bir tanesi. Yarısı yanlış bir yanıtı doğru kabul edecek ve YZ öyle dedi diye inanacak.

Hem yurtdışında farklı kültürlerdeki ülkelerde hem de ülkemizde öğretim üyeliği yapmış bir deneyimli bir profesör olarak gençlere, öğrencilerinize önerilerinizi alalım.

Benim her zamanki önerim sorgulamayı hiçbir zaman bırakmamak. Ancak sorgulama derken bu ChatGPT gibi araçlar insanı tembelleştiriyor gibi geliyor bana. Oysa bu sorgulama araçlarından sadece bir tanesi. Okumak, başka medyalardan takip etmek gerekir. Her zaman neden bu böyledir, nasıl oluyor bu, şeklinde sorgulamalı. Evet YZ eğitim öğretim hayatımıza girdi fakat öğrencilere iyi, kullanın ama aldığınız yanıtları, hoca bunu sordu alın, diye vermeyin, söyleneni anlayın. Kendi dilinizde yeniden yazarsanız o zaman konunun uzmanı olursunuz. Çünkü problemi biliyorsun, problemi sordun yanıtını aldın, onu kendi dilinle yazdığın için, o süreçte öğreniyorsun. Yani sadece ChatGPT bunları dedi değil, neden böyle dedi diye mini bir analiz yaparak yeniden çözümlediğin için doğruluğu ve bilgi düzeyini yükseltiyorsun. Benim önerim sorgulamayı unutmamak ve tembelliğe gitmemek…



Atlas Üniversitesi’nde Prof. Dr. Raşit Eskicioğlu hocamıza konuk olduk. Hocam bizi bu güzel ve manzaralı ortamda bizi ağırladınız. Sizinle sohbet etmek çok keyifliydi. Çok teşekkür ediyoruz.

Ben teşekkür ederim. Kolay gelsin…

Bu Makaleyi Paylaşın