Söyleşi: Prof. Dr. Ali Saatçi

Gürcan Köftecioğlu
868 Görüntüleme
9 Dk Okuma Süresi

Değerli hocalarımızdan Prof. Dr. Ali Saatçi ile BM Dergi için yaptığımız keyifli söyleşi huzurlarınızda…

Gürcan Köftecioğlu / Güllük-Muğla, Ekim 2025

Bugün Hacettepe Üniversitesi Bilgisayar Bilimleri Mühendisliği Bölümü eski öğretim üyelerinden Prof. Ali Saatçi ile birlikteyiz. Hocam sizi özellikle gençlerimize tanıtabilmek için doğum yeri ve tarihinden başlayarak eğitiminiz ve kariyerinizi kısaca özetler misiniz lütfen?

1950-Ankara doğumluyum. Galatasaray Lisesi’nden 1970 yılında mezun olduktan sonra Fransız Hükümeti bursuyla Fransa’da Institut National des Scieneces Appliquées de Lyon’da Elektrik Mühendisliği okudum. Aynı kurumda Bilgisayarlı Süreç Denetimi (La commande Optimale par ordinateur, DEC-PDP8) konusunda doktora çalışmalarımı tamamlayıp Docteur Ingenieur diploması aldım. 1981 Yılında Hacettepe Üniversitesi Bilgisayar Bilimleri ve Mühendisliği Bölümü’nde -o zamanki adıyla- meslek yaşamıma başladım. İşletim Sistemleri, Mikroişleyicilerle Sistem Tasarımı, Veri İletişimi, Bilgisayar Ağları gibi konulardaki dersleri üstlendim. Bilgisayar Donanımı, Mantıksal Tasarım (Logic Design), Mikroişleyicilerle Sistem tasarımı, Bilgisayar Ağları laboratuvarlarının kuruluşunu üstlendim. Bilgisayar Donanımı Anabilim Dalı Başkanlığı ile iki dönem Bölüm Başkanlığı gibi idari görevleri de yerine getirdim. Eğitim ve araştırma çalışmalarının yanı sıra İçişleri Bakanlığı, Yüksek Seçim Kurulu, Kara Kuvvetleri Komutanlığı gibi kamu kurumlarında MERNİS ve YSK Bilişim Sistemlerinin geliştirilmesine danışman olarak katkı verdim. 2013 yılında emekli oldum. Emekli yaşamımı İngiltere-Cambridge ve Güllük’te sürdürüyorum.

Biraz da öğretim üyesi olarak ilginç olabilecek anılarınızdan söz eder misiniz? Örneğin sizden yüksek not almak çok zordu. Bununla ilgili bir anınızı anlatır mısınız?

Orta öğrenimden başlayarak Fransız sisteminden yetiştim. Fransız eğitim sisteminde öğrenci not ile terbiye edilir. Bol not öğrenciyi tembelliğe sürükler diye düşünülür. Şeytan azapta gerektir. 10 üstünden verilen notlardan 10 ve 9 Tanrının, 8 hocanındır. Öğrenci en çok 7 alabilir! ;-)) “Rol model” de Fransız hocalar olunca kıt not vermek hocalığın şanındandır sanılır. Sonradan Anglosakson sisteminde öğrenciyi kıt notla baskı altında tutmak yerine bol notla yüreklendirmeyi tercih ettiklerini gözlemledim (you can do it). Zaten Kıta Avrupası ile Anglosaksonların (Kuzey Avrupa) her şeyi birbirinin tersidir. Sanırım bu yaklaşım çok daha insancıl ve etkilidir. Bireye (öğrenciye) güven duyar ve özgüven kazandırır. Keşke rol modelim Anglosakson hocalar olsaymış. Gençlik yıllarında insanın başında da kavak yelleri esiyor. Hocalık mesleğimin ilk yıllarında, ilk mezunlarımızdan Yüksel Elmacıoğlu’nun yeterli (?) not alamadı diye mezuniyetini tek dersten dolayı bir yıl geciktirmiş olmanın pişmanlığını hâlâ taşıyorum.

Meslek yaşamınıza bakarsak ana hatlarıyla 80 yıllık bilgisayar tarihinin son 50 yıldan fazlasına hakimsiniz; bizzat içinde bulundunuz. Teknolojinin baş döndürücü hızı, günümüz bilgisayarları, akıllı telefonlar, yapay zekâ, bütün elektronik unsurlarıyla siber dünya ve öngörebilmekte olduğumuz yakın gelecekle birlikte yazılım ve donanım dünyası hakkında en birikimli kişilerden biri olarak nasıl bir değerlendirme yaparsınız, neler söylemek istersiniz?

Gerçekten öğrenciliği de kapsayacak biçimde düşündüğümüzde, meslek yaşamımız boyunca bilişim devriminin ortasında bulduk hep kendimizi. Beş yıllık evreler boyunca bilişim teknolojisi hem donanım hem de yazılım açısından altüst olup durdu. Yazılım aracı olan programlama dilleri doğup doğup öldü. Tümleşik çevrim yoğunlukları, buna bağlı olarak; işleyiciler, bellek ögeleri, ikincil bellekler baş döndürücü bir hızla gelişti. Önceden delikli şerit ve kartlarla, sonradan CRT uçlarla (terminallerle) erişilen odalar dolusu büyük boy bilgisayarlar -tıpkı dinozorlar gibi- yok oldu. Yerel ağlar içinde bütünleşen kişisel bilgisayarlar ve sunucular onların yerini aldı. Kişisel bilgisayarlar sonradan uç olarak çoğunlukla cep telefonlarına yenildi. Internet ve Web, bulut (cloud) altyapısı ile bilgi işlemin sanal evreni oldu. Yüksek iletişim hızlarıyla bağlantı kurulan, bulut ortamında işlem gücü ve bellek sığası tanımlanmış sanal bilgisayarlar kurumların bilgi işlem merkezlerinin yerini aldı. CPU (Central Processing Unit – Merkezi İşlem Birimi) adı verilen karmaşık işleyiciler gözden düşerken, dört işleme odaklı hızlı GPU (Graphics Processing Unit – Grafik İşlem Birimi) niteliğindeki işleyiciler öne çıktı. Tüm bu olağandışı gelişim sırasında bellek sığaları KB’lardan, MB’lara, GB’lara, TB’lara; iletişim hızları ise Kbit’lerden, Mbit’lere, Gbit’lere, TBit’lere evrildi. Bu alt-üst oluş ortasında bilişim eğitimini ve araştırmaları yürütenler sürekli yeni şeyler öğrenmek, ders içeriklerini ve notlarını sık sık değiştirmek, yeni araştırma konularına dahil olmak, yeni dersler açmak zorunda kaldılar. Çoğu zaman formülleri neredeyse hiç değişmeyen doğa bilimleri alanındaki meslektaşlarına iç geçirerek bakmadı da değiller. ;-))

Bilgisayar Mühendisliği, meslek olarak bilişim teknolojilerine dayalı olduğundan teknoloji değiştikçe niteliğinin bu doğrultuda değişmesi de çok doğaldır. Bugün Yapay Zeka(AI) ile bu nitelik, şimdiye değin hiç olmadığı kadar değişeceğe benziyor. Yapay zeka, sistem geliştirme ve programlamayı insandan çok daha hızlı bir biçimde gerçekleştirmeye başladı. Gelecek yıllarda sistem çözümleme ile sistem ve uygulama geliştirme tümüyle yapay zeka yöntemleriyle yapılacak gibi görünüyor. Doktorluk, avukatlık, muhasebecilik, çevirmenlik gibi mesleklerin yapay zeka altyapısıyla yürütüleceğini ve bu bağlamda uzman işgücüne çok daha az sayıda gereksinime duyulacağını şimdiden görebiliyoruz. Bu bağlamda, bugün bilgisayar mühendisliği dediğimiz mesleğin de adıyla birlikte değişeceğini; biyolojide, matematikte, yapay zeka altyapısı ve yöntemlerinde, belki de kuantum fiziği gibi farklı alanlarda uzmanlaşmış az sayıda yüksek nitelikli mühendislerce yürütüleceğini söylemek çok da yanlış olmayacaktır.

Burada arzu ederseniz sizin gündeme getirmek isteyeceğiniz, bilgisayar mühendislerini ilgilendirebilecek bir konudan bahsedebiliriz.

Eskiden değişik kurumlara giderek aldığımız farklı hizmetleri bugün olduğumuz yerden, kişisel bilgisayarlarımızdan, cep telefonlarımızdan ve çevrim içi uygulamalardan kolayca alır duruma geldik. Emeklilik dönemimde hem Türkiye’de hem de İngiltere’de yaşıyorum. Oğlumu ve torunlarımı görmek için de ABD California Eyaletine gidip geliyorum. Sözünü ettiğim çevrim içi hizmetleri meslek gereği ister istemez karşılaştırıyor insan. Şaşırıp şaşırıp kalıyorum. Türkiye’de özellikle bankalardan almayı kanıksadığımız çevrim içi hizmetlerin çoğunu bu ülkelerde -örneğin teknoloji geliştirme merkezi sayılan Silikon Vadisi’nde bile- almak olanaklı olmuyor. Terzi söküğünü dikemez lafını doğrularcasına.

Aklımca buna iki neden buldum: Birinci nedeni matbaadan başlayarak teknolojik gelişmeleri kaçırmış bir toplum olarak Atatürk Türkiyesi’nde yeniliklere artık hemen dört elle sarılma refleksimizle açıkladım. Gerçekten de biz Türkler teknolojik yeniliklere çok açık bir toplumuz. Politikacılarımızın ve bürokratlarımızın gelişmişlik düzeyini teknolojiyi kullanmada görmesi de bir başka neden olsa gerek.

Yukarıda andığım gelişmiş Batı ülkelerinde insanlar kişisel verilerini titizlikle koruyor. Bilgisayar uygulamaları geliştirilirken verilerin gelişi güzel kullanımını engelleyen yasal düzenlemeler ve buna bağlı ciddi yaptırımlar var. Farklı bilişim sistemlerinin bütünleşmesinde hem erişim hem de veri bütünlüğü anlamında zorluklarla karşılaşılıyor. Türkiye’de T.C. kimlik numarası ile oluşturulan MERNİS’i tüm sistemler kullanıyor. Tüm kamu kurumları ve örneğin bankalar gibi çoğu özel kurum yurttaşların kişisel kimlik bilgilerini kişinin izni olmaksızın da MERNİS’ten alabiliyor. Web servis uygulamalarıyla bilişim sistemleri arası bilgi alışverişi kolaylıkla yapılabiliyor. Bu MERNİS merkezli bütünsel yapı hizmet kolaylığı sağlıyor ve işlemler tek noktadan kolaylıkla gerçekleşiyor. Türkiye’de bilişim hizmetlerinin Batı’ya göre daha kolay ve hızlı alınıyor olmasının nedenlerinden biri de bu olsa gerek.

Hizmet olarak hız ve kolaylık sağlayan bu yapının güvenlik, özgürlük ve gizlilik açısından sakıncalarının olduğu da çok açık. Yurdumuzda da kişisel verilerin kullanımına dönük yasal düzenlemeler var ancak hoyratlığın ve özensizliğin olduğunu da kabul etmek gerekiyor. Yukarıda da belirttiğim gibi MERNİS geliştirilirken değerli hocamız Profesör Ünal Yarımağan ile birlikte danışmanlık yaptım. TC Kimlik Numarası ihdas edilirken bir toplantıda bu sakıncayı dile getirdiğimde çoğu yetkili yüzüme anlamsız bir biçimde baktı. Bir yetkili de “Hocam benim gizleyecek bir şeyim yoksa bilgilerimin kurumların elinde olmasının ne sakıncası olabilir” diye itiraz etti. Ülkemizde devlet kutsaldır, devlete güven tamdır, devlet babadır hatta anadır. Batı’da ise insanlar devlete hep güvenle bakmıyorlar. Tarihte yaşananlar bunda etkili olsa gerek. İnsanlar yaşayarak deneyimle öğreniyorlar. Yarının ne getireceğini de bilmek olanaksız.

Belki bir üçüncü nedenden de söz etmek gerekebilir. Türk’e Türk propagandası demezseniz bilişim sistemleri geliştirmede çok nitelikli ve becerikli bilgisayar mühendislerinin, şirketlerin ve meslek kuruluşlarının varlığı da ülkemizde sayısal uygulamaların başarılı bir biçimde geliştirilmesi ve yaygınlaştırılmasında kilit bir işlev görmüştür demek de çok abartılı olmayacaktır. Cesar’ın hakkı da Cesar’a!

Gelenekselleştirdiğimiz üzere söyleşimizi genç meslektaşlarınıza ve üniversitelerdeki bilişim öğrencilerine tavsiyelerinizle kapatalım uygun görürseniz.

Sevgili Gürcan, anlamak gerek gideni ve gelmekte olanı. Bizimkiler gidenlerin tavsiyesi olur. Z Kuşağı yani bugünün bilişim öğrencilerini özgür bırakmak en doğrusu. Yaşamlarına anlam verecek etkinlikleri herkes kendisi özgürce bulur çıkarır. Hepsine meslektaşları olarak başarılı, mutlu, huzurlu ve sağlıklı bir yaşam dilemekle yetineyim.

Çok teşekkür ederiz. Bizden de aynı güzel dilekler sizin için…

ETİKETLENDİ:
Bu Makaleyi Paylaşın