ABD ve Dünyanın en büyük bilişim-iletişim tedarikçisi olarak Hindistan
Hindistan’da 2023 itibarıyla 2.8 milyon bilişim işçisi çalışıyordu. Bilişim-iletişim teknolojileri ve bağlantılı iş süreçleri hizmet tedariği toplamında çalışan işçi sayısı 5.4 milyon kişiyi buluyordu. (İş süreçleri hizmet sağlama taşeronluk ve tedariği, örneğin ABD ve İngiltere’deki büyük şirketlerin çağrı merkezi, müşteri hizmetleri, otel rezervasyonu, bilet satışı, fatura kesme, maliye ve hukuk müşavirliği, yazılım geliştirme gibi işlerinin veya büyük marketlerin müşterilerinin ekrandan izlenmesi gibi işlerin Hindistan gibi düşük ücret ülkelerinden yapılmasıdır.) Hindistan dünyanın en büyük bilişim-iletişim teknolojisi (BİT) işleri tedarikçisi ve ihracatçısıdır. BİT ve bağlantılı hizmet tedariği sektörlerinin toplam 254 milyar dolarlık gelirinden yüzde 79’u (yüzde 74’ü/190 milyar doları ABD’ye olmak üzere), “ihracata dönük” taşeron tedarik işlerinden gelir. Küresel off-shore BİT tedarik işlerinin yüzde 65’i ve bağlantılı küresel off-shore hizmet tedariği işlerinin yüzde 40’ı Hindistan’da gerçekleştirilir. BİT ve bağlantılı hizmetler sektörü 2022’de Hindistan GSMH’sinin yüzde 7.4’ünü oluşturuyor, 2026’da bu oranın yüzde 10’a çıkması hedefliyordu.
Muazzam rakam ve oranlar. Çin kapitalizmi Batı’nın imalat tedarikçisi olarak gelişirken, Hindistan kapitalizminin 1980’ler-90’lardan itibaren Batı’nın (aslen ABD’nin) bilişim ve bağlantılı hizmetler tedarikçisi olarak şekillenmesinin başlıca nedenlerini şöyle sıralayabiliriz: Hindistan’ın eski Britanya sömürgesi olmasından gelen İngilizcenin resmi ikinci dil olması ve Anglo-Saxon kültürüne aşinalık (Hindistan’da ana dili gibi İngilizce konuşabilenlerin sayısı 129 milyon kişiyi buluyor)… Uluslararası standartlarda bir teknik ve mühendislik eğitimi sistemi (Hindistan’da STEM – birleşik bilim, teknoloji, mühendislik ve matematik- yüksek öğretimine sahip mezun sayısı yılda 2.6 milyon kişiyi buluyor) (1)
Hindistan’da ve Hint-Amerikan diasporasında teknoloji konusunda, aydın ve emekçi kuşakların başta bilimsel-teknik eğitime olmak üzere bilim ve teknolojiye güçlü ilgisi ve hevesinde, etkileri 1970’lere ve 80’lere kadar süren anti-sömürgeci bağımsızlık hareketinin önemli bir rolü vardır. Hindistan’da anti-sömürgeci bağımsızlıkçı hareketlerin bilim ve teknolojiyi mücadelede etkin biçimde kullanmasının ve sömürge-sonrası bağımsız kalkınma planlarında bilim ve teknolojiye atfedilen büyük değerin önemli bir rolü vardır. Eğitimi, bilim ve teknolojiyi, planlamayı bağımsızlığın ve kalkınmanın güvencesi olarak gören bu yaklaşım, aynı zamanda “Amerikan rüyası”na ve burjuva bireyciliğe de bir sınır çekiyordu. (2) Bu hareketler Hindistan’ın sonraki kuşaklarında da miras olarak eğitime, bilim ve teknolojiye verilen önemi bıraksa da, bunların giderek içi boşaltıldı, yerini “Amerikan rüyası”na ve tekno-bireyci rekabet ve yükselme hırsına tabi olan bir teknoloji fetişizmine bıraktı.
Ucuz teknik işgücü bolluğu (Hindistan’daki ücretler ABD’deki benzer işlere kıyasla, yazılım ve kodlama işlerinde yüzde 40-60, daha az vasıflı hizmet sağlama işlerinde yüzde 90 daha düşük. ABD’de ise Trump’ın ilk döneminde yapılan bir yasa değişikliği ile, Güney Asyalı teknoloji işçilerinin Amerikalı işçilerden daha düşük ücret alması düzenlendi. Trump birinci döneminde H1B vizelerinin kısıtlanması, Trump ikinci döneminde H1B çalışma vizelerine 100 bin dolarlık fiyat konulması, Hintli teknoloji işçilerinin ABD’ye çok daha kısıtlı ve ancak F1 öğrenci ve 1-3 yıllık çalışma vizesiyle girebilmesi, ABD’deki Hintli ve diğer göçmen teknoloji işçilerinin durumunu daha bir güvencesizleştirdi ve ücretlerini daha da düşürdü.) (3) … Çok büyük sayılarda teknik ve bağlantılı hizmet işçisinin çalıştırılabildiği ölçek ekonomilerinden gelen maliyet ve verimlilik avantajları… Hindistan’da internet kullanıcısı sayısının 750 milyon kişiyi bulması, ve Batı ülkeleri ve Çin internet pazarı doymuş durumdayken, henüz yüzde 52 erişim oranıyla, hızla genişlemeye, dış yatırım ve iç inovasyon çekmeye devam etmesi…
Hindistan’ın büyük teknoloji şirketlerinin baştan itibaren ABD şirketleri ile ortaklıklar, anlaşmalar ve yapısal uyarlanmalar çerçevesinde gelişmesi (örneğin Bilişim Teknoloji Parkları ve vergi ve maliyet teşvikleri, bilişim ve teknoloji alanlarında yabancı yatırım ve ortaklıkları kolaylaştıran düzenlemeler, Hint büyük teknoloji şirketlerinin küresel 5. derece bilişim ve hizmet tedarik sertifikalarına sahip olması, “24 saat çalışma modeli” gibi ABD’li şirketlere gece boyu da hizmet sunma düzenlemeleri, çalışma yoğunluğunu ve sürelerini artıran yalın ve çevik üretim gibi ABD sektör standartlarına uyum, Hindistan ile ABD arasında geçici çalışma sertifikalarıyla geçişli olarak çalışan bir Hintli BİT işgücü, vb)…
Hindistan kapitalizminin ABD’ye teknoloji ve teknik işçi tedarikçiliği, 1980’lerde ve 90’larda Microsoft gibi teknoloji tekellerinin yüksek vasıflı Hintli teknoloji çalışanlarını istihdam etmesi ve General Electric, Citibank gibi tekel ve bankaların BIT işlerini Hindistan’a kaydırmasıyla başladı. 1980-98 döneminde ABD Silikon Vadisinde kurulan teknoloji şirketlerinin yüzde 7’sinin Hintli CEO’su veya kurucusu vardı. Silikon Vadisinde 1999 yılında yapılan bir araştırma bilim ve mühendislik işgücünün 3’te birinin (başta Hintliler olmak üzere) göçmen olduğunu, yüksek teknoloji şirketlerinin 4’te birinin Hintli veya Çinli CEO’lar tarafından yönetildiğini gösteriyordu. (4) 2019 yılında, Microsoft, Google, Adobe, Nokia, MasterCard’ın CEO’ları Hintliydi. (5) ABD California Silikon Vadisinde 2025 araştırması ise, teknoloji işçilerinin yüzde 23’ü Hintli, yüzde 18’i Çinli olmak üzere, göçmen işçilerin oranının yüzde 50’ye yaklaştığını gösteriyordu. (6) ABD’de vasıflı yabancı işçiler için geçici (ve bir kısmına kalıcılık şansı da veren) çalışma vizesine (H1-B vizeleri) sahip işçilerin yüzde 70’ini Hintli teknik (çoğunluğu yazılım geliştirici olan) işçiler oluşturuyor. Apple, Microsoft, Amazon, Google, Meta ve Netflix gibi en büyük teknoloji tekellerinde çalışan Hintli işçilerin toplam sayısı 215 bin kişiyi buluyor.
ABD teknoloji tekelleri Hindistan’daki ofislerinde de yüzbinlerce Hintli teknoloji işçisini (aynı zamanda ABD ve dünya çapındaki işlerine dönük olarak) istihdam ediyor. Örneğin IBM Hindistan’daki ofislerinde 100 bin, Oracle 40 bin Hintli teknoloji işçisi çalıştırıyor.
Tüm bunlar çok açık biçimde, Hintli teknoloji işçilerinin ABD’nin “BİT taşeron arka ofisi” olmakla kalmadığını, Hintli (ve yanı sıra Çinli) ucuz, bol, genç ve deneyimli, nitelikli, hırslı, disiplinli teknik işgücünün onyıllardır, hem ABD teknoloji şirketlerinin Asya’daki işçileri olarak hem de bizzat ABD’de sayıları durmaksızın artan göçmen yazılım geliştirme işçileri olarak, ABD merkezli teknoloji geliştirmede ve teknoloji devlerinde on yıllardır kurucu bir rol oynadığını gösteriyor. ABD’nin teknoloji emeği talebinin yoğun olduğu dönemde teknolojik işgücü açığını kapatmak, bizzat ABD’deki teknoloji işlerinde ücret artışlarını frenleyerek işgücünü ucuzlatmak, ABD teknoloji sektörünün birim maliyetlerini düşürmek ve karlılığını artırmak açısından başta Hintli, sonra da Çinli ve diğer göçmen teknoloji işçilerin kritik bir rol oynadığını görmek gerekiyor.
Hindistan kapitalizmi dijital platform teknolojilerinde oynadığı teknoloji ve teknik işçi tedarikçisi rolünü, Yapay Zeka teknolojilerinde, veri merkezleri ve çip üretimi gibi alanlarda da büyük tedarikçi olarak sürdürmeyi planlıyor. Hindistan’da şu an toplam 1.2 GW veri merkezi var, 1.4 GW veri merkezi inşa halinde, ve benzeri görülmemiş biçimde, 5 GW’lik veri merkezleri daha planlanma sürecinde. Şu an toplam 60 milyar dolar olan veri merkezi yatırımlarını 2027’de 100 milyar dolara, 2030’da bunun birkaç katına çıkartmak hedefleniyor. Hindistan’da en az 1 GW’lik devasa veri merkezi yatırımı yapmayı planlayanlar arasında Google (5 milyar dolar), Brookfield (11 milyar dolar), TCS (Hindistan merkezli en büyük sermaye gruplarından Tata’nın şirketi, 2 milyar dolar), OpenAI (en az 1 GW) veri merkezi yatırım planları var. (7) Yalnızca Google’ın Hindistan’daki veri merkezlerinde toplam 188 bin işçinin, mevcut, inşa halinde ve planlanan dev veri merkezleri toplamında ise 1 milyona yakın işçinin çalıştırılması öngörülüyor. ABD ve Hindistan burjuvazisi Hindistan’daki bu görülmemiş mega veri merkezi yoğunlaşmasında yağmalanacak ucuz teknik ve taşeron işgücü ve doğa bulmakta zorlanmayacak olsa da, bu plana ne kadar enerji ve su kaynağı bulabilecekleri kuşkulu. Otomativ, elektronik ve montaj sanayinin Hindistan’a kaydırılmasının olduğu gibi, mega veri merkezleri planının Hindistan’daki sınıf ve doğa mücadelelerini her düzeyde şiddetlendireceği ise kesin.
Hindistan’da bilişim-iletişim sektörünün hızlı büyümesi Hindistan kapitalizmi ve emperyalist kapitalist mali organlar tarafından “büyük başarı” diye allanıp pullanmasına karşın, ne Hindistan kapitalizminin emperyalist kapitalizm ve teknolojisine bağımlılığını ortadan kaldırdı ne Hindistan’ın sosyo-ekonomik ve demokratik gelişmesine bir yararı oldu ne de Hindistan’ın keskin eşitsizlik uçurumlarını bir nebze azalttı. Tam tersine teknolojik tedarik işleri ve ihracatının 1970’lerin sonlarından günümüze en büyük birkaç holding elinde yoğunlaşması ve merkezileşmesi, Hindistan’daki tedarikçi bilişim-iletişim sektörünün (Çin’deki imalat tedariğinden farklı olarak) yerel pazarının ve yan sanayisinin çok sınırlı olması, ihracat pazarının büyük bölümünün ABD olması ve ürün çeşitliliğin olmaması, Hindistan’ın bilişim-iletişim tedariğinin bir nevi sömürge dönemini çağrıştıran “ayrıştırılmış ihracat bölgeleri”nin modern versiyonu olmasına yol açtı.(8)
Şu soruya da yanıt vermemiz gerekiyor: Hindistan dijital teknoloji sektörüne Çin’den daha önce girmesine ve bu alanda bir TCS gibi bir dünya devi şirket çıkarmasına karşın teknoloji geliştirmede neden ve nasıl Çin’in bu kadar gerisinde kalmış durumda?
Bir ilk basit yanıt, Hindistan’ın teknoloji alanında Çin’in neredeyse iki katı yüksek vasıflı işgücü çıkartıyor olmasına karşın Hintli yüksek vasıflı teknoloji emeğinin büyük çoğunluğunun ABD’ye göç etmesi ve ABD teknoloji şirketlerinde çalışması, ABD emperyalist kapitalizminin teknolojik çıkarlarına hizmet etmesi; Çin’in ise teknolojik işgücüne dair özel politikalarla yüksek vasıflı teknoloji işgücünü ülkede tutmayı, eğitim veya çalışmak için ABD’ye gidenlerin önemli bölümünün de öğrendikleriyle ülkeye dönmesini sağlamayı özel politikalarla gözetmesidir.
Daha temeldeki etmen ise, Çin’in imalat sanayi ve birincil sektörde (üretim araçları üreten sektör) yoğunlaşmasının teknoloji geliştirmeyi daha fazla zorunlu ve olanaklı kılarken, Hindistan’ın birincil sektördeki geriliğinin teknoloji geliştirme olanaklarını da geriye çekmesidir. (9, 10)
Nitekim Çin’de bilimsel-teknolojik ve inovasyon yatırım harcamaları GSMH’nin yüzde 2.6’sını bulurken Hindistan’da bu oran yüzde 0.65 gibi düşük bir düzeydedir.
Teknoloji tedariğinde bir dünya devi: TCS
Hindistan’da bugün bilişim-iletişim sektörü gelirlerinin yaklaşık yüzde 40’ını tek başına TCS (Tata Consultancy Services) elinde tutuyor, ilk 4 teknoloji şirketi ise (TCS, İnfosys, HCL Tech, Wipro) yüzde 90’ını kontrol ediyor. TCS, 2024 itibarıyla 200 milyar dolarlık sermaye değerlemesi ile dünyanın en değerli BIT Hizmetleri şirketleri arasında (Accenture’dan sonra) ikinci sırada, dünya çapındaki teknoloji şirketleri arasında 11. sırada, 600 bin çalışanıyla ise dünyanın en çok işçi çalıştıran teknoloji şirketleri arasında yer alıyor. Özetle Hindistan teknoloji sektöründeki tekelci oligarşik sermaye merkezileşmesi ve yoğunlaşma düzeyinin ABD ve Çin teknoloji sektörlerinde bile görülmemiş bir düzeyde olduğu söylenebilir.
Dünyanın en büyük 60 sermaye grubu arasına giren, teknolojide de en büyük emperyalist kapitalist tekellerin hemen ardından gelen Tata Grup bu gücü nereden alıyor diye sorulacak olursa: Tata Grup’un kökleri de Hindistan’ın 19. yüzyıldaki sömürge döneminde İngiliz sömürgeciliğiyle derin ve karanlık işbirliğinde yatar: İlk sermaye birikimini İngiliz sömürge imparatorluğunun kirli işlerini yaparak elde eder: Afyon tedarik ve ticareti, İngiltere’nin Afrika’daki sömürge savaşlarına askeri-lojistik tedarikçilik, Amerikan iç savaşı nedeniyle İngiltere’de pamuklu sanayinin yaşadığı hammadde kıtlığı ve kriz sırasında pamuk ve iplik işlerine giriş, vb. Hindistan’da bağımsızlık mücadeleleri kabarıp Hindistan ekonomisi İngiltere imparatorluğunun bir sömürge bileşeninden “bağımsız ulus devlet”e geçtiği süreçte de, Tata bu kez “ilerici sosyal kalkınmacı sermaye” görünümü ve tekstil ve demir-çelik alanındaki yatırımlarıyla ayrıcalıklarını sürdürmekle kalmadı, Hindistan’ın en büyük özel sermaye holdinglerinden ve işverenlerinden biri olarak, kast sisteminin kapitalist gelişmeye uyarlanarak korunmasında, kendi fabrikalarında ve fabrika kasabalarında ücretleri düşürmek ve işçi sınıfını parçalamak için kullanılmasında büyük bir rol oynadı. (11) Tata Holding’in altyapı, eğitim, sağlık, kültür gibi alanlarda devlet ile iç içe geçmiş yoğun faaliyetleri ve “yardım” kampanyaları, yine yoğun bir propaganda kampanyası eşliğinde, Tata’yı “sosyal sorumlulukçu, halkın içinden çıkmış ilerici sermaye” diye lanse ederken (ki bunda Hindistan “Komünist” Partisi’nin revizyonist “kapitalist olmayan yoldan kalkınma” ve “ulusal burjuvaziye destek” politikalarının etkisi de belirgindir), daha sonra kendi özel teknik lise ve enstitülerini de kuracak Tata’ya vasıflı işgücü üzerinde de tekel ve kontrol olanağı verdi. 1968 ve 1970’li yılların ilk yarısında Hindistan işçi sınıfı ve devrimci hareketinin yükselişi, Tata Holding’in Tata Chemicals gibi bir çok fabrikasında uzun süreli işçi grev ve direnişleri yaşanması ise, Tata’nın gerçek yüzünü daha bir açığa çıkardı. 1974’ta 1 milyon 700 bin demiryolu işçisinin ekonomiyi felç eden militan grevi ve merkezi sanayi bölgelerinde militan işçi grevleri dalgası karşısında Mahadma Gandhi hükümetinin çıkardığı İç Güvenliği Koruma Yasası ile, binlerce grevci işçinin tutuklanması, on binlerce işçi ailesinin demiryolu lojman ve mahallelerinden zorla sürülmesi, Territoryal Ordu ve Polis’in grev ve direnişlere vahşi saldırıları, Shiv Sena’nın (faşist bir kontrgerilla partisi) devrimcilere ve grevci işçi önderlerine saldırı ve suikastlarıyla işçi sınıfı hareketi bastırılmaya çalışıldı. Ardından çıkartılan sıkıyönetim yasası döneminde (1975-1977) mücadeleci sendikalar ve grevler yasaklandı, devrimci ve direnişçi işçilere ve örgütlere karşı sürek avı başlatıldı. Toplam 110 bin kişi tutuklandı (bunların içinde en az 2 bin sendikacı ve işçi önderi vardı), sayısız sendika, dernek, parti kapatıldı, kazanılmış işçi hakları kaldırıldı, devrimci ve sol işçilerin yoğunlaştığı ve en az toplam 100 bin kişilik gecekondu mahalleleri yıkıldı, yalnızca Delhi’den 700 bin kişilik bir nüfus sürüldü, azınlıklara nüfus planlaması (iğdiş etme) yasaları çıkarıldı. Bu uygulamaların arkasındaki güçlerden biri olan Tata yönetim kurulu başkanı bunları “son derece pragmatik ve sonuç odaklı bir yaklaşım” diye alkışlıyordu. (12)
1968’de Hindistan’ın ilk bilgisayarlı yönetim destek (modernizasyon, rasyonalizasyon) şirketi olarak kurulan TCS (Tata Yönetim Danışmanlığı Hizmetleri, aslen Tata Bilgisayar Merkezi olarak bilinir), geleneksel büyük sanayideki yavaşlama ve kar düşüşlerine karşılık yeni ve daha yüksek modern kar alanları arayışının bir ifadesiydi. TCS, Tata’nın çelik işletmesinde delikli kartlı bilgisayarlı kontrol sistemi kurma, Hindistan Merkez Bankası şubeleri arasında bilgisayarlı eşgüdüm sistemi kurma gibi Hindistan’da gerçekleştirdiği ilk büyük işlerinden sonra hızla uluslararası bilgisayarlı modernizasyon pazarına girdi, İsviçre’den Kanada’ya Güney Afrika’ya kadar bir dizi büyük şirketin elektronik depolama ve ticaret sistemlerini, borsaların bilgisayarlı otomasyon sistemlerini kurdu. 1980’de Hindistan’ın ilk özel Yazılım AR-GE merkezini, hemen ardından da okyanus ötesi (uluslararası) Yazılım Geliştirme merkezini oluşturdu. 1990’ların sonlarında iç ve dış şirketlere Bilgisayarlı Yönetim/Karar Destek Sistemleri (DSS), 2000’lerin başlarında ERP sistemleri (İşletme Kaynak Planlaması), 2011’de bulut bilişim sistemleri kurmaya başladı. E-ticaret, biyo-informatik sektörlerine girdi, dünya çapında ABD’den Avustralya’ya Almanya’dan Şili’ye çok sayıda ülkede başta bankacılık alanında olmak üzere yazılım ve dijital otomasyon ve kontrol sistemlerinin kurulum ve bakım-onarım işlerini yaptı.
TCS’nin yıllık geliri 2003 yılında 1 milyar doları, 2011 yılında 10 milyar doları, 2025 yılında 30 milyar doları aştı.
Hindistan gibi bağımlı kapitalist bir ülkede, ilk özel bilgisayar/dijital teknoloji şirketinin (bağımlı kapitalist ülkeler standartlarına göre) 1968 gibi erken bir tarihte kurulması, TCS’nin emperyalist kapitalist teknoloji şirketlerine tedarik ve taşeronlukla da sınırlı kalmayan, dünyanın en büyük teknoloji şirketleri arasında 10. ile 15. sıra arasında yer alması, bilişim hizmetlerinde dünyanın en büyük 2 şirketinden biri olması, ilginç görünebilir.
Kritik bir etmen, Hindistan’da az sayıdaki dev sermaye grubuna dev çaplı özelleştirme peşkeşleri, devlet bankalarından dağıtılan dev çaplı ucuz krediler, ve yüksek karlı dev devlet ihaleleri ve projeleridir. TCS, Hindistan devletinin dev işletmelerinin dev çaplı bilgisayarlaşma ve dijitalleşme projelerini yürüttü. Hindistan devletinin toplamı 100 milyarlarca doları bulan elektronik kimlik, dijital biyometrik kimlik programı, 4G ve 5G, posta, demiryolu, havayolu, sağlık, eğitim ve bankacılık dahil çok sayıda dev dijitalleşme sistemi ihalelelerini aldı. Yerli halklardan gaspedilen uçsuz bucaksız araziler, devletten görülmemiş teşvikler, devlet bankalarından görülmemiş ölçekte ucuz ve bol kredilerle hızla şişirildi. Bu neoliberal “kaynak” transferleri, mülksüzleştirme ve ucuz proleterleştirme dalgaları, toplumsal-siyasal muhalefet üzerinde despotik-faşist baskı dalgaları ile birlikte, Japonya, Güney Kore, Tayvan ve Çin gibi ülkelerde uygulanan, tüm güç ve kaynaklarını az sayıda sermaye grubunda yoğunlaştırarak, az sayıda dünya devi tekelci şirket çıkarmaya dönük, “jet oligarşik kalkınma” modelidir.
“Japonya, Güney Kore, Tayvan’ın 2. emperyalist kapitalist savaş sonrasından 1980-90’lara kadar süren, Batı kapitalizmine “yetişmeci”, “devlet ile tekelci özel şirketler işbirliği” ve kapitalist “planlama politikası”na dayalı, hızlandırılmış ve yoğunlaştırılmış, jet kapitalist modernizasyon, rasyonalizasyon, endüstrileşme, teknolojizasyon, tekelleştirme modelidir.Bu ülkelerde bu model, devletlerin büyük bir hızla modern altyapıları kurması ve geliştirmesi, devlet ile iç içe geçmiş belli “seçilmiş” şirketlerin birleşmelerle, devletin ucuz ve bol finansman ve enformasyon aktarımıyla, deneyimli işçi, uzman ve yönetici aktarımıyla, o dönem “kongremela” veya “şabol” denilen muazzam bir sermaye yoğunlaşması ve merkezileşmesiyle ve tedarikçi-taşeron zincir ve ağları yayılımıyla, uygulandı.” (13)
Bu modeli daha sonra Çin ve bugün de Hindistan uygulamaya çalışıyor.
TCS bir nevi, teknoloji sektörü özgülünde, Hindistan kapitalizminin sayısız katmanlı yelpazesini yansıtır: Bir yanda adeta bilek gücüyle yapılan en emek yoğun en ucuz gemisöküm gibi işler, diğer yanda adeta dünyanın tüm ülkelerine her yıl yüzbinlerce hekim, mühendis, yazılımcı ihracı.
TCS’nin çok geniş ve esnek organizasyon, iş ve işgücü segmentleri yelpazesiyle, ABD’ye ve Çin’e de, Almanya ve İsviçre’ye de, Avusturalya ve Güney Afrika’ya da, Şili ve Türkiye’ye de, Afrika ülkelerine de (bu ülkelerin hem devletleri hem de çeşitli banka ve şirketlerine de) iş yapar. Dünyanın en büyük ve marka şirketlerine ve ileri teknoloji tekellerine de, teknolojide daha geri ülkelerin daha geri şirketlerine de, KOBİ’lere de iş yapar. Her bir müşteri ve iş segmentine göre, en yüksek uluslararası standartlarda ve özel seçilimle çalışacak olandan en düşük fiyatı verdiği standart yığın işlerine ve hatta gecekondu tarzı veya korsan/naylon yazılım işlerine kadar devasa bir esnek, parçalı, kademeli genellikle ucuz bir işgücü havuzuna sahiptir.
TCS’nin bu kadar hızlı büyümesinin ve yayılmasının asıl dinamiği ise hiç kuşkusuz, yığınsal ucuz ve aşırı uzun ve yoğun saatler çalıştırılan ve artan bölümü taşeronlaştırılan, geçicileştirilen ve giderek gigleştirilen teknoloji/yazılım işçiliği emeğidir. Bir 10-15 yıl öncesine kadar Hintli teknoloji/yazılım çalışanları, Hindistan’daki aşırı düşük asgari ve ortalama ücretin en az 10 katını kazanıyor, ABD’ye geçiş beklenti ve olanaklarıyla birlikte, bu, çalışma koşullarının ağırlığı ve önemli bir kesimi için de güvencesizliğine karşın, Hintli teknoloji/yazılım emekçilerinin başını döndürüyor, kendilerini işçi olarak görmemelerine, sendikal ve siyasal örgütlenme ve mücadelelerden uzak durmalarına yol açıyordu. Nitekim o dönem, sayıları milyonları bulan teknoloji ve yazılım çalışanlarından sendikalı çalışan sayısı birkaç yüz kişiyi zor buluyor, yıllar yılı da yerinde sayıyordu. Son 10-12 yılda ise bu durum belirgin biçimde değişmeye, teknoloji ve yazılım işçileri sendikaları 10 binlerce üye kaydetmeye, bu sektörler artan işçi hoşnutsuzluk ve protestolarıyla çalkalanmaya başladı. Değişen ilk elde ücretlerde büyük bir düşüş olmadan, çalışmanın giderek insanlık-dışına çıkması, haftada 6, bazan 7 gün 7-24’e uzaması ve aşırı yoğunlaştırılması (Çin’dekiyle aynı dönemde Hindistan’da da büyük teknoloji tekellerinin patron ve CEO’ları 2019’dan itibaren, haftada 70-90 saatlik çalışma çağrıları ve düzenlemeleri yaptılar, 2025 yılında ise devlet bu sektörlerde 14 saatlik çalışma yasası çıkarma girişiminde bulundu), son dönemde ise (Pandeminin ardından) sektörde işten atma ve istihdam daraltma ve gigleştirme politikalarıyla birlikte, ücretlerde de belirgin bir düşme eğilimidir.
Aynı paralelde ABD’de çalışan Hintli teknoloji işçileri için özellikle Trump dönemlerinde, H1B vizelerinin çok zorlaştırılması ve ateş pahası haline getirilmesi ve her an sınırdışı edilme tehdidiyle birleştirilmesi, yanı sıra ABD teknoloji sektöründe artan işsizlik, ağırlaşan çalışma koşulları ve düşen ücretler için hedefe Hintli (veya genel olarak Güney Asyalı: Hintli ve Çinli) göçmen işçilerin çakılması, Hintli işçilere dönük ırkçı taciz ve mobing aşırı yoğunlaştı.
Hindistan teknoloji sektöründe emek kırımı
Hindistan’da son 10 yılda en az 227 teknoloji işçisi (çoğu yazılımcı) insanlık dışı çalışma koşulları nedeniyle intihara sürüklendi. Gerçek rakam bunun çok üzerindedir, ancak 227 kişi, geride bıraktıkları notlar veya sosyal medya paylaşımları ve yakınlarına iş arkadaşlarına çalışma koşullarına dayanacak hallerinin kalmadığını belirtenler, yani kapitalist çalışma nedenli intihar olduğu açıkça tescil edilebilendir. Despotik ve aşırı çalışma baskısı ve stresi, ölümcül düzeyde olduğu kadar sakatlayıcıdır da:
“Son yapılan bir araştırmaya göre, Hindistan’daki teknoloji çalışanlarının yüzde 83’ü tükenmişlik sendromundan muzdarip. Her dört çalışandan biri haftada 70 saatten fazla çalışıyor. Önde gelen bir bölgesel gazeteye göre, Bengaluru’nun da (Hindistan silikon vadisi-çn) bulunduğu Karnataka eyaletinde, organ yetmezliği nedeniyle organ nakli arayan hastaların yüzde 20’si teknoloji çalışanlarından oluşuyor ve bu oran oldukça yüksek. Hyderabad’daki bilişim merkezinde yapılan bir araştırmada ise, çalışanların yüzde 84’ünün uzun saatler süren hareketsiz çalışma ve yüksek stresle bağlantılı karaciğer hastalığına sahip olduğu tespit edildi.” (14)
Hindistan’da insanlık dışı çalışma baskısı nedeniyle teknoloji işçileri arasında biyolojik, zihinsel, nörolojik, psikolojik rahatsızlıklar, kalıcı sakatlanma ve hastalıklar görülmemiş düzeydedir.
Bu emek sömürüsünün ötesinde, Marx’ın Kapital’de İngiltere’deki kapitalist makineli sanayi devrimi süreci için kullandığı bir deyimle, “emek yağması”dır. Günümüzde İSG uzmanları ve ekolojistlerin kullandığı bir deyimle ise “emek kırımı” ve “emek yıkımı”dır.
Sermaye birikiminin mutlak genel yasasındaki (“bir kutupta servet birikimi, kendi emeğini başkalarına sermaye olarak üretenler safında sefalet birikimi”/Marx, Kapital Cilt 1) sefalet birikimi, yalnızca yoksullaşmadan ibaret değildir. Hatta önceleri ücretlerde düşüş görülmese bile sefalet birikimi, zaman yoksunluğu, iş dışı yaşam yoksunluğu, bedensel yıkım, intiharlar ve organ kayıpları/sakatlanma, kötürümleşme olarak da yaşanır.
Hindistan merkezli TCS gibi teknoloji tekelleri kadın işçiler konusunda da son derece sabıkalı. Hamile veya çocuklu kadın teknoloji işçilerini işe almıyor ya da işten atıyor. Bu kadın ve toplumsal yeniden üretim düşmanı uygulamaya son verilmesi ve kreş talebine kulakları tıkalı. Hindistan TCS’de ayyuka çıkan taciz vakaları ve tepkilerini, medya, devlet ve yargı işbirliğiyle bastırıyor ve örtbas ediyor. TCS’nin ABD’deki şirketlerinde de taciz vakaları yine o kadar ayyuka çıktı ki, FBI’ın TCS’ye örtülü operasyonlarına konu oldu. Ancak bu da TCS’nin devlet, yargı ve finans karanlık bağlantıları üzerinden yalnızca bir alt düzey insan kaynakları yöneticisi, iki alt düzey yönetici ve iki erkek çalışanın tutuklanmasıyla geçiştirildi. Bununla birlikte TCS Hindistan ve ABD’de kadın teknoloji işçilerinin her zaman hedefinde ve sık sık teşhir kampanyalarına ve protesto eylemlerine konu olmaya devam ediyor.
Hindistan teknoloji işçileri örgütlenme ve mücadeleye giriyor
Hindistan’da ağırlığını yazılım geliştiricilerin oluşturduğu BT çalışanlarının ilk örgütlenme girişimi, TCS’nin 2014 yılında, 3 bin BT çalışanını işten atması, 25 bin çalışanı daha atmayı planlaması üzerine (büyük teknoloji şirketleri bakanlık ve borsaya bildirdiği resmi işten çıkarma planlarının 10 kat daha fazlasını, “performans” gibi düzmece kılıfına uydurmalarla ya da mobingle istifaya zorlayarak, yazılı bildirim yapmayarak, çalıştığına dair kayıt ve referans mektubu vermeyerek, fiilen gerçekleştiriyor.) FITE (Forum for IT employees/BT Çalışanları Forumu) oldu. FITE, başta TCS olmak üzere büyük teknoloji şirketlerinin bulunduğu 8 şehirde 15 bin üyeye, sosyal medyada 30 bin takipçiye ulaştı. Üyeleri işten atılanlardan oluşuyordu. Halen TCS gibi şirketlerde çalışan 100 binlerce teknoloji işçisinin, işten atılma, kara listeye alınma gibi korkularla sendikalara üye olamaması ve FITE’nin faaliyetinin işten atılanların hakları için açılan hukuki davalarla ve eyalet meclisine verilen dilekçelerle sınırlı olmasına (ve şikayet dilekçelerinde bile hakların kesilmesi veya kara listeye alınıp bir daha sektörde iş bulamama gibi korkularla işçi imzalı olarak verilememesine) karşın, BT işçilerinin ilk mücadele girişim ve kıpırtısıydı. 2015’te işten atılan bir BT işçisinin davası, ancak 7 yıl sonra işçinin lehine sonuçlandı. Mahkeme TCS’yi, “işe iade+7 yıllık çalıştırılmadığı sürenin ücretlerinin ödenmesi+ tüm haklar”ı ödeyemeye mahkum etti. FITE bunun 7 yıldır işten atılan 40 bin TCS çalışanı için emsal olması gerektiğini söylese de, işten atılanların bireysel ve grupsal olarak açtığı 100’den fazla dava ömür törpüsü gibi uzayıp gidiyor, dava kazanılsa bile alacaklar da yarı yarıya erimiş oluyor. Aslında bu tek hukuki kazanım, sonraki yıllarda sürüngen hukuk ve yargıdan beklentisini yitirip, daha etkili örgütlenme ve mücadele biçimlerine yönelmeye başlayan BT çalışanlarını yine hukuk ve meclis gibi düzen labirentlerine çekmek için bir zehirli yem olsa gerek.
Ekoloji gibi alanlarda olduğu gibi yeni emek alanlarında da, hukuki ve parlamenter mücadele, mücadele deneyimlerinin genellikle ilk kademesi olarak, hele ki üretim alanları ve sokaklarda kitlesel eylem ve mücadeleyle birleşmediği durumda etkisi sınırlı ve açılan 100’lerce davadan küçük bir kısmı, kazanılmış görülse bile yanıltıcıdır. Yargı kararları çok uzun ve bezdirici sürelere yayılır, özellikle de henüz işçi, grev ve sendika tanımının ve hukukunun bile tanınmadığı alanlarda yasal boşluklar kapitalist lehinedir, dahası kapitalist güçler yargı süreçlerini binbir yolla kolayca etkileyebilir, işçi lehine karar çıkacağı durumda bilirkişiler ve yargı heyetleri değiştirilebilir, veya kararlar devletin de gözyummasıyla şirketler tarafından uygulanmayabilir. Bununla birlikte FITU’nun iş yasasının değiştirilerek BT ve BTHizmet çalışanlarının doğrudan işçi olarak tanımlanması ve iş yasalarındaki işçi haklarından yararlanması, istifaya zorlamaların yasaklanması ve işten çıkarmaların yerel hükümet ve meclis onayına bağlanması, BT kurullarının oluşturulması ve davaların daha hızlı sonuçlandırılması gibi talepleri, genelleşerek, Hindistan’da BT işçilerinin (hak gasplarına karşı direnmenin ötesinde) işçi sınıfı bileşeni olarak olarak hak taleplerinin önünü açtı.
Hindistan’da 2017’de, ilk yasal BT işçileri sendikası olarak KITU (Karnataka IT/IteS employees union/BT ve BT destekli Hizmet çalışanları sendikası) kuruldu. KITU Hindistan’ın 2. büyük sendika konfederasyonu olan 6 milyon üyeli CITU’nun yeni sektörel bileşeni olarak kuruldu. CITU, özelleştirmelere, neoliberal kapitalist politikalara, hak gasplarına karşı ülke çapındaki kitlesel grev ve eylemlerin öncülüğünü yapan oldukça mücadeleci bir sendika konfederasyonudur. Hindistan Komünist Partisi-Marksist’in inisiyatifindedir. Yine bir çoğu HKP-M’nin inisiyatifinde olan Köylü Öğrenci sendikaları ve Kadın örgütleri gibi diğer toplumsal muhalefet dinamikleri ile ittifaklar kurarak, Modi hükümetine ve neoliberal politikalara ve yeni iş yasası tasarılarına karşı oldukça güçlü bir direniş sergilemekte, yer yer önemli kazanımlar elde edebilmektedir.

KITU, 12 bin resmi üyeye sahip olmasına karşın 2 milyon BT işçisini temsil ettiğini iddia ediyor. 2 milyon değilse bile, TCS ve BT sektöründe etkili protesto, direniş ve kampanyalar, militan çiftçi eylemlerine ve motokurye genel grevlerine aktif destek ile, sendika üyesi olmaya çekinenler dahil 100 binlerce BT ve BTH işçisinin sempatisini kazandığı, bir dizi noktada TCS gibi vahşi teknoloji devlerine bile geri adım attırmayı başardığı söylenebilir. KITU özellikle kitlesel işten atmalara ve devlet baskılarına karşı FITU’dan çok daha etkin bir kitlesel protesto ve eylem çizgisi izleyerek, 2025’ten itibaren 12 bin BT işçisini işten atan (fiili mobing ile istifaya zorlananlar ile bu sayı 30 bin kişiyi buluyor), TCS’nin işten atmalarının yasa dışı olduğunu konusunda hükümeti bile devreye girmeye ve denetime zorladı, en son bu yıl, TCS’yi işten atmaları durduğuna dair bir açıklama yapmak durumunda bıraktı. TCS’yi geri adım atmak zorunda bırakan, aslen 100 binlerce dijital pazaryeri platformu işçisinin dev genel grevlerinin bu tür platformların yazılım ve otomasyonunu da yürüten yazılım ve YZ işçilerinin grevleriyle birleşmesi korkusuydu. KITU yeni iş yasasına karşı (iş yasası maddelerini 4’e indirip patronlara çok daha esnek ve keyfi bir emek düşmanı saldırı alanı açıyor) büyük işçi hareketinde etkin olarak yer aldı, Dünyada benzeri pek görülmemiş biçimde, yeni iş yasası tasarısına karşı sendikalar koalisyonuyla 350 milyon kişinin katıldığı 2025 genel grevinde, KITU’nun kortejinde binlerce yazılımcı da yürüdü, ve hatta polisle çatıştı. Çok sayıda yazılımcı gözaltına alındı. (15) KITU 14 saatlik işgünü yasa tasarısına karşı etkin ve kitlesel eylemler örgütledi. KITU, yasal grev hakkı halen tanınmamış olsa da, üyesi olmayan on binlerce BT işçisinin de katıldığı iş yavaşlatma, asgari çalışma, mesaiye kalmama, küçük çaplı iş durdurmalar, oturma eylemleri, protesto ve yürüyüş eylemleri, yönetime kamuoyuna açık kitlesel taban mektupları ve deklerasyonları, binlerce işçinin katıldığı işçi toplantıları gibi mücadele taktikleri izleyerek, etkisini büyütüyor.
Bugün Hindistan’da irili ufaklı 11 BT/BTH çalışanı sendikasının toplam üye sayısı 30 bin kişi. BT çalışanlarının sendikalaşmayı akıllarının ucundan bile geçirmediği bir 10 yıl öncesine göre, hem de çok zor bir zeminde ve yoğun anti-sendika baskısı koşullarında önemli bir ilerlemeyi temsil etse de, bu sayı Hindistan’daki toplam BT/BTH işçileri içinde halen yüzde 2’yi bile bulmuyor. Bu zorlukların en önemli nedenleri arasında, halen devletin ve teknoloji şirketlerinin bu sektördeki sendikaları tanımaması, sendika ve grevleri yasa-dışı sayarak yoğun baskı altında tutması (KITU dahi, BT işçileri değil genel işçi sendikası olarak tescil alabildi!), sermayenin sendika üyesi kara listeleri ve işten atmaları, BT işçilerinin orta ve üst katmanların halen ortalama ücretin epey üzerinde ücret almaları ve yıkıcı işçileşme dalgasına karşın önemli bir kesiminin içinde şekillendiği anti-kolektivist/rekabetçi/mavi yakaları küçümseyici kültür, sayılabilir.
Bununla birlikte işten atmaların yüksek ücretli orta ve üst kademe BT çalışanlarında yoğunlaşması, alt kademelerde haftada 6 gün günde 12-14 saat çalışma ve Yapay Zekalı standart kod yazımı kıskacıyla güvencesizleştirme, yükselme ve ABD’ye geçiş olanaklarının çok daralması, yoğun mobing ve sağlık sorunları, ve özellikle Hindistan silikon vadisi Bengalor’un da bulunduğu Karnataka eyaletinde sendikal faaliyet, grev ve mücadelelerinin yoğunlaşması (bu eyalette sendikalaşma oranı yüzde 80’e yakındır) BT işçilerini de daha fazla örgütlenme ve mücadeleye sevk etmektedir. Kuryeler gibi muazzam yığınsallaşmış platform gig işçilerinin dev çaplı grev ve eylemleri, Hindistanlı BT işçilerinin çok yakından takip ettikleri ABD teknoloji tekellerinin işçilerinin mücadelelerinin esinleyiciliği, Samsung Hindistan fabrikasındaki büyük grev, yanı sıra Dünya Teknoloji İşçileri gibi oluşumların Hindistan’da BT işçilerine dönük etkili eğitim ve rehberlik faaliyetleri de Hindistan BT işçilerini esinleyici etmenler arasındadır.
Zaten yeni emek alanlarındaki sınıf oluşum ve mücadelesinde, sendikalaşma sayı ve oranından çok daha önemli olan, uzlaşmaz sınıf karşıtlığının mücadeleden başka şans bırakmayan derinleşmesi ve güven verici ve taban inisiyatifini geliştirici sendikal, siyasal ve sınıfsal öncülüğün geliştirilmesidir.
Samsung Hindistan’da destansı grev
Samsung’un Güney Kore Seul’daki dev tesislerine 2021’de ilk kez bir işçi sendikası girmiş, bu küçük ama bağımsız mücadeleci sendika, Ulusal Samsung Elektronik Sendikası, hızla büyüyerek, 16 Haziran 2024’te, Samsung’un 87 yıllık tarihinde ilk kez bir grev örgütlemiş, halen azınlıkta olsa da, 30 bin işçiyi greve çıkarmıştı. Aynı gün Samsung Hindistan Electronics Özel Limited Şirketi fabrikasının 1800 işçisinden 1500’ü (daha önceki birçok başarısız denemenin ardından) Kanchipuram’da topladıkları genel kurulda, Samsung Hindistan İşçi Sendikasını (SIWU) kurmayı başardılar. Samsung Güney Kore’deki tarihi grev ile Samsung Hindistan işçilerinin tarihi genel kurulu arasındaki önemli bir bağ, Samsung Hindistan işçilerinin sendika kuruluşlarını Samsung Güney Kore işçilerinin grevine dayanışma eylemine çevirmeleri ve kendilerinin de sendikalarını tanımayan Samsung Hindistan’a karşı greve hazırlanmasıydı.
Samsung Hindistan işçilerinin talepleri arasında 3 yılda 18 bin-23 bin rupi arasında (Hindistan’da az raslanır) bir ücret artışı, terfiler, teşvikler ve izinlerin artırılmasının yanı sıra asıl olarak da bağımsız sendika kurma, toplu sözleşme ve grev haklarıydı. İşçiler CITU’ya bağlı olarak kurulan yeni sendikada yönetim ve temsilcilerini kendileri seçtiler. Ancak bu talepleri, Güney Kore, Vietnam, Malezya, Endonezya, Hindistan dahil her yerdeki fabrikalarında örgütlenme girişimlerine karşı mafyatik yöntemler uygulayan Samsung’a ve fabrikanın bulunduğu Tamul Nadu eyaleti devletinin baskılarına karşı gerçekleştirmek zorlu mücadeleleri gerektirecekti. Üstelik Tamil Nadu’da eyalet hükümetinin küçük ortağı Hindistan Komünist Parti-Marksist olduğundan, yeni kurulan CITU Samsung işçileri kurul ve sendikası, bir yandan da kendi partisine karşı bile direnmek zorunda kalacaktı!

Samsung yönetiminin Hindistan’daki sendikayı kırmak için kullandığı yöntemler arasında, patronun kiralık çetelerinin işçi evlerini ve ailelerini “ziyaret edip” tehditlerde bulunması, işçileri fabrikada psikolojik baskı toplantısına çağırmak, para ve tehditle bir sahte işçi komitesi oluşturarak sendikaya karşı belgeler hazırlatmak, hatta bir öncü işçi temsilcisini zorla kaçırıp ölümle tehdit etmek ve devletin de uyarı eylemlerinden 105 işçiyi gözaltına alması vardı. Bunlar sökmedi ve işçiler greve gittiler. Tamil Nadu hükümetinden 4 bakanın arabuluculuğuyla, 38 gün süren bir süresiz grevin ardından şirket yönetimi arabulucuya talepleri yerine getirmeyi vaat edip grevci işçilerin cezalandırılmayacağını bildirince işçiler genel meclis toplantılarında grevi bitirme kararı aldılar. Ancak 17 Ocak’ta fabrikaya dönen işçiler, onları 10 ayrı gruba bölen yönetimin “eğitim” ve “re-oryantasyon” uygulamaları adı altında yoğun baskı ve tacizlerine maruz kaldılar, ve şirketin naylon kara sendikasına üye olmaya zorlandılar. Hemen hiçbir işçi bunu kabul etmeyince, işçilere insanüstü işler ve kotalar dayatıldı. Bunlar da sökmedi, 27 Ocak’ta sendika resmen tescil edildi, ancak patronun tanımaması ve sert baskı ve saldırılarını sürdürmesi üzerine, işçiler iş durdurarak fabrika içinde 11 gün süren bir oturma grevi başlattılar. İşçiler bu süreçte fabrikaya polisin girmesine karşı da direndiler. Polis fabrikaya girmeyince Samsung bu kez 2500 grev kırıcı işçi getirip fabrikaya soktu. İşçiler fabrika içinde sert bir çatışmanın patron ve devletin bahanesi olacağını düşünüp fabrikayı terkedip yakındaki bir araziye çekildiler ve grev kırıcıların önemlice bir bölümünü geri çevirmeyi başardılar. 7 Mart’ta işçiler tekrar fabrikaya yürüdüler, grev kırıcı kozu zayıflayan patron işçileri gruplar halinde içeri aldı ama 25 sendika temsilci ve yöneticisini işten attı. Ancak direniş ve görüşmeler devam etti, 19 Mayıs 2025’te Tamil Nadu eyalet çalışma bakanının huzurunda resmi bir anlaşma imzalandı. İşten atılanların bir kısmı işe döndü, sendika, TİS ve ücret artışları kabul edildi. (16) Samsung’un Asya çapındaki vahşi artı-değer zincirlerinde, Güney Kore merkez (çip üretimi) fabrikasındaki, Vietnam montaj fabrikalarındaki, Hindistan tedarik üretimi (buzdolabı, bulaşık makinesi, klima ve kompresör üretimi) fabrikalarındaki grevler ve kazanımlar, despotik güvencesizlik, ağır baskılar ve mafyatik sendika ve grev kırma rejimine karşı önemli bir dönüm noktası oldu.
Samsung’un farklı ülkelerdeki fabrikalarındaki bu grevler arasındaki etkileşim, her birindeki örgütlenme ve mücadeleyi de güçlendiriyor. Samsung Güney Kore bellek çipi fabrikasında üye işçi sayısını 50 bin kişiye yükselten Ulusal Samsung Elektronik İşçileri Sendikası, bu yıl Mayıs ayı sonunda (2026) 18 günlük bir grev kararı daha aldı. Bu Samsung’ta zaten hiç düşmeyen sınıfsal gerilimi yeniden doruk noktasına çıkardı, öyle ki Samsung yönetimi ve G. Kore devleti greve karşı olağanüstü hal tehdidleri bile savurdu. Bu grev gerçekleşirse, dünya çapındaki dev çaplı Yapay Zeka ve Veri Merkezi yatırımlarının talebi hızla büyüttüğü, ama İran savaşıyla yeniden kırılganlaşan çip, montaj ve tedarik hatlarında ciddi kesintiler ve krize yol açabilir.
TCS’nin büyük çaplı çip üretimi ve Yapay Zeka yatırımları, yanı sıra Hindistan kapitalizminin “Çin’e göre daha düşük maliyetli teknoloji üretimi” gibi vaatlerle büyük çaplı teknoloji ve teknolojik altyapı yatırımlarını çekme çabası, yeni teknolojiler, çip, yapay zeka, tedarik her alanda dünya ve Asya’daki rekabeti büsbütün kızıştıracağı ama asıl olarak da yeni teknolojiler alanında uzlaşmaz sınıf karşıtlığını da büsbütün şiddetlendireceği açık. Bu açıdan önümüzdeki süreçte, Çin, G. Kore’nin yanı sıra, büyük çaplı teknoloji ve tedarik yatırımlarının alabildiğine genişlediği ve yoğunlaştığı Hindistan, Vietnam, Endonezya, Malezya, Tayvan’da bu alanda sertleşecek ve birbirini izleyecek sınıf savaşımlarını yakından takip etmekte yarar var.
Hindistan’da nisbi artı-nüfus sorunu
Hindistan, nisbi artı-nüfus ve dolayısıyla esnek, güvencesiz, geçici, kayıt-dışı ve son dönemlerde dijital platformlarda gig çalışma oranlarının en yüksek olduğu ülkelerden biri, belki de birincisi.
“Nisbi artı-nüfus hala çok büyük: 650 milyon kişilik işgücünün yüzde 90’ı enformal sektörde (yaklaşık yarısı da tarımda) bulunuyor, bunun yanı sıra iş aramayı bırakmış 350 milyon çalışma çağındaki insan daha var. Hem özel hem de kamu sektörü, nisbi artı işgücü hiç tükenmezmiş gibi işliyor, birinde aşırı kar için süper yakıt, diğerinde kamu hizmet ve mallarının yetersiz finansmanının pişkin gerekçesi. Kurumların kapitalist işletmesi ve sermaye teşvikleri bu durumu daha da vahimleştiriyor. “İyi işler”in de olduğu tarzındaki dindar söylemlere karşın, bu durumu tersine çevirmek kimsenin gündeminde değil. Onurlu, istikrarlı ve güvenceli istihdam küçük bir azınlık dışında herkes için giderek daha da uzaklaşan bir hayal olmaya devam ediyor.” (17)
Hindistan’da nisbi artı-nüfusun, ve aynı anlama gelmek üzere nisbi artı-işgücünün sayı ve oran olarak bu görülmemiş büyüklüğü sermaye birikiminin mutlak genel yasasının en keskin işleyiş dinamiklerinden birini, dolayısıyla bir kutupta servet diğer kutupta sefalet birikiminin antagonistik düzey, sayı ve oranlarının da uç örneklerinden birini oluşturuyor. (18, 19)
Bunun en tipik belirimlerinden biri de Hindistan’ın Almanya, Japonya, Körfez petro-dolar ülkeleri, Finlandiya gibi işçi açığı olan ülkelerle yıllık 1.5 milyon genç ve ucuz işçi ihracı için 3-5 yıllık çalışma anlaşmaları yapması. (20) Türkiye’de de Hintli göçmen işçilerin sayısının hem vasıflı mesleklerde (hekim, yazılımcı) hem de düşük vasıflı taşeron işlerde (tersane, gemisöküm, inşaat, vd) arttığına dair haberleri daha sık görüyoruz. Hindistan’da çalışma yasaları ve asgari ücretlerin bile birbirinden farklılaştığı federal eyalet devletleri sistemi, kast sistemi, birbirini izleyen dev çaplı mülksüzleştirme ve yeni işçileştirme dalgaları, yaygınlaşan platform gig emek biçimleri, bu durumu daha da ağırlaştırıyor. (21, 22)
Hindistan geleneksel sendikaların yanıt vermediği bu duruma karşı yeni dayanışma, örgütlenme ve mücadele ağları inisiyatif ve arayışları açısından da öne çıkan bir ülke. Kayıt dışı ekonomide ev-eksenli çalışanlar, seyyar satıcılar gibi enformal çalışan kadın ağırlıklı milyonları kapsayan SEWA, resmi sendika statüsü olmadan enformal çalışanları haritalandırıp hak temelli platform ve ağlar oluşturarak kampanya ve hareket tarzı mücadeleler veren oluşumlar, maden ve inşaat gibi alanlarda yerel topluluk bağları üzerinden taban meclis ve örgütleri ve taşeron işçi dernekleri, çok çeşitli kooperatifçilik ağları, kitlesel yardımlaşma ve dayanışma sandık ve fonları, bunlar arasındadır. Hindistan bu açıdan da çok zengin örgütlenme ve mücadele deneyimleri sunsa da, bu biçimler militan ve uzun soluklu kitle grev ve sokak hareketleri, blokaj ve barikatlar ile birleşmedikçe, milyonları kapsadığı durumda bile bir günlük grevler, yüzbinleri kapsadığı durumda bile barışçıl oturma eylemleri, hayatta kalma mücadelesinin sınırlarını pek aşamıyor.
Her yıl intihar eden, iş cinayetlerinde öldürülen, sakat kalan, sefalet nedeniyle kronik hastalıklara yakalanan ve tecavüze uğrayanların sayısının milyonları bulduğu bir ülkede (resmi rakamlara göre yıllık intihar sayısı 200 bin kişiye, iş cinayeti sayısı 50 bin kişiye, kadın cinayeti sayısı 8 bin kişiye, tecavüz sayısı 40 bin kişiye yaklaşıyor. Bu rakamlar bunun 2 ile 4 kat fazlası olan bildirilmeyen vakaları kapsamıyor) bu tür dayanışma ağlarıyla hayatta kalma çabası kritik öneme sahip. Bununla birlikte bu karmaşık ağların içinde emperyalist kapitalizm ve bağımlı Hindistan kapitalizminin fonladığı, “mikro kredi” benzeri, ucuz ve yağmalamakla tükenmezmiş gibi görünen işgücü bolluğunu ve aşırı karları da bu sefalet birikimi deryası içinden yeniden üreten biçimleri de ayırd edebilmek gerek.
Dijital e-ticaret platformlarının öldürme hızına karşı 200 bin kişilik grev
Hindistan’da yalnızca Aralık 2025’te platform gig işçileri (moto kuryeler), sözleşmeli geçici akademisyenler ve kamu sağlığı taşeron şirket işçilerinin (her biri on binleri, yüz binleri bulan) grevleri yaşandı. Bu grevler yığınsallaştığı ölçüde yeni hak gasplarını ve emek kırımını kısmen frenleyip yavaşlatıyor, ancak Hindistan’da nisbi artı-nüfusun bolluğunun ve her düzeyde sermaye saldırganlığın durmaksızın aşağı çektiği ücret, isg, sosyal hak, sosyal güvence koşullarını köklü biçimlerde iyileştiremiyor.

Hindistan’da toplam en az 8 milyon kişinin çalıştığı tahmin edilen dev e-ticaret platformu şirketlerin “10 dakikada yıldırım teslimat” dayatmasına karşı mücadeleler de, Hindistan Aplikasyon-Temelli Taşımacılık İşçileri Federasyonu sendikası öncülüğünde 3 yıldır büyüyen eylem ve etkinliklerle sürüyor. Çalışma hızını, üretim hızını, ve sermaye çevrim hızını durmaksızın artırmak, sermayenin emek-kırım ve yağması üzerinde yükselen verimlilik ve karlılık melanetinin en dehşetli biçimlerinden biridir. Marx, kapitalist makineli sanayi ve emeğin makinelerin uzantısına dönüştürülmesi ile birlikte emeğin nesneleştirilerek nasıl makinelerin yıkıcı temposuna tabi kılındığını göstermişti. Bugün yeni dijital taylorizm ve algoritmik emek kontrolü biçimleriyle, sermayenin emek üzerindeki “hız terörü” de yeni biçimler kazanıyor. (23)
Hindistan’da hazır yemek servisi platformlarındaki “10 dakikada teslimat” uygulaması ise, bu “hız-kan-kar” sisteminin en uç biçimlerinden biri. Bu sistem, aynı zamanda hazır gıdayı toplam 10 dakikada yapan ve adrese taşıyan işçilerle, sipariş eden genellikle beyaz yakalı müşterileri de karşı karşıya getiriyor. Yıkıcı biçimde işçileşen beyaz yakalı çalışanlar “10 dakikada teslimat” sistemiyle, artık kalmamış “statüler”ini aslen kuryelerin emek-kırımı üzerinden realize etmiş oluyorlar.
“10 dakikada teslimat” sistemine karşı büyüyen tepki ve kampanyalar eşliğinde, Aplikasyon-Bazlı Taşımacılık İşçileri Sendikası, 25 Aralık 2025’te 40 bin, yemek satışlarının doruk günü olan 31 Aralık 2025’te (yılbaşında) ise 200 bin kurye-işçinin katıldığı fiili grevler organize etmeyi başardı. Hindistan’daki bu 200 bin kuryenin yılbaşı, pandemi sonrasında dünya çapında yaygınlaşan kurye grevi dalgaları içinde, açık ara farkla en kitlesel olanıydı. Hindistan bir yerde kapitalizmin içsel olarak çelişkin hareket yasalarının uçlarda olduğu bir ülke; muazzam bir nisbi artı-işgücü bolluğu, 8 milyonu aşkın kurye, 10 dakikada teslimat sistemi ve 200 bin kişilik kurye grevi!
Protesto kampanyaları ve büyük grevlerin baskısı ve her biri 500 bin ile 1.5 milyon arası kurye çalıştıran dev platform şirketlerinin (“esnaf” ve taşeron kurye gibi uygulamalarla gerçek rakamlar bunların 2 katını buluyor) karşı kampanya ve baskıları ile devlet iktidarı epey bir yalpaladıktan sonra, sonunda “10 dakikada teslimat”ı yasaklamış göründü. Bu biçimsel bir yasak olduğuyla kaldı, çünkü “10 dakikada teslimat” söylem ve reklamları yasaklanırken, “hızlı teslimat” uygulamalarına dokunulmadı. Milyonlarca kuryenin ve sendikanın, platform çalışmasının iş yasaları ve tis kapsamına alınması, algoritmaların denetime açılması, otomatik ilişki kesmenin kaldırılması, teslimat başına asgari ücret, bekleme sürelerinin ücretli olması, sağlık ve sosyal güvence gibi talepleri ise (kuryeleri iş yasası kapsamına alan bir eyalet devleti dışında) yine görmezden gelindi.
Gerçi yüzbinlerce platform gig işçisinin sendikalarda örgütlenerek ve fiili greve giderek, dev platform tekellerine ve despotik kapitalist devlet iktidarına küçük de olsa bir geri adım attırma somut kazanımdan ziyade, daha fazlasını da motive eden bir moral ve siyasal kazanımdı. 1 milyon 100 bin kurye çalıştıran (enformal olanlarla birlikte 2 katı) Zamoto gibi platform devlerine kök söktürmek için, daha yığınsal, daha soluklu, on binlerce yazılım işçisinin de ve beyaz yakalı işçi tüketicilerin de aktif desteğini alan, sokak eylemleriyle de birleştirilen daha etkili grev hareketlerine ihtiyaç var.
Hindistan işçi sınıfı ve onun her düzeydeki yeni tekno-bileşenleri bu potansiyele sahip. 2020 ve 2025’teki yeni iş yasası saldırılarına karşı genel grev ve eylem dalgaları, 2020-21’deki metropolleri kuşatan büyük çiftçi eylemleri, Çin ve Güney Kore’den Hindistan’a kaydırılmaya başlanan büyük elektronik, montaj ve tedarik fabrikalarında henüz 2024’ten itibaren büyümeye başlayan grev dalgaları, en sonu Nisan 2026’dan itibaren Delhi ve büyük sanayi bölgelerini süpüren fiili kitle grevleri dalgası, bunun göstergesi. (24) Hindistan’ın yıllık 1.5 milyon işçi ihracı (enformal göçlerle birlikte en az iki katı) ve “Make in İndia” (çip, yapay zeka, hiper veri ve lojistik merkezleri, büyük montaj ve tedarik sanayi dahil yatırımları Hindistan’a çekme) politikaları, Hindistan işçi sınıfının stratejik güç ve dinamizmini daha da artıracak gibi görünüyor.
Kaynaklar
1- https://www.clariontech.com/blog/why-tech-giants-in-america-prefer-indian-developers…
8- Anthony P. D’costa, The Long March to Capitalism. Palgrive MacMillan, 2005
9- Fuat Yücel Filizler, https://teoriveeylem.net/cin-kapitalist-degil-mi-michael-roberts-ile-bir-tartisma/
10- Özgür Narin, https://www.academia.edu/11208902/Teknolojik_De%C4%9Fi%C5%9Fim_T%C3%BCrkiyede_%C3%9Cretim_Ara%C3%A7lar%C4%B1_%C3%9Cretimi_1996_2005_Doktora_Tezi_)
12- https://www.bbc.com/news/articles/cn0gnvq72lko
13- Fuat Yücel Filizler, https://teoriveeylem.net/cin-kapitalist-degil-mi-michael-roberts-ile-bir-tartisma/)
14- https://restofworld.org/2026/india-tech-workers-crisis-suicide/
15- https://www.workers.org/2025/07/86890/
19- Marx, Kapital Cilt 1. Nisbi artı-nüfus ve sermaye birikiminin mutlak genel yasası bölümleri
20- https://www.nytimes.com/2025/10/24/business/india-labor-mobility-migration-germany-japan.html
21- https://mronline.org/2018/05/18/200-years-later-why-marx-remains-relevant-in-an-indian-context/
22- https://www.sciencedirect.com/science/article/pii/S2773067025000366
24- https://sendika.org/2026/04/hindistanda-isci-grev-ve-isyanlari-dalgasi-angry-workers-746170
