TMMOB Pratiği Penceresinden Bilgisayar Mühendisleri Odası İçin Mesleki Denetim Dersleri: Ne İşe Yaradı, Ne İşe Yaramadı? 

mm
756 Görüntüleme
17 Dk Okuma Süresi

Mesleki denetimin, bugün itibariyle baktığımızda, ülkemizde iyi yapılamadığını baştan kabul edelim. Türk Mimar ve Mühendis Odaları Birliği (TMMOB) rapor ve belgeleri bunun kanıtlarıyla doludur. Örneğin TMMOB’nin 2023 Kahramanmaraş Depremleri sonrası yayınladığı raporlar, yapı denetim sisteminin çöktüğünü belgelemektedir. Makina Mühendisleri Odası’nın raporları, her yıl yüzlerce işçinin hayatını kaybettiği iş kazalarında, ìş güvenliği denetimlerinin neredeyse olmadığını göstermektedir. Çevre Mühendisleri Odası’nın sık sık vurguladığı gibi, ÇED süreçleri siyasi ve ekonomik çıkarlar uğruna etkisizleştirilmiştir. Maden Mühendisleri Odası’nın maden kazalarına ilişkin hazırladığı detaylı raporlar, denetim mekanizmasının tamamen iflas ettiğini göstermektedir. Bu örnekler, geleneksel mühendislik alanlarındaki denetim çöküşünü gözler önüne sererken, bilişim gibi nispeten yeni ve hızla evrilen alanlarda da benzer ve hatta daha karmaşık risklerin kapıda beklediğini göstermektedir. Nitekim kişisel verilerimizin çalınmış olması belki de riskin kapıdan içeri girdiğine kanıttır.

Denetim çöküşünde sorumluluk çok katmanlıdır. Diğer yandan denetim mekanizmasının nihai teminatçısı kamu ve onu temsil eden kurumlardır. Bir örnek üzerinden detaylandırırsak daha da anlaşılır olacaktır. Yapı üretim sürecindeki denetim zinciri çok katmanlı bir sorumluluklar bütünüdür. Bu zincir betonu döken işçiden sahadaki ustaya, şantiye şefinden proje yüklenicisine ve nihayetinde yapı denetim firmasına kadar uzanır. Ancak TMMOB’nin sıklıkla vurguladığı üzere bu zincirin her halkasındaki aksamanın nihai ve en ağır sorumluluğu, denetim mekanizmasının nihai teminatçısı olan kamunundur. Türkiye’de 1950’li yıllardan itibaren kentleşme ve yapılaşma sürecinde kamu yararını ve teknik standartları temsil ve temin etmekle görevli aktörler, başta ilgili bakanlıklar ve belediyeler olmak üzere kamu kuruluşları ile 6235 sayılı yasa ile bu misyonla görevlendirilmiş olan TMMOB ve bağlı odalardır. Dolayısıyla zincirin tümünde yaşanan sistematik zaafiyetlerin temelinde, bu kamusal denetim ve teminat mekanizmasının işlevsizleştirilmesi yatmaktadır.

Bu yazının odağı TMMOB ve Bilgisayar Mühendisleri Odası (BMO) ayağındaki denetim meselesidir. Geçmişte hangi mekanizmaların gerçekten işlemiş, hangilerinin ise kâğıt üzerinde kalmış olduğunu sorgulayarak BMO’ya bir taslak politik hat önermeye çalışmaktır.

Çalışmayanlar (İşe Yaramayanlar)

1. Bakanlıklar ve belediyeler aracılığıyla kamusal denetim

TMMOB metinlerinde sıkça şu anlama gelen cümleleri görürüz: TMMOB, tüm mal ve hizmetlerin üretimi ve sonuçlarının denetiminin kamusal olmasını savunur, bu denetimlerin kamu eliyle yapılması için mücadele eder. Ne yazık ki bu mücadele ekseni işe yaramıyor. Kapitalist üretim ilişkilerinin ve özel mülkiyet sisteminin yarattığı sınıfsal sonuçlar ve hizmetlerin piyasalaşması kamusal denetimi büyük ölçüde ortadan kaldırdı. Bir örnek olarak Özgür Narin’in sağlık verileri üzerinden yaptığı çözümlemelerden yola çıkarsak1, kamusal denetimin sınırlarını daraltan koşulları şöyle sıralayabiliriz:

– Dijital altyapının ve veri sistemlerinin piyasa kontrolüne geçmesi.

– Kamusal sağlık verilerinin metalaştırılması.

– Verilerin denetiminin dev teknoloji tekelleri ve merkezileşmiş devlet gücü tarafından tekelleştirilerek, meslek örgütlerinin söz hakkının olabildiğince kısıtlanması.

– Kamunun (toplumsal denetimin) bu büyük veri ve analiz araçlarını denetleyebilecek ve hesap verebilirliklerini sağlayabilecek gücünün neredeyse kalmaması.

2. TMMOB’nin doğrudan dahil edildiği kamusal denetim

Kimi TMMOB metinlerinde, farklı kongre kararlarında denetime dair bir başka yaklaşım da şöyle ifade edilmektedir: Denetimler kamu kurumu niteliğinde olan TMMOB aracılığıyla veya doğrudan kamu eliyle yapılmalıdır. TMMOB’ye bağlı odalar, İnşaat Mühendisleri Odası (İMO) dahil, farklı alanlarda kamusal denetim yetkilerine sahip oldu. Zaman içinde önemli bir bölümü ellerinden alınmış olsa da bir bölümü hala devam ediyor. Kamunun özelleştirdiği hizmetlerinin bir kısmını odaların üstlenmesi, “denetim” adı altında aslında bugünkü kamu gerçekliğinde devletin sorumluluğunda olan kimi hizmetlerin odalar tarafından yapılır olması, diyelim depreme dayanıklı binaların üretilmesini sağlamadığı gibi TMMOB ve ona bağlı odalarda bazı olumsuz sonuçlara da kaynaklık etmiştir. Atilla Göktürk’ün vurguladığı gibi2, TMMOB’nin yürüttüğü mesleki denetim uygulamasının yapılan işin teknik açıdan sağlıklılığını onaylamak anlamına gelmediği açıkça belirtilmiştir. Bu denetimin ülke ve toplum yararları doğrultusunda yapılması gerektiği belirtilmesine rağmen, yapılan resim, proje ve hesapların onayı anlamını taşımamıştır. Bu durum, denetimin asıl gerekçesi olan “ülke ve toplum yararı” boyutuna gölge düşürmüş, geriye sadece hizmetin TMMOB’nin belirlediği koşullarda (özellikle asgari ücretin altında hizmet sunulup sunulmadığı) üretilip üretilmediğinin denetlenmesi kalmıştır. Bu süreç TMMOB’nin kendi iç yapısında da değişime neden olmuş; Serbest Mühendislik ve Mimarlık (SMM), “Büro Tescil Belgesi”, yeterlilik belgeleri ve eğitim programları gibi bedelli işlemlerden elde edilen gelirler odaların bütçesini önemli ölçüde artırmıştır. Ancak bu gelir artışı TMMOB’nin üyeye olan bağımlılığını azaltan bir dokunun hızla gelişmesine yol açmış ve üyeyle ilişkilerini geliştirici yaklaşımlar sunmalarını adeta gereksiz kılmıştır.

3. Prosedürel denetim

Mesleki denetimi bir tür bürokratik prosedüre indirgemek mühendislik süreçlerinin toplumsal niteliğini belirleyen zeminden çıkarmanın uygulanabilirliği de sınırlı görünmektedir. İMO ve diğer odaların deneyimlerine göz attığımızda şunları söyleyebiliriz: 

–  Formel/belgesel denetim: Oda, genellikle projenin teknik içeriğinin doğruluğunu, hesaplarının güvenilirliğini veya uygulanabilirliğini derinlemesine kontrol etmez. Temel odak projenin eksiksiz ve imzalı olması, oda üyesi tarafından hazırlanmış olması ve genel çerçevede mevzuata uygun görünmesidir. Yani denetim çoğunlukla “evrak tamamlama” düzeyinde kalır.

– Sorumluluğun bireyselleşmesi: Oda, mühür vurarak projenin “usulüne uygun” hazırlandığını onaylar ancak projenin uygulamadaki hatasından veya yıkıcı bir sonuç doğurmasından hukuki olarak sorumlu tutulmaz. Sorumluluk projeyi hazırlayan mühendis/mimara aittir. Bu durum odanın denetim işlevini bir “onay makamı” olmaktan öteye taşımaz.

– Gelir modeli ve bürokratik yapı: Bu belgelendirme işlemleri (büro tescil, yeterlilik belgesi, proje onay ücretleri) odalar için önemli bir gelir kalemi oluşturur. Bu da sürecin bürokratik bir işleme dönüşmesine ve odanın üyeyle ilişkisinin hizmetten ziyade bir “belge-ücret” ilişkisine evrilmesine neden olabilir.

SMM (Serbest Mühendislik-Mimarlık ve Müşavirlik) ve büro tescil sistemi TMMOB’nin mesleki denetimi “belgelendirerek” uyguladığı en somut örnektir. Ancak, özellikle depremlerde yaşanan büyük yıkımlar da göstermiştir ki, bu prosedürel ve belgesel denetim modeli, nitelikli, bağımsız ve toplum yararını gözeten bir mühendislik hizmetinin garantisi olamamaktadır.

TMMOB’nin en genç odası BMO kuruluşundan itibaren sürdürdüğü pratiğe de aykırı olan ve  uygulanabilirliği neredeyse imkansız görünen bu yaklaşımı benimsememelidir. 

Diğer odalarda “çalışmayan” yaklaşımın BMO’da çalışması için elimizde sihirli bir alet olmadığı gibi bilişim alanı özelinde çok daha fazla güçlük yer almaktadır. 

– Bilgi teknolojileri ve bilişim alanının dinamiği ve heterojenliği dikkate alınmadan “standart/teknik uyumluluk” ve  “evrensel standartlar” gibi geniş ifadelerle yönetmelik hazırlamak uygulama riskleri barındırmaktadır.

– Sektör alt-alanlarının farklılaşması nedeniyle tek bir yönetmelikle tüm bilişim mühendisliği üretim-hizmet süreçlerini kapsamak oldukça zordur. 

“Evrensel standartlar” ve “yasal düzenlemeler” mutlak ve eleştirilmesi gerekmeyen referanslar olarak sunulmamalıdır. Bu yaklaşım eleştirel bakış açısını dışlayarak, teknik ve yasal normları mutlaklaştırma eğilimini güçlendirebilir. Oysa TMMOB’nin yaklaşımı bu kavramları her koşulda eleştirel bir süzgeçten geçirmeyi gerektirir. Bu standartların dünyada ve ülkede farklı düzeydeki mücadelelerin konusu olduğunu kabul eder.

Çalışanlar (İşe Yarayanlar)

1. Demokratik muhalefet ve aşağıdan örgütlenme

TMMOB’nin tarihindeki en etkili dönemler üyelerinin tabandan gelen inisiyatifiyle şekillenen, “bürokratik temsil”in değil “örgütlü taban”ın belirleyici olduğu zamanlardır. 1970’ler, kamu ve özel sektör çalışanı mühendislerin sendikal hareketlerle eşgüdümlü biçimde TMMOB’yi dönüştürdüğü yıllardır. Benzer biçimde 1990’lar sonrasında özelleştirme dalgasına karşı tabandan yükselen muhalefet TMMOB ve odaları ülke düzeyinde oldukça etkili bir yere taşımıştır.

TMMOB’nin toplumsal denetim ve kamu yararı misyonunu en güçlü yürüttüğü bu zamanlar yalnızca yöneticilerin değil kamu çalışanları ve ardından özel sektör çalışanlarının mesleki ve sosyal haklar mücadelesini odalar üzerinden yürüttüğü dönemlerdir. Yani bu dönemler esas yükü taşıyanların etkili olduğu dönemlerdir. Odalar yalnızca teknik konuları değil aynı zamanda mühendislerin sendikal haklarını ve yaşam standartlarını da savunarak geniş bir üye tabanını arkasına almıştır. 

Bu dönemlerde, baraj, köprü, fabrika gibi büyük altyapı projelerinde çalışan kamu ve özel sektör mühendisleri, projelerdeki teknik hataları, yolsuzlukları ve çevre tahribatını ifşa ederek kamuoyu oluşturmuş, davalar açmıştır. Bu, “içeriden” gelen bir denetim mekanizması işlevi görmüştür.

2. Hukuksal mücadele

TMMOB’nin en kritik ve genellikle başarılı olduğu alanlardan biri mevcut yasal düzenlemeler üzerindeki yetkisini kullanarak kamu yararına aykırı idari işlem ve düzenlemelere karşı hukuki mücadele yürütmektir. TMMOB’nin 6235 sayılı Kanun’a dayalı “kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşu” statüsü, odaların kamusal denetim yetkisini korumanın temel dayanağıdır.

1980 sonrası hükümetlerin “mesleki denetim”i sınırlandırma girişimleri süreklilik kazansa da karşı açılan davalarda TMMOB’nin kazandığı kararlar (örneğin imar yasası değişikliklerine karşı Danıştay kararları) bu mekanizmanın hâlâ işleyebildiğini göstermektedir.

Örneğin odalar ÇED Raporlarına, imar planı değişikliklerine, doğal alanların imara açılmasına ve özelleştirme kararlarına karşı binlerce dava açarak idareyi yasal sınırların içinde kalmaya zorlamıştır. Mimarlar Odası’nın kentsel dönüşüm alanlarında, Çevre Mühendisleri Odası’nın çevre mevzuatındaki geri adımlara karşı kazandığı iptal davaları oldukça önemlidir.

Hukuk yoluyla sürdürülen bu “savunma hattı” sınırlı olsa da mesleki denetim fikrinin tümüyle tasfiyesini engellemiştir.

3. Bilimsel ve teknik farkındalık oluşturma ve alternatif politika üretimi

Denetimin bir diğer güçlü ekseni, “evrensel standartları” mutlaklaştırmak yerine eleştirel bir zeminde alternatif teknik bilgiyi üretmek ve yaymaktır. Denetimin fiilen yapılamadığı alanlarda meslek içi eğitim, sempozyum, çalıştay ve raporlar yoluyla farkındalık üretimi en etkili araç haline gelmiştir. Bu tür etkinlikler, TMMOB’nin doğrudan yaptırım gücü zayıflasa da “toplumsal denetim”in bilgi düzeyinde sürdürülmesini mümkün kılmıştır.

TMMOB’nin kongreleri, sempozyumları (Örneğin: Kentleşme Kongresi, Enerji Sempozyumu, Bilgisayar Mühendisleri Kurultayı) sadece meslektaşları değil kamuoyunu, siyasetçileri ve bürokrasiyi de etkileyen alternatif teknik raporlar ve politika önerileri sunar. Bu denetimden öte toplumsal karar alma süreçlerine müdahale etmektir.

Üniversitelerin piyasa ve bürokrasinin ihtiyaçlarına göre çalışmasına alternatif olarak odaların bilimsel bilginin kamusal ve toplumsal yarar için üretildiği, mevcut müfredatı eleştiren alternatif platformlar oluşturması etkili olmuştur. 

4. Düzenleme süreçlerine doğrudan katılım

TMMOB ve odaların zaman zaman yalnızca mevcut düzenlemelere tepki göstermek yerine kendi alternatifini üretmesi işe yarayan bir stratejidir. Örneğin BMO’nun Meslek Tanımları Çalışması (2025) gibi belgeler, “sürece dışarıdan tepki vermek” yerine “kuralları kendisi yazma” pratiğidir. Bu tür öznellik meslek örgütünü edilgen konumdan çıkarır, etkili bir aktöre dönüştürür. 

BMO’nun yapay zekâ algoritmalarının teknik standartlara uygunluğu tartışmasından çok, toplumsal sonuçları (ayrımcılık, gözetim, işsizlik) üzerinden düzenleme süreçlerine farklı boyutlarıyla dahil olma çabaları oldukça önemlidir. 

5. Üniversite–oda ilişkilerinin eleştirel yeniden kurulması

Bugün birçok oda üniversitelerdeki piyasa odaklı dönüşümü doğrudan eleştiren ama aynı zamanda öğrencilerle örgütsel bağ kuran örnekler üretmiştir. EMO Genç, MMO öğrenci örgütlenmeleri, BMO Genç; kariyer günlerinin ötesine geçip mühendisliğin toplumsal boyutunu tartışan yapılara dönüştürülmüştür. Bu tür girişimler geleceğin mühendislerini piyasaya hazırlamak yerine toplumsal sorumluluğa hazırlamanın bir biçimidir.

BMO için ek olarak üç öneri

Bu yazı kapsamında  ancak sınırlı sayıda maddeye yer verilebildi. Elbette eklenecek başka maddeler de vardır. Yukarıda sıralanan ve güncel koşullarda işe yaramayan yaklaşımlar (kamusal denetim söyleminin gerçeğe çarpması, denetimin bürokratikleşmesi, alanın parçalanması) göz önüne alındığında bilişim mühendisliği alanındaki mesleki denetimin salt bir yönetmelik ve yönergeye indirgenmesi, mevcut zaafları gidermekte yetersiz kalacaktır. Bu durum TMMOB’nin gelenekselleşmiş bürokratikleşme sorunlarını BMO alanına taşımaktan öteye gitmeyecektir.

“İşe yarayan” bu maddelerin yanına TMMOB’nin tarihsel misyonunu ve güncel toplumsal ihtiyaçları birleştiren, denetimi toplumsal bir mücadele eksenine oturtan aşağıdaki üç yaklaşımın da BMO tarafından benimsenmesi Odayı daha etkili, bilişim ve ülke düzeyinde daha saygın bir konuma taşıyacaktır.

1. Kamu mülkiyeti ve kolektif işçi denetimi perspektifi

Bilgisayar mühendisliği ürün ve süreçlerinin denetimi teknik bir uyum sorunu değil, üretim araçları, süreçleri ve veriler üzerindeki egemenlik sorunudur. Bu perspektif TMMOB ve odaların resmi kararlarında nadiren yer alsa da ücretli çalışan mühendisler arasında güçlü bir talep olarak dile getirilmektedir.

Piyasanın ve bürokrasinin ihtiyaçlarına göre sürekli parçalanan ve yeni ünvanlarla dağılan mühendislik alanına karşı BMO, mesleği kamu yararı ve toplumsal fayda ekseninde birleştiren bir vizyon sunmalıdır. 

Denetimi devlet bürokrasisinin veya meslek odası yöneticilerinin tekeline bırakmak yerine; başta enerji, yazılım ve dijital altyapı olmak üzere kritik kamusal üretim araçlarının yeniden inşası ve denetiminin kamu mülkiyeti altında, o işi fiilen yapan işçilerin (bilişim profesyonelleri ve mühendisler dahil) demokratik denetimine verilmesi gerektiği fikri savunulmalıdır. 

Bu yaklaşım denetimi “teknik bir form doldurma” sürecinden çıkarıp, veriler, algoritmalar,  dijital haklar vd. alanları konuları içeren sınıfsal ve politik bir mücadele eksenine oturtur.

Bugün enerji, yazılım, altyapı gibi alanlarda kamusal üretim araçlarının yeniden inşası, denetimin sınıfsal tabanını da yeniden kurmak anlamına gelecektir.

2. Dayanışma ağları ve uluslararası mücadelelere katılım

Mesleki denetim kavramını uluslararası sermayenin ve teknoloji tekellerinin etkilediği bir alanda sınırlı ulusal mevzuatla tanımlamak yetersizdir.

TMMOB’nin, WFEO (Dünya Mühendisler Birlikleri Federasyonu) veya ETUC (Avrupa Sendikalar Konfederasyonu) gibi uluslararası mühendislik birlikleri ve sendikal ağlarla kurduğu ilişkileri BMO eğitim ve sempozyumların ötesinde politik bir mücadele aracı olarak daha etkili kullanmalıdır. 

BMO bilişim alanında “evrensel standartlar” olarak sunulan normlara eleştirel bir gözle yaklaşmalı; bu standartların hangi ekonomik ve politik güçler tarafından dayatıldığını sorgulamalıdır. Uluslararası ağlar, bu standartları küresel kamu yararı eksenine oturtma mücadelesi için bir zemin sağlar.

BMO uluslararası işçi ve mühendis sendikalarıyla birlikte, küresel teknoloji şirketlerinin yarattığı zararlara ve gözetim gibi pratiklerine karşı ortak hukuki ve politik eylemler örgütlemelidir.

3. Mesleki denetimin içeriğini yeniden düşünmek

BMO, mesleki denetim mücadelesini tanımlarken, günümüz bilişim sektörünün yarattığı şu gerçeklikleri merkeze alması gerekmektedir.  Son 40 yılın hakim neoliberal birikim rejimi ve iş süreçlerinin “bilimsel yönetim” adı altında sürekli rasyonalize edilmesi, bilişim teknolojilerindeki yeniliklerle – ve özellikle de üretken yapay zeka teknolojilerinin patlamasıyla – birleşince mühendislik mesleğinde çarpıcı ve çelişkili bir tablo ortaya çıktı: 

Mühendisler, tarihsel olarak hiç olmadığı kadar derin bir ikilemin içine sıkıştı. Bir yandan yapay zeka ve karmaşık sistemleri yönetebilen, daha yaratıcı, analitik ve üst düzey stratejik problem çözme alanlarına itiliyorlar. Diğer yandan ise aynı teknolojiler sayesinde geleneksel mühendislik bilgileri kodlanabilir, otomatikleştirilebilir hale geldikçe emekleri benzeri görülmemiş bir hızla parçalanıyor, standartlaşıyor ve proleterleşiyorlar.

Bu ikilik, iş piyasasının yapısına da doğrudan yansıyor. Bir uçta, yapay zeka mimarı, veri bilimci, siber güvenlik uzmanı gibi az sayıda seçkin mühendis için yeni uzmanlık alanları ve yüksek ücretler söz konusu. Diğer uçta ise geniş mühendis kitlelerini vasıfsızlaşma, düşük ücret, işsizlik tehdidi ve algoritmalar tarafından sürekli denetlenen bir çalışma hayatı bekliyor.

Mühendislerin bu dönüşüme karşı geliştirdiği tepkilere ve arayışlara baktığımızda ise bu yapısal ikiliğe paralel bir siyasi bölünme ile karşılaşıyoruz:

Bir tarafta, büyük teknoloji şirketlerinde ve devasa platformlarda çalışan ileri düzey teknik işgücü, geliştirdikleri sistemlerin toplumsal etkileriyle yüzleşmeye başlıyor. Bu durum, onları derin bir etik sorgulamanın eşiğine getiriyor ve “Bu teknolojiyi kimin için, hangi toplumsal sonuçlara yol açarak üretiyoruz?” sorusunu daha yüksek sesle sormaya zorluyor.

Diğer tarafta geniş mühendis kesimleri ise daha temel ve acil soruların peşinde: iş güvencesi nasıl sağlanır? Sosyal haklarımız ve adil bir ücret için nasıl mücadele ederiz? Bu arayış onları kaçınılmaz olarak sendikalaşma ve kolektif emek mücadelesi zemininde bir arayışa yönlendiriyor.

Bu tablo mesleki denetimin yalnızca teknik değil, politik ve sınıfsal bir sorun olduğunu açık biçimde ortaya koyuyor. Mücadelenin birinci ekseni etik ve toplumsal sorumluluk üzerinden yürütülen mücadeledir. İkinci ekseni ise çalışma koşulları, iş güvencesi, mobbing, ücret eşitsizliği ve sosyal haklar üzerinden yürütülen sınıfsal mücadeledir. Bu, özellikle özel sektörde çalışan bilişim emekçilerinin örgütlenmesi ve söz hakkı kazanması açısından belirleyici önemdedir. 

  1. Dijitalleşmenin Salgında ve Sağlıkta Yayılımı Üzerine Gözlemler, Özgür Narin, TTB Mesleki Sağlık Güvenlik Dergisi, 2022 ↩︎
  2. TMMOB örneği ile meslek odalarında “Özelleşme…!” – Atilla Göktürk – https://politeknik.org.tr/tmmob-oernei-le-meslek-odalarnda-oezelleme-atilla-goektuerk/ ↩︎
Bu Makaleyi Paylaşın