Günümüz yazılım dünyasında “vibe coding” namıyla görünür olan bir fenomen var. Kod yazma işinin makineye devredilmesinin başlangıç adımlarını gördüğümüz bu yaklaşımda, yazılımcı yapay zekanın kod yazmasına eşlikçi olan ve kodun son halini kontrol eden bir kalite kontrol görevlisine dönüşmektedir. Böylece yazılım üreticisi artık yapay zekâ yani makine olmuş olur, bu üretici sermayenin malıdır. Onun için “vibe coding” denildiğinde patronların yüzleri güleç bir hal alırken, biz yazılımcıların gelecek kaygıları bir kat daha katmerlenir.
Ancak şunu unutmamakta fayda var: insanlık tarihinin çok da biricik, kendine özgü bir kesitinde yaşamıyoruz. Özellikle kapitalist üretim tarzının doğuşuyla beraber piyasa için üretim baskın üretim biçimi olmaya başladıkça üretimin makinelere devredilmesi süreci hız kazandı. Bu yazıda “vibe coding”le birlikte zihin emeğinin makinelere devredilmesi sürecini geçmiş deneyimlerimizden ve bu deneyimleri kuramsallaştıran Marx’ın perspektifinden anlamaya çalışacağız.
İnsanlık tarihi, insanların ihtiyaçlarını doğada hazır bulduklarıyla karşılayamadığı anda başlar. Marx’ın “cennetten kovulma”ya bakışı insanın kendi emeğine mahkum hale gelmesidir. Emek harcamadan hayatta kalamayacak kadar hayvandan ayrılması ve işkence haline gelmiş çalışma eyleminin içinde debelenip durması, onu maddi yaşamın yeniden üretim koşullarında kapasitenin nasıl arttırılacağına dair bir arayışa itmiştir. Bu kadim arayış her üretim tarzında başka özgün ilişkilerce güdülenir.
Kapitalist üretim tarzında bu arayışa eşlik eden iki güdü vardır: ilki şirketlerin toplumsal üretimden daha fazla payeyi kendilerine çekme arzuları yani kâr oranlarını arttırmak, ikincisi makinenin üretim sürecinde canlı emeğin karşısına dışsal bir güç olarak çıkarılması. Emek sermaye arasındaki onulmaz çelişki ve kapitalistlerin kâr oranlarının düşme eğilimi yasasına itiraz etme çabaları -halbuki tam da bu arayışın kendisi kâr oranlarının düşmesinin başlıca nedenidir- yeni üretim araçlarının ebeleridir. Bu nedenle işçinin iş günü boyunca aktif olarak çalışmasının sağlanması gerekir. İş günü içinde işçinin yaratabileceği kaçış noktalarının ve kaytarmasının önüne geçilmeye çalışılır. Sermaye, satın aldığı emek gücünden olabildiğince çok faydalanmak ister, bu nedenle iş organizasyonunu daha net görebileceği biçimde şeffaflaştırmak her zaman kapitalistin çıkarınadır.
Agile metodolojisinin küçük parçalara bölünmüş “sprint”leri de yazılım dünyasında bu sebepten genel kabul görmüştür. Yazılımcının sürekli bir görevle meşgul olması, küçük görev parçaları üzerinden denetlenmesi ve her “sprint” sonunda “deadline” baskısına maruz bırakılması üretim sürecinde artık değer maksimizasyonunun bir yoludur1.
Öte yandan artık değerin arttırılmasına giden yolun taşları üretici güçlerin kapasitelerinin arttırılmasından da geçer. Makineler bu süreçten doğar. Makineleşme üretim sürecinde sabit sermayenin varlığının büyümesidir. Peki bu ne demek? Marx’ın bir kavramı olan sabit sermaye üretim sürecindeki makinedir. Sabit olmasının nedeni kendi değerini metaya parça parça aktarmasından ve sermaye çevriminde kendi değerinden daha fazla bir değer üretmesinin imkânsız olmasından gelir, yani makine üretim sürecine hangi değerle girdiyse kullanım değerinin bittiği süreye kadar ancak o değer kadarını metaya aktarır. Sabit sermaye hiçbir biçimde artık değer üretmez. Bugün varsaydıkları dahiliklerini maddi servetlerinin nedeni sayan birçok şarlatanın iddiasının aksine, kârın kaynağı karşılığı verilmemiş işçi emeğidir yani artık değerdir. Onun için Marx üretim sürecinde emek gücüne harcanan bedeli değişir sermaye olarak adlandırıyor. Çünkü ancak o, kendisinin karşılığını aldığından daha fazla değeri üretim sürecinde metaya ekleyebilir. Kapitalizmin tarihinde ideolojinin işlevi ve bu çağda üretilen ahlaki kodların muradı bütünüyle bu gerçeğin üstünün örtülmesi, örtülmüyorsa da bu el koymanın doğanın bir kanunu olarak görülmesidir.
Kapitalist üretim tarzında makineleşme bu çelişkili ilişkiler üzerinde gerçekleşir. Bu çelişik ilişkiler toplumsal güç ilişkilerinin belirlediği konjonktürde finans sermayesi, devlet, emperyalizmin geldiği nokta gibi birçok farklı görünümle belirli rotalara girerler. Bugün de yapay zeka teknolojilerinin ABD’de kamu bütçesinden sınırsızca fonlanmaları, Pentagon’un hâmiliğinde, postalın gölgesinde gelişmeleri ve Wall Street’in en büyük finansal varlıkları haline gelmeleri zihin emeğinin makineleştirilmesi üzerine kimlerin bahis oynadığını pekala gösterir.
Marx Kapital’in ilk cildinde uzun uzun metadan ve paradan bahsettikten sonra üretim sürecinin kendisini anlamaya çalıştığı bölüme geçerken “işi olmayanın giremediği” yere geçiyoruz der. Burada makineleşme sürecini sarmalayan ilişkilere ve hareketlere biraz değindikten sonra bizim de gideceğimiz yer orasıdır. Katı olan her şey buharlaşırken bilgisayar başındaki biz yazılımcılara ne oluyor? Elbette bu tartışmanın bir tarafı da Marx’ın kuramını günceli yakalayamamakla itham eden ancak Marx’tan eski burjuva kuramlarına bir hakikatmiş gibi tapanlara bir yanıt verme niyetindeyiz.
Yazılımcının Hâl-i Pür Melâli
Bugün iş yaşamımıza bütün yazılımcıların aşina olduğu yazılım üretim araçları peydah oldu. Bunların kimisi soru sorup yanıt alabildiğimiz, bize önerilerde bulunan yardımcı yazılımcılar gibi işlerken bir diğer kısmı da bizim direktiflerimize göre doğrudan projede değişiklikler yapan ajanlar olarak kullanılmaktadır. Yazılım sektörünün makineleştirilmesinin daha hızlı ilerlemesinin nedeni mesleğin klasik halinin doğar doğmaz dijitalleştirilmiş veriler üzerinde icra edilmesinden gelir. Kâğıt-kalem ve sözlüklerle yapılan ve matbaalarda çoğaltılmış çeviri kitaplar, daktiloyla yazılmış ve sonrasında bastırılmış tezler, yani dijitalleştirilmemiş zihin emeği ürünlerinin yapay zekâya yakıt olarak sunulması için dijitalleştirilme işlemine tabi tutulmaları gerekir. Halbuki yazılımın bütün tarihi -delikli kartları saymaz, transistörleri esas alırsak- bilgisayarda tutulan, bilgisayarda işlenen verilerle birlikte ilerlemiştir. Yani yazılım alanında üretilmiş bütün bilgiler daha az işlemle yapay zeka araçlarının eğitimi için kullanılabilmektedir.
Yazılımcılar tarafından yazılıma dair üretilmiş bilgi yapay zeka araçlarını ne kadar beslerse, yazılımın toplumsal üretim hızı o denli artar. Bugün birçok yazılımcı Amazon’un Otomatik Türk adındaki platformu gibi platformlardan aldıkları görevlerle yapay zeka yazılım araçlarını eğitmektedirler. Bu bilinçli faaliyet ve internette bulunan yazılıma dair tonlarca bilgi yazılım üretim araçlarının yazılım üretim kapasitesinde devasa bir artışa neden olmalarını mümkün kılmıştır.
Bu nedenle bugün butik bir yazılımcı olamayız, en azından içinden geçtiğimiz yüzyılda. Toplumsal yazılım üretim hızı bir birimde 5x iken sadece arkaik yazılım üretim araçlarını kullanarak 1x’te üretim yapmaya devam etmeyi tercih ediyorum diyemeyiz, kapitalizm totaliter bir rejimdir, demokrasiye yer yoktur. Kapitalist üretim tarzının Pazar vasıtasıyla bütün emek ürünlerini ve bütün üretim teknolojilerini birbirlerinin karşısına çıkarma gücü, hangi emek türünün kalıp hangi emek türünün tarihe karışacağının ve hangisinin artık sadece lüks tüketimde görünür olacağının belirlenmesini sağlar.
Yazılımcılar bugün yavaşça yeteneklerini yitirdiklerinin farkındalar, ancak bu araçları kullanmak zorundalar. Birincisi yukarıda değindiğimiz yapısal koşullar bu yitirişin zorlayıcı unsurlarıdır, artık daha kısa sürede daha çok iş bitirmek zorundayız ve yeni yazılım üretim araçlarını kullanmadan bu tempoya yetişmemiz imkânsız. Bu araçlara olan bağımlılık arttıkça da yazılımcının işten aldığı keyif azalır, daha öncesi karşılaştığı “challenge”ların, mesleki olarak haz veren zorlukların sayısı düşer, iş monotonlaşmaya, tekrara ve bütün yaratıcı unsurlardan arınarak yapay zekânın yaptığı işe refakat etmeye doğru ilerler.
İşten alınan keyif azaldıkça, iş işkence gibi tekrara dayalı hale geldikçe, yazılımcı emek gücünün piyasa değeri de azalır. Bu ilk bakışta çelişkili bir iddia gibi görünür, nasıl daha az istenen daha zorlu bir iş daha az para eder ki! Ancak artık yazılım üretiminde seferber edilecek emek gücünün eğitimi için gereken toplumsal emek süresi kısalmıştır, iş işkenceye dönecek kadar basitleştirilmiştir. İşkence görmenin bedeli de oldukça ucuzdur.
Tarih Durmadan Yazılırken Mücadelenin Belirleyiciliği
Bir emek türünün makineleştirilmesinin makineleştirilen emek gücü türüne etkisi tarihsel olarak bu şekilde gelişir. Bugün yazılımcıların işsizliği ve yazılım emeğinin ucuzlaması da sermaye tarafından bu tarihsel hareketin bir yansıması olarak gerekçelendiriliyor. Ancak pandemide devasa artan yazılım üretim kapasitesinin bugünlerde azalması sermayenin göreli artık nüfusta yarattığı tarihsel gelgitlerle daha çok ilişkilidir. Diğer yandan Türkiye örneğinde kolayca gözlemlenebildiği gibi yazılım emek gücü arzı devlet tarafından sürekli olarak arttırılmaktadır. Böylece yazılım emek türünün göreli emek gücü havuzu her gün daha fazla muslukla doldurulmaktadır ki, yazılımcının örgütsüz olduğu bir evrende niteliklerine dayanarak giriştiği ücret pazarlığının zemini ortadan kalksın. Piyasadaki güncel gelişmeleri yazılım üretim koşullarındaki değişimlerin doğrudan sonucu olarak görmek yanlış olur.
Bunun yanında kapitalist üretim tarzının genel işleyişi üretim sürecinin canlı emek tarafından icra edilen püf noktalardan arındırılması ve üretim sürecinde eğitilmesi daha fazla toplumsal emek gerektiren canlı emek türlerinden bağımsızlaştırılması itkisi bir sarmal gibi işler. Geçmişin tasfiye edilen dokuma işçilerinin yerine makineler alırken yerlerinden edilen işçilerin emek gücü değersizleşti ve onların yolculuğu yoksulluğa ve açlığa vardı. Ancak sonrasında sermaye başka türde bir eğitilmiş emek türüne ihtiyaç duydu, sonra onu da yerinden edecek mekanizmaları ortaya çıkarmak için hamleler yaptı. Ancak şunun altını çizmekte fayda var, refah devletine eşlik eden Fordist fabrikalardaki işler de oldukça monoton ve tekdüze işlerdi, ancak örgütlü işçi sınıfı, Sovyetler Birliği’nin ve sosyalizmin gücü ve bu gücün sermayeyi seçmeye sürüklediği yeni birikim tarzı emeği değersizleştiremedi. Sınıflar arası güç ilişkileri, işler üretim bantlarına havale edilirken, Taylor’ın bilimsel yönetimi gibi uygulanmasının çok da imkanı olmayan ancak paradigma değiştiren fantezilere rağmen, toplumsal üretimden emeğin daha fazla pay alabilmesini mümkün kıldı. Yazılımcının kaderini de sadece yazılım üretim araçlarındaki tarihsel gelişme belirlemeyecek, yazılımcının kaderi girişilecek politik mücadeleyle şekillenecek.Sermayenin yazılım üretim teknolojilerinin gerçek kapasitesinden bağımsız hamleleri sınıf mücadelesinin teknolojik zemini nasıl aştığına biraz âdice örnekler sunar. Örneğin NVIDIA’nın dünyanın ilk yapay zeka yazılım geliştiricisi diye tanıttığı Devin’in ismini duyuyor musunuz hâlâ? Sermayenin yazılımcılara karşı sopa gösterme hevesi onu henüz olgunlaşmamış bir araca sarılmaya itti. Elbette NVIDIA hisseleri de bu gösteriden nasiplerini aldı. Ancak bugünlerde yazılımcılar Claude, Cursor, N8N gibi birçok farklı işlevli yapay zeka aracının ismini sayarken Devin’in adını pek de anmıyorlar. Daha olmamış bir araç üzerinden yazılım emek gücünün değerini düşürmek isteyen sermaye, üretici koşulları kendi politik amacı için çarpıtmaktadır. Yaşam, insanın maddi yaşamının yeniden üretiminde yaşadığı gerilimin diyalektiği üzerinden şekillenirken, gündelik yaşam bu diyalektiğin içinde gelişen politik mücadeleyle vücut bulur. Yazılım emeğinin makineleşmesini, kendine özgü yanları olmasına rağmen zihin emeğinin makineleşmesinin ve daha genel olarak üretim sürecinin makineleşmesinin bir parçası olarak görebiliriz. Marx’ın tespit ettiği ilişkiler-çelişkiler-hareketler de kapitalizm var olduğu sürece var olmaya edeceklerdir, onun görmediği emek türlerinde dahi. Yani “Adhuc de nobis fabula narratur”. Hâlâ bizim hikâyemiz anlatılıyor.
- Ahmet Gire, “Yazılım Emek Rejimi: Agile ve Waterfall,” BMO Dergi, 27 Şubat 2025, https://dergi.bmo.org.tr/muhendislik/yazilim-emek-rejimi-agile-ve-waterfall. ↩︎
