Üç boyutlu baskı ve toplumsal gücü: Olanak sağlamak, merkeziyetsizleştirme ve sosyo-teknik çözümler

Melike Şahinol
693 Görüntüleme
8 Dk Okuma Süresi

Üç boyutlu (3D) baskının eklemeli üretim teknolojileri artık teknik süreçleri, değer zincirlerini, üretim mantığını ve tedarik sistemlerini yeniden şekillendiren radikal yenilikçi teknolojiler olarak kabul edilmektedir. 

Bu teknolojiler, fiziksel ürünlerin üretimini geleneksel makine ve üretim hatlarından bağımsız hale getiren özellikleriyle öne çıkmaktadır. Böylelikle, yüksek derecede tasarım özgürlüğü sağlamaktadırlar. Aynı zamanda, 3D baskının sadece teknik çözümler üretmekle kalmayıp, aynı zamanda sosyal uygulamaları, kurumsal düzenlemeleri ve normatif yorumları da dönüştürdüğü çoğu zaman göz ardı edilmektedir. Sosyal gücü, teknolojik gelişmenin sadece mühendislik başarısı olarak değil, aynı zamanda sivil toplum, kullanıcılar, üreticiler, araştırmacılar ve siyasi kurumlar dahil olmak üzere çeşitli aktörler arasında bir müzakere süreci olarak gerçekleştiği durumlarda belirgindir.

Büyük potansiyel: tıp, biyobaskı ve rejeneratif inovasyon

Tıpta, 3D baskı, hastaya özel implantlar veya cerrahi modeller gibi geleneksel uygulamaların ötesinde yeni yollar açmaktadır. Malzeme bilimi, biyoteknoloji ve tıp teknolojisinin kesiştiği bir alan olan biyobaskı (bioprinting) araştırmaları, hücrelerin ve biyomimetik malzemelerin (biyomürekkep olarak adlandırılır) katman katman basılmasıyla ilgilidir. Amaç, işlevsel dokuları veya ileride organların tamamını üretmektir.

Güncel araştırmaların bir örneği, gelişmiş biyomürekkepler ve baskı süreçleri kullanarak damar benzeri özelliklere sahip doku benzeri yapıların üretimini iyileştiren yenilikçi bir 3D biyobaskı tekniğidir. Damar benzeri dokular,  kan damarı ağları aracılığıyla hücrelere oksijen ve besin maddelerinin sağlanması çok önemli olduğundan, işlevsel organ yapılarının üretilmesinde önemlidir.

Aynı zamanda, 3D yazıcılar kullanılarak insülin üreten hücreler oluşturulmakta ve bu hücreler laboratuvar testlerinde stabil insülin reaksiyonları göstererek tip 1 diyabetin tedavisi için yeni yollar açmaktadır. Bu örnekler, 3D biyobaskının artık hayal olmadığını, tıbbi bakım, kişiselleştirilmiş tedavi ve rejeneratif tıbbın teknik ve kurumsal olarak nasıl değişebileceğini şimdiden gösterdiğini ortaya koymaktadır. 

Teknolojinin geliştirilmesi hala zorlu bir süreçtir: standardizasyon, uzun vadeli işlevsellik ve klinik bağlamlara uyarlanması gibi zorluklar devam etmektedir. 

Bu teknolojik perspektifler önemlidir, çünkü 3D baskı teknolojisinin, sadece mevcut üretim süreçlerini daha esnek hale getirmekle kalmayıp, biyolojik işlevlerin ve tıbbi bakımın temellerini de bize yeniden düşündürdüğünü göstermektedir. Aynı zamanda, bu değişim sadece teknolojide mükemmelliği değil, ayrıca kurumsal, düzenleyici ve toplumsal düzeyde de bir dönüşümü gerekli kılmaktadır.

e-NABLE: Merkezi olmayan üretim ve toplumsal müzakereler

3D baskının sosyal etkisini en somut biçimde gösteren örneklerden biri, çocuklar için 3D baskılı el ve kol cihazları üreten küresel e-NABLE ağıdır (https://enablingthefuture.org). 

e-NABLE klasik anlamda bir firma ya da endüstriyel üretici değildir. Aksine, maker’lar, mühendisler, teknisyenler, sağlık alanından gönüllüler ve ailelerin bir araya geldiği açık ve merkeziyetsiz bir ağdır. Bu yapının en önemli özelliği, üretimin “kendin yap” (DIY) mantığıyla işlemesidir: Gerekli teknik bilgiye, bir 3D yazıcıya ve malzemeye erişimi olan herkes, e-NABLE kapsamında kullanılan açık kaynaklı tasarımlar üzerinden bu tür cihazları üretebilir.

Bu cihazlar çoğunlukla mekaniktir, düşük maliyetlidir ve kişiye göre uyarlanabilir. Tasarım dosyaları, baskı ayarları, montaj talimatları ve kullanım deneyimleri dijital platformlar üzerinden paylaşılır. Böylece üretim süreci tek bir merkeze bağlı olmadan, farklı ülkelerde ve yerel koşullara göre gerçekleşebilir. Bu durum, teknolojik bilginin yalnızca şirketlerin ya da uzman kurumların elinde toplanmayan, aksine geniş bir kullanıcı topluluğu tarafından paylaşılanı yeni bir üretim kültürüne işaret eder.

Şekil 1. Çocuk, doğal elini e-NABLE aparatiyla karşılaştırıyor, Melike Şahinol, 2018

Ancak bu “herkes yapabilir” yaklaşımı, hukuki ve etik sınırların olmadığı anlamına gelmez. Özellikle Türkiye gibi ülkelerde, bu tür 3D baskılı ürünlerin resmî olarak “protez” olarak adlandırılması ve tıbbi cihaz statüsünde sunulması hukuki açıdan mümkün olmayabilir. Bu nedenle e-NABLE bağlamında üretilen nesneler çoğu zaman destekleyici cihazlar, yardımcı aparatlar ya da deneysel çözümler olarak konumlandırılır. Bu durum, 3D baskının sunduğu demokratik üretim potansiyeli ile mevcut sağlık mevzuatı arasındaki gerilimi açık biçimde ortaya koyar.

Tam da bu noktada e-NABLE örneği, 3D baskının yalnızca teknik bir araç olmadığını, aynı zamanda hukuk, etik, sağlık sistemi ve toplumsal sorumluluk gibi alanlarla birlikte düşünülmesi gereken bir sosyo-teknik pratik olduğunu gösterir. DIY üretim, erişilebilirlik ve katılım açısından büyük olanaklar sunsa da, bu olanakların güvenli, sorumlu ve yasal çerçeveler içinde ele alınması gerekir.

Sosyal bilimler açısından bakıldığında, burada belirleyici olan nokta, protezin yalnızca teknik bir nesne olarak değil, sosyo-teknik bir aracı olarak işlev görmesidir. Bu aracı üzerinden normallik, bedensellik, kimlik ve toplumsal katılım gibi kavramlar (yeniden) müzakere edilir. Uygulamada, çocukların ve ailelerin 3D baskılı protezlerin tasarımını aktif biçimde şekillendirdikleri görülmektedir: Renkler, biçimler ve süper kahraman motifleri bilinçli olarak seçilmekte ve böylece anlam alanları yaratılmaktadır. Bu alanlar, salt işlevsel gerekliliklerin çok ötesine geçmektedir. Bu estetik tercihler yalnızca bireysel bir kişiselleştirme olarak değil, teknolojiyle iç içe geçmiş bir toplumsallığın ifadesi olarak anlaşılmalıdır; burada güç, farklılık, öz-etkililik ve toplumsal tanınma gibi kavrayışlar maddi biçimde somutlaşmaktadır.

Mühendisler, maker’lar, çocuklar ve ailelerle birlikte yürüttüğüm; desteklenmiş atölyeler, katılımcı teknoloji günleri ve kamusal etkinlikler çerçevesinde hayata geçirilen kendi disiplinlerarası ve citizen science (vatandas bilimi) temelli araştırma projelerimde de açıkça görülmüştür ki, bu tür anlam yüklemeleri yalnızca “yan etkiler” değildir. Aksine, bunlar merkezi bilgi kaynaklarıdır. Çocuklar ve aileler bu süreçlerde yalnızca kullanıcı olarak değil, deneyimleri, pratikleri ve geri bildirimleriyle protezlerin geliştirilmesine doğrudan katkıda bulunan aktif ortak araştırmacılar olarak yer almaktadır. Bu katılımcı formatlar, 3D baskılı protezlerin yalnızca teknik çözümler sunmadığını; aynı zamanda teknoloji, gündelik yaşam ve toplumsal beklentilerin bir araya getirildiği öğrenme ve müzakere alanlarını açtığını da göstermektedir.

Bununla birlikte, e-NABLE protezlerinin açıklığı ve serbestçe erişilebilir olması, arkasında belirli bir normatif duruşun bulunduğunu ortaya koymaktadır: Teknoloji, yalnızca verimlilik, performans ya da piyasa mantıklarına hizmet etmemeli; erişimi, katılımı ve birlikte üretimi mümkün kılmalıdır. 

Şekil 2. Çocuk, e-NABLE aparatiyla tanışıyor, Melike Şahinol, 2018.

e-NABLE örneği, eklemeli üretimin toplumsal pratikleri nasıl yapılandırdığını açıkça göstermektedir: Kimin ürettiğini, kimin neyin “iyi” bir çözüm olduğuna karar verdiğini ve teknik tasarımın gündelik rutinlerle nasıl iç içe geçtiğini doğrudan etkilemektedir. Disiplinlerarası ve citizen science temelli yaklaşımlarla birlikte ele alındığında, burada ortaya çıkan inovasyon süreci salt teknik optimizasyonun ötesine geçmekte ve toplumsal açıdan anlamlı sorunlara yönelik, teknik ve sosyal aktörlerin ortaklaşa yürüttüğü bir proje halini almaktadır.

Bu nedenle burada geliştirilen çözümler yalnızca belirli bir teknik işlevi yerine getiren araçlar olarak değil, engellilik, toplumsal çeşitlilik ve katılımla ilişkili sosyo-teknik çözümler olarak ele alınmalıdır. 

Enabling bu bağlamda, bireyleri önceden tanımlanmış normlara uyarlamayı değil; farklı bedenler, yaşam pratikleri ve ihtiyaçlar için erişilebilirlik, seçenekler ve katılım imkânları yaratmayı ifade eder. Ancak bu tür bir kapsayıcılık kendiliğinden ortaya çıkmaz; aksine kültürel anlamlandırmalar, normatif beklentiler ve politik düzenlemeler çerçevesinde sürekli olarak müzakere edilmesi gereken bir süreçtir.

Özellikle çocuklar söz konusu olduğunda, 3D baskılı bu tür destekleyici cihazların sürekli ve zorunlu biçimde kullanılması beklenmemelidir. Aksine, bu teknolojiler çocukların gündelik yaşamlarında istediklerinde ve ihtiyaç duyduklarında başvurabilecekleri, geçici ya da durumsal çözümler olarak düşünülmelidir. Böyle bir yaklaşım, hem çocukların özerkliğini ve öz-etkililiklerini güçlendirir hem de engelliliği sabit bir eksiklik olarak değil, toplumsal bağlamlarda farklı biçimlerde anlam kazanan bir deneyim olarak ele almayı mümkün kılar. Bu nedenle 3D baskı temelli enabling pratikleri, teknik tasarımın ötesinde, kapsayıcı toplumların nasıl kurulacağına dair daha geniş bir tartışmanın parçası olarak değerlendirilmelidir.

Bu Makaleyi Paylaşın