Yapay Zeka ve Uluslararası Hukuk

mm
1.8K Görüntüleme
5 Dk Okuma Süresi

Yapay Zekâ (YZ) ve fikri mülkiyet hukuku korumasına dair en büyük problem yapay zekâ ürünlerinin eser niteliği ve korunması üzerinde yoğunlaşmaktadır.  Bu ürünlerin eser niteliği değerlendirilirken ikili bir ayrıma gidilmekte ve eser nitelikleri ayrı ayrı değerlendirilmektedir. İlki, Yapay Zekânın hiçbir insan müdahalesi olmaksızın meydana getirdiği ürünler ve diğeri ise, yapay zekânın bir nevi araç olarak kullanılmasıyla meydana getirilen ürünlerdir.

Yapay Zekâ, algoritmalar aracılığıyla metinler, müzikler, görseller veya fikri ürünler oluşturabilir. Bu üretim sürecinde insanın yaratıcı iradesinin katkısı hiç bulunmayabilir ya da sınırlı olabilir. Bu durum klasik telif hakkı hukukunun temelini oluşturan “insan yaratıcılığı” ilkesini ciddi biçimde tartışmaya açmaktadır. Telif haklarının özünde insan emeği ve iradesine dayalı yaratım yer aldığından, tamamen otonom biçimde çalışan YZ’ nın ürettiği ürünlerin eser olarak nitelendirilip nitelendirilemeyeceği konusu, günümüz hukuk sistemlerinde giderek önem kazanmaktadır.

Telif hakkı koruması, uluslararası düzeyde 1886 da yapılan Bern Sözleşmesi’nde öngörüldüğü üzere, yalnızca “eser sahibinin zihinsel emeğiyle yaratılmış” ürünler için söz konusudur. Bu ilke net bir şekilde korumanın ancak insan iradesi ve yaratıcılığı sonucu ortaya çıkan ürünler için uygulanabileceğini ifade etmektedir. 

Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü’nün (World Intellectual Property Organization), 21 Mayıs 2020 tarihli Fikri Mülkiyet Politikası ve Yapay Zeka Konulu Gözden Geçirilmiş Sorunlar Belgesi (Revised Issues Paper on Intellectual Property Policy and Artificial Intelligence) başlıklı beyanında, Yapay Zekâ tarafından insan müdahalesi olmadan üretilen içeriklerin mevcut telif hakkı rejimleri kapsamında korunamayacağını açıkça belirtmiştir.

Avrupa Birliği (AB) hukukunda, YZ tarafından üretilen eserlerin fikrî mülkiyet korumasına ilişkin özel bir düzenleme henüz oluşturulmamıştır. Bunun yerine, yapay zekânın toplumsal ve ekonomik etkilerine odaklanan düzenleyici ve yasal çerçevelerin geliştirilmesi tercih edilmiştir.

Avrupa Birliği Adalet Divanı, Infopaq International A/S v. Danske Dagblades Forening kararını (C-5/08, 2009), hususiyet ve eserin telif korumasından yararlanabilmesine dair kriterler açısından önemli bir karar olarak karşımıza çıkarmaktadır.  Bu kararda;  “bir eserin eser sayılabilmesi için, onun yazarının kendi zihinsel emeğini, yaratıcı seçimlerini yansıtması gerekir” denmiş ve AB düzeyinde “eser” tanımı ilk kez net biçimde yapılmıştır.  Bu karar “eser” kavramının AB hukukundaki tanımını ve eserlerin ne ölçüde korunacağı konusunu derinlemesine açıklamaktadır.

Birleşik Krallık, YZ ürünlerinin korunması konusunda istisnai bir düzenlemeye sahiptir.

Copyright, Designs and Patents Act (CDPA) 1988’in 9(3) maddesi uyarınca, “bilgisayar tarafından üretilen bir eserde, eserin sahibi, eserin oluşturulması için gerekli düzenlemeleri yapan kişidir.” denmektedir.

 Bu hüküm, yapay zekâ üretimlerinde eserin sahibi olarak yazılımın geliştiricisini veya YZ’yı yönlendiren kişiyi kabul etmektedir. Ancak bu düzenleme, insan katkısının tamamen ortadan kalktığı otonom sistemlerde eleştirilmekte; koruma kapsamının “yaratıcı insan emeği” yerine “teknik hazırlık” unsuruna dayandırılmasının telif hukukunun özüne aykırı olduğu ileri sürülmektedir.

Amerikan hukuk sisteminde, Türk hukukundaki “hususiyet” kavramına karşılık olarak “orijinallik” ilkesi benimsenmektedir. Bir eserin telif hakkı koruması elde edebilmesi için asgari düzeyde de olsa yaratıcılık içermesi gerektiğini ifade etmektedir. 

Feist Publications v. Rural Telephone Service Co. (1991) davasında, ABD Yüksek Mahkemesi, bir eserin telif korumasına konu olabilmesi için yalnızca “asgari düzeyde yaratıcı bir seçim veya düzenleme” içermesinin yeterli olduğunu belirtmiştir. 

Mahkeme, salt emek veya veri toplamanın tek başına orijinallik sayılmayacağını, fakat az da olsa yaratıcılık içeren ürünlerin korunabileceğini vurgulamaktadır. Ayrıca, eserin tamamen yeni olması gerekmediği; mevcut unsurları özgün biçimde bir araya getirmenin de telif koruması için yeterli olduğu kanısına varmıştır.

Amerikan hukukunda orijinallik yalnızca gerçek kişilere atfedilmektedir. Bu nedenle, YZ tarafından insan müdahalesi olmaksızın oluşturulan içerikler “orijinal eser” kapsamında değerlendirilmemekte ve telif koruması dışında kalmaktadır.

Yine, The United States Patent and Trademark Office (ABD Patent ve Ticari Marka Ofisi, 27 Nisan 2020 tarihli ve 16/524,350 numaralı başvuruda, “buluş sahibi” kavramının “buluşu icat eden veya keşfeden kişi” anlamına geldiğini belirterek, Dr. Stephen Thaler tarafından yapılan ve “DABUS” adlı yapay zekânın buluş sahibi olarak gösterildiği patent başvurusunu reddetmiştir. Mahkeme, icat sahibinin yalnızca gerçek kişi olabileceğini, yapay zekânın ise hukuken “kişilik” sıfatına sahip olmadığını vurgulamıştır. Amerikan hukukunda gerek telif hakkı gerek patent hukuku bakımından, yaratıcı faaliyetin kaynağında insan zekâsı bulunmadıkça, yapay zekâ tarafından üretilen eserlerin fikrî mülkiyet korumasının mümkün olmadığı görülmektedir.

Sonuç olarak Yapay Zeka yalnızca araç rolü üstlenebilir; telif hakları eserin oluşması sırasında YZ’yı yönlendiren kişiye aittir.  AB ve ABD hukukundaki bu yaklaşım, insan müdahalesini eserin korunma kriteri olarak kabul etmektedir.

Kaynakça
WIPO “Revised Issues Paper on IP Policy and AI, WIPO/IP/AI/2/GE/20/1 REV.
Infopaq International A/S v Danske Dagblades Forening
Copyright, Designs and Patents Act 1988
FEIST PUBLICATIONS, INC., Petitioner v. RURAL TELEPHONE SERVICE COMPANY, INC.
https://www.uspto.gov/sites/default/files/documents/16524350_22apr2020.pdf

Bu Makaleyi Paylaşın
mm
TarafındanSavaş Uluçay
Follow:
Siber Güvenlik Çalışma Grubu Başkanı, Yazar, Eğitimci. İlgi alanları: Yapay Zeka, Siber Güvenlik, Bilgi Güvenliği, Dijital Dönüşüm, Kriptoloji.