Sahne, Yapay Zeka’nın: Baran Güler ile Teknoloji ve Tiyatro Karşılaşması Üzerine

mmmm
971 Görüntüleme
8 Dk Okuma Süresi

Teknoloji ile sanatın kesişimi Türkiye’de uzun zamandır çeşitli tartışmalara konu oluyor; fakat bu kesişimi sahnede, bedensel bir deneyimin içinde, çocuklara yönelik interaktif bir tiyatro formuna dönüştüren az kişi var. Öte yandan arkası gelecek gibi. 

Oyuncu ve yaratıcı üretici Baran Güler, Mert Aydın ve Gizem Yağız’dan oluşan ‘O Sahne’ ekibi, tiyatronun geleceğine dair hem teknik hem estetik bir tartışmayı pratiğe döküyor.

Güler’in hikâyesi, bilgisayar mühendisliği ile tiyatro arasında gidip gelen erken bir merak hattıyla başlıyor. Küçük yaşlardan beri iyi bir tiyatro seyircisi olduğunu söyleyen Güler, 1990’larda Ankara Çan Tiyatrosu’nun sahne mekaniğini çocuk gözleriyle takip etmiş. Bir başka ilgisi ise küçük yaşta tanıştığı bilgisayar olmuş: 

Aslında bilgisayar mühendisi olmak isterdim. Babam grafikerdi ve bu sebeple evde bilgisayar hep vardı. HTML öğrenmeye bile küçük yaşta merak sardım.”

Bu erken dönem ilgi, onun tiyatro yolculuğunun asla sadece sahnede kalmayacağının da habercisi. Üniversite eğitimi için Çanakkale’ye gittiğinde bölümü ne tiyatro ne de bilgisayar mühendisliği imiş. Fen bilgisi öğretmenliği okumak üzere gittiği Çanakkale’de, tam da kültürel üretimin yoğunlaştığı bir döneme denk gelmesi onun bir bakıma şansı olmuş. Burada yolu Mert Aydın ile kesişmiş. Bugün birlikte çalıştıkları yaratıcı ekibin temelleri bir anlamda o dönemde atılmış.

Açık Kaynakla Başlayan Yolculuk: Teknoloji Sahneye Nasıl Girdi?

İstanbul’a taşınıp Müjdat Gezen Sanat Merkezi’nde tiyatro eğitimi alarak bu alanda profesyonelleşen Güler, bir yandan kısa filmler çekerken, bir yandan da sahne teknolojileri üzerine daha sistemli düşünmeye başlar. Yolları Gizem Yağız ile kesişir.

Böylece Baran Güler, Mert Aydın ve Gizem Yağız ‘O Sahne’ adıyla bir araya gelirler. 

Baran Güler, Gizem Yağız, Mert Aydın (soldan sağa)

Bu ekibin kotarmış olduğu, Türkiye ve hatta dünyada bir ilk olan dijital ve interaktif tiyatro oyunu ‘SEN Neredesin?’e BM Dergi adına izleyici olduk ve ardından kendileriyle görüşme imkanı yakaladık.

Güler, bu oyunu sahnelerken Disney’in ‘Turtle Talks’ yapımından ilham aldığını anlatıyor: 

“Türkiye’de benzer bir şey yapılabilir mi diye düşündük. Bu deneylerin ortaklaştığı nokta, tiyatro ile dijitalin buluştuğu hibrit bir sahne arayışıydı. Ancak başlangıç kolay olmadı:

  • Açık kaynak yazılımlarla yapılan ilk denemeler sahne uyumu sorunları yarattı.
  • Kablolu sistemlerin hantallığı performansı sınırladı.
  • Grafik programları, sosyal medya dinamikleri ve tiyatro estetiği arasında yeni bir dil kurmak gerekti.

Tam bu süreçte pandemi yaşanır. Güler’in ifadesiyle, “Pandemide dijitallik reddedilen bir şey olmaktan çıktı. Uzaktan eğitimin, canlı yayınların kabul gördüğü bir dönem açıldı. Örneğin; İngiltere’nin National Theatre gibi büyük kurumlarının canlı yayın pratiklerinin yaygınlaşmasıyla küresel ölçekte de bu değişim hissedildi”

Yapay Zekânın Demokratikleşmesi: Bağlantının Kurulduğu An

Güler, tiyatro–teknoloji bütünleşmesindeki en kritik kırılma anını 2022 olarak işaret ediyor: “Yapay zekâ demokratikleşti. Asıl hızlanmamız o zaman başladı.” Bu demokratikleşme, sadece bir araç bolluğu değil; üretim biçiminin dönüşümü demekti. 

Güler bu süreci şöyle tarif ediyor: “İlk önce sorular sorduk. Sonra yapay zekâ ile doğru iletişim kurmayı öğrendik. Bunun için 2–3 ay harcadım. Soruyu doğru sorunca yapay zekâ doğru tavsiyeler veren bir arkadaşa dönüştü. Süreç çok hızlandı, maliyetler optimize oldu.”

Bu ifade, aslında günümüz yaratıcı endüstrilerinin en kritik pratiğine işaret ediyor: ‘prompt engineering’ diye anılan kullanıcı–yapay zekâ (YZ) etkileşiminin incelikleri.

Zamanla geliştiricilerle iletişim bariyerlerini aşmak için kendi yazılımlarını üretmeye de başlamışlar. Bugün oyunları tiyatroya doğrudan entegre eden bir teknolojik altyapıya sahipler. Bu altyapı yalnızca görsel efektler sunmuyor; sahnenin ışığını analiz ediyor, mekânı okuyor ve performansa eşlik eden bir dijital dramaturg gibi çalışıyor.

Bu altyapı video ve medya oynatmanın yanı sıra, sahne ışıklarını da kontrol edebiliyor, hareket yakalama teknolojileri, donanım, yazılım ve performansı gerçekleştiren sanatçı arasında bağ kuruyor, performansa eşlik eden dijital bir dramaturg gibi çalışıyor.

Yapay Zekânın Dramaturg Olarak Sahneye Girişi

Güler, YZ yaklaşımını ‘dramaturg desteği’ne benzetiyor. Dramaturgun görevi hem araştırmak hem yapı ve bağlam kurmak hem de sürekli diyalog içinde üretmek olduğuna göre YZ’nin bu pozisyona taşınması şaşırtıcı değil. Güler bu noktada iki önemli katkıdan bahsediyor:

  1. Üretim Süreci: Metin üzerine çalışan, gözden kaçabilecek hassas noktaları denetleyen, dramatik bileşenleri çözümleyen, aydınlatma, ses, efekt tasarımı önerileri sunan bir yapay zekâ asistanı.
  1. Arşiv ve Analiz: “Örneğin ilgimi çeken bir sahneyi çekip sahne aydınlatma tasarımının dramatik gerekçelerini analiz ediyorum” dediği sistem, fiziki veya dijital arşivleri okunabilir, taranabilir bir formata dönüştürüyor.

Bu uygulamalar sadece bir estetik yenilik değil; Türkiye’deki tiyatro kurumlarının gelecekte ihtiyaç duyacağı yeni bir meslek tanımına da işaret ediyor: “Salonlara bir yapay zekâ operatörü eklenmeli.”

Güler’e göre bu zorunluluk, tıpkı ışık tasarımcılarının, video grafik ekiplerin, ses mühendislerinin sahne pratiğine dahil oluşu gibi yeni bir dönüşüm dalgasının eşiğinde olduğumuzu gösteriyor.

Yeni Tiyatro Biçimleri ve Politika Tartışmaları

Teknoloji sadece sahne estetiğini değil, tiyatronun kültürel konumunu da etkiliyor. “Sinema ve tiyatro değişiyor. Sahnenin dışına çıkan, insanların gündelik hayatlarında da yer bulan bir deneyim oluşturuyoruz. Örneğin, mobil uygulama marketlerine yapay zeka desteğile geliştirdiğimiz uygulamalarla sahne süresi dışında da seyirci-oyuncu etkileşimini sürdürüyoruz.” diyen Güler, kategoriler içinde yer bulamamalarını da bu dönüşüme bağlıyor. Bu yüzden projeleri ilk olarak Dijital Sanat Festivallerinde karşılık bulabilmiş.

Öte yandan yetişkinlere yönelik bir oyun da hazırlıyorlar. Bu da tiyatronun geleceğini sadece çocuk deneyimiyle sınırlamayan bir vizyonu ortaya koyuyor.

Güler, kültür politikaları açısından da önemli bir uyarıda bulunuyor: “Hep korkulduğu gibi bazı meslekler elimizden alınmayacak, şekil değiştirecek. Yapay zekaya direnmek bazı riskleri beraberinde getirecek.”

Bu riskin iki yönü var:

  • Üretimsel Risk: Değişen teknolojiye adapte olunamazsa sektör geride kalabilir.
  • Tüketimsel Risk: Yapay zekâ ile üretilmiş içeriklerin ‘kolay tüketilebilir bilgi’ olarak sanatla karıştırılması, estetik değerlendirme kapasitesini zayıflatabilir.

Bu iki kritik nokta, tiyatronun gelecekteki kurumsal yapılanmalarını, finansal modellerini ve devlet politikalarını doğrudan ilgilendiriyor. “Tüketilebilir içerik ile sanat arasında ince bir çizgi var”

Bu ifade, yalnızca teknolojinin değil, çağdaş sanat üretiminin genel bir eleştirisi. 

Bugün YZ destekli yaratıcı üretimin nereye konumlanacağı; sahnede, sinemada, müzikte nasıl bir etik ve estetik çerçeve oluşturacağı soruları giderek daha hayati hâle geliyor.

Kod ile Oyunculuk Arasında Bir Sahne

Baran Güler’in tiyatro pratiği, Türkiye’de teknoloji–sanat ilişkisinin yeni bir sayfasını temsil ediyor. Onun çalışmaları, bir YZ araç setinin tiyatroyu nasıl dönüştürebileceğini değil, tiyatronun bu araçlarla nasıl yeniden düşünülebileceğini gösteriyor.

Güler’in hikâyesi, bilgisayar mühendisliği hayaliyle başlayan bir merakın, dramaturgi ile YZ’yı iç içe geçiren yeni bir tiyatro formuna evrilişinin güzel bir örneği. Bu dönüşüm, yalnızca sahnenin estetik ve teknik kapasitesini değil, aynı zamanda tiyatronun dünyayı anlama ve anlatma biçimlerini de değiştiriyor.

Görünen o ki, tiyatronun geleceğinde artık sadece oyuncular, yönetmenler ve ışık ekipleri değil; YZ operatörleri ve yazılım geliştiriciler de var. 

ETİKETLENDİ:
Bu Makaleyi Paylaşın