Yapay Zekânın Kaderi Nerede Yazılıyor?

Ahmet Gire
566 Görüntüleme
6 Dk Okuma Süresi

Birkaç hafta önce bütün yazılım işlerinin 6 ayda makinelere devredileceğini iddia edenler bugünlerde yapay zekâ araçlarını üretim sürecinde kullanmanın maliyetinin kimi durumlarda insan yazılımcılardan bile daha pahalıya geldiğini söylüyor. Sektör bir yandan devasa bir makineleşme baskısı altında kıvranırken diğer yandan da Wall Street’in ve tekno-oligopollerin kârlılık beklentileri arasında bocalıyor. Aslında olan şu: yapay zekâ endüstrisine yatırım yapan birçok kişi var ve bu sektördeki yatırım maliyetleri -yapay zeka araçlarının düzgün işlemesi için gereken sabit sermaye- oldukça yüksek ve Marx’ın yüzyıllar öncesinden duyurduğu kâr oranlarının düşme eğilimi yasası burada da kendini gösteriyor, yatırımcılar beklentilerinin ivedilikle karşılanmasını istiyorlar.

Bir şirketin kâr oranı, işçilerin ödenmemiş emeğinin toplam yatırım maliyetine bölünmesiyle bulunur. Sabit sermaye bu hesaplamada paydanın bir bileşenidir yani o ne kadar artarsa, üretilen artık oranının artış hızını da geçerse kâr oranı zorunlu olarak düşer. Kapitalist üretim tarzının kısa tarihi kârlılık krizleriyle doludur. Nitekim bugün içinden geçtiğimiz günlerde de benzer bir çelişkiyi yaşıyoruz. Yapay zekâ araçlarının kârlılığının hangi vadede yatırımcıları tatmin edeceğine dair belirsizlik spekülasyon balonuna dönmüş finansal piyasaların altını oyuyor. 2008 benzeri bir krizin kapıda olup olmadığına dair şüpheler kendi kendini gerçekleştirecek bir kehanetmişçesine kulaktan kulağa yayılırken, bütün iktisadi temelleri bu yatırımcılardan ve kamudan elde ettikleri finansman üzerine kurulu teknoloji şirketleri de içlerinin dolu olduğunu göstermeye çalışıyor. Bu da dağıtılacak kâr paylarının mideleri dolduracağına dair bir güven tazelemeyi gerektiriyor. Kaldı ki savaşların iktisadi denklemin gidişatını bu denli radikal biçimde belirlediği günümüzde yatırımcıların kalbinde en ufak bir şüphe kırıntısı olmamalıdır. Bu fırtınalı günlerde ancak yürekleri iman dolu yatırımcılar bu denli yüksek yatırım maliyeti olan bir sektöre girmeyi göze alabilirler.

Aynı zamanda kripto varlıklardan, merkez bankalarının küresel olarak peyderpey yükseltecekleri faiz oranlarına kadar yapay zekâ yatırımlarına alternatif kârlılık rotaları belirdikçe de yatırımcılarda “kârdan zarar” ettikleri hissi oluşabilir. Bugün askeri, politik, bilimsel, endüstriyel, hukuki ve sanatsal bütün alanlara dahil olmuş yapay zekâ araçlarının fonlanmasının bir anda kesilmesi 2008 finansal krizinden daha büyük bir yıkım da getirebilir. İşte herkesin eli tetikte beklediği bu konjonktür makinelerin insanların işlerini aktif olarak yapıp üretim faaliyetini üstlenip üstlenmeyeceğine dair süreci belirliyor.

Bu nedenle yapay zekâ hizmeti satan şirketler fiyat politikalarını güncelledi. Linkedln gibi sosyal medya platformlarında rastlanılan birçok hakiki ya da asparagas haberin altında yatan gerçek yapay zekâ araçlarını üretim sürecinde kullanırken çok dikkatli olunması gerektiğiydi. Bir anda insan yazılımcıdan daha fazla maliyet çıkaran ama tam olarak insan yazılımcı gibi yaptığı işten sorumlu tutulamayan ya da işten kovmakla tehdit edilemeyen bu makineler ne kadar verimli sorusu herkesin kulağına çalınıyor. Herhangi bir şirkette çalışan herhangi bir yazılımcıdan “önceden bir ayda bitiremediğim Claude-Copilot-Codex kotamı bu ay üç günde bitirdim” duyma ihtimaliniz çok yüksek. Yazılımcı ayın geri kalanında şirketin güvenlik politikalarının genişliğine göre ücretsiz yapay zekâ araçlarıyla ya da eski usul elle kod yazarak işlerini tamamlama yoluna gidiyor. Ancak özellikle yapay zekâ araçlarının bol keseden dağıtıldığı konjonktürde yazılıma adım atmış ve kodlamayı yapay zekâ araçlarının refakatçisi gibi öğrenmiş genç yazılımcıların işi daha da zorlaşıyor. Şu anda kapitalist üretim tarzında bir belirsizlik mevcut: işçide mevcut niteliklerin makineye devri sürecinin teknik altyapısı oluştu, istatistik, fizik ve bilgisayar bilimleri bunu mümkün kıldı. Ancak ya yazılımcıların niteliklerini aktardığımız makinelere erişim çok maliyetli olursa ve dahası büyük ekolojik yıkıma neden olan ve aktif birçok direnişle yapılmalarına engel olunan veri merkezleri bu denli büyük bir dönüşüm için yeterli gelmezse? Yazılım sektörü ve aslında onun hizmet verdiği her sektör -bankacılıktan askeri sanayiye kadar- bu açmazların çözmenin peşinde. 

Bu denli radikal kırılma anları sessiz sedasız olmaz. Yapay zekâ teknolojilerinin yayılması çağı aynı zamanda savaşlar çağı. Bu da pandemide sarsılan tedarik zincirlerine duyulan güvenin tekrar sorgulandığı bir dönem anlamına geliyor. Ancak enerji, su ve madenciliğe göbekten bağlı bu sektörün akıbeti ne olacak sorusuna hayatın olağan akışında olmayan büyük savaşlar faktörü de eklendi. Spekülasyon ve finansal hokkabazlıklarla çok büyük paralar kazanan yatırımcılar savaşın getireceği yeni nimetlere de gözlerini açıyor. Yapay zekâ elbette kamu finansmanının yoğunluğu nedeniyle savaşın da gözde alanlarından biri ancak yatırımcıların gözünde yeni rakipleri hiç de azımsanacak gibi değil.

Velhasıl yapay zekâ şirketleri verdikleri hizmetin bedelini arttırarak yatırımcılarına yüksek sabit sermaye bileşenlerine rağmen nasıl kârlı olacaklarını ispat etme derdindeler. Bu teknolojik gelişme kapitalizmin -tarihteki her üretim tarzının- üretim araçlarının gelişmişlik düzeyinin üretim ilişkilerinin sert kabuğuyla yaşadığı gerilimi temelde zihin emeği alanında yeniden üretiyor. Ekolojik yıkımı bir yana bıraktığımızda komünist üretim tarzı içinde kolaylıkla üretim süreçlerine dahil edilebilecek ve kimseyi stres altına sokmadan yaşamdaki zorunlu insan emeği alanını azaltabilecek bu teknoloji, bugün mülkiyet ilişkilerinin sınırlılığı içinde üretim sürecine entegre edilmeye çalışılıyor. Kapitalizm ve sermaye sınıfı geçmişte de olduğu gibi savaşlar, yıkımlar, el koymalar ve gasplarla bu krizleri ileri tarihlere öteleyebilir. Ancak ötelenen her krizin maliyeti insanlığa katlanarak geri dönüyor. Önceki krizlerde milyonlarca insanın ölümüyle ödenen bedeller, bugün bir gezegenin komple yaşanmaz hale getirilmesi düzeyine çıkmış durumda. Politik mücadelenin hakikati bu, Thatcher’ın sözünü ters çevirelim: Yıkıp yenisini kurmaktan başka “alternatif yok!”

Bu Makaleyi Paylaşın