Söyleşi: Prof. Dr. Eşref Adalı

Gürcan Köftecioğlu
629 Görüntüleme
18 Dk Okuma Süresi


Bilgisayar tarihimizin duayenlerinden Eşref Adalı hocamızın ofisinde sıcak bir söyleşiye başlıyoruz…

Merhaba, nasılsınız?

Sağ ol var ol, hoş geldin.

Bizi burada ağırladığınız için teşekkür ederiz. Okuyucularımız, zengin kariyerinizle ilgili bilgileri hem internet sitelerinden hem de önereceğimiz sizin kendi siteniz, adalı.net adresinden bulabilirler. Kısa bir özet yaparsak; 1948 Eğirdir doğumlusunuz, 1965 Pertevniyal Lisesi’nden, 1971 İTÜ Elektrik Elektronik Fakültesi’nden yüksek mühendis olarak mezun oldunuz. 1976’da doktor, 1980’de doçent, 1988’de profesör unvanlarını kazandınız. Bu sürede Cleveland Ohio’da ve Ottawa’da akademik görevleriniz oldu. 1982 yılında İTÜ’de yeni kurulan Kontrol ve Bilgisayar Mühendisliği Bölümü, Bilgisayar Bilimleri Anabilim Dalı Başkanı oldunuz. 1990-91′de TÜBİTAK MAM’da İnformatik Enstitüsü Başkanlığı, 1997-98 yıllarında Bilgisayar Bilimleri Anabilim Dalı Başkanlığı yaptınız. İTÜ’de geçirdiğiniz 43 yıl içinde, İTÜ Bilgisayar Mühendisliği Bölümünün ve daha sonra Bilgisayar ve Bilişim Fakültesinin kurulmasında öncü rolü üstlendiniz, ilk bölüm başkanı (1998-2002) ve Bilgisayar ve Bilişim Fakültesi’nin Kurucu Dekanı (2010) oldunuz. 2015 yılında yaş nedeniyle emekli oldunuz ancak halen İTÜ Bilgisayar ve Bilişim Fakültesi emekli öğretim üyesi olarak devam ediyorsunuz.

Siz bunun özellikle son kısmıyla ilgili güncelleme yaparsanız çok seviniriz.

Şöyle özetliyorum; 1965’de İTÜ’ye Elektrik Fakültesine öğrenci olarak girdim, 2015 yılında, 50 yıl sonra Kurucu Dekan olarak emekli oldum. Şimdi, 2015’den sonra ne yapıyoruz? Ben açıkçası İTÜ kültürü almış biri olarak, Türkiye’de İTÜ dışında ders vermeyi çok istemedim. 2015’den bu yana geçen 11 yılda ne yapıyorum derseniz, bir kere her yıl uluslararası bir konferans düzenliyoruz. Bilgisayar Bilimleri ve Mühendisliği konferansı… O epey vaktimi alıyor. Her yıl farklı bir üniversitede, bu yıl Beykent’te olacak. Yurt dışında yaptıklarımız da oluyor bazen. Onun dışında, yurt dışında ders veriyorum. Örneğin geçen ay Buhara’daydım iki haftalığına. İki yıl önce Taşkent’te ve daha önce Astana’daydım. İTÜ’den de isterlerse bu yıl olduğu gibi, yılda bir ders veriyorum. Bunları tamamen fahri (gönüllü) olarak yürütüyorum. Bu konferansları ve akademik çalışmaları sürdürebilmek için 64 üyeyle birlikte bir vakıf kurduk. Bu tür işlerle uğraşıyoruz. Bir de sosyal konular var, kitap yazıyoruz…

Yapıtlarınızdan bahsedelim. Sitenizde kitaplarınız dokuz adede yükseldiğini görüyoruz. Burada isimlerini paylaşmak isterim, merak edenler kişisel internet sitenizden ayrıntılı inceleyebilir, bağlantıları en sonda vereceğiz.

  • Mikroişlemciler Mikrobilgisayarlar
  • Mikrobilgisayar Temelli Gerçek Zaman Dizgeleri
  • Bilgisayar ve Bilgi Güvenliği ve Yönetimi
  •  Bilişim Etiği ve Hukuku
  • Türkçe Doğal Dil İşleme
  • Türkçenin Mantığı
  • İTÜ Radyo ve Televizyonu
  • Çağdaş Türkçenin Sıklık Sözlüğü (Belgin Tezcan Aksu ile birlikte)
  • Göller Bölgesi

Yenilerinin de hazırlığı içinde olduğunuzun müjdesini verdiniz. Bunlardan ortak yönümüz olabilecek dil konusundan bahsetmek istiyorum. Biz Aydın Köksal ekolünden geliyoruz ve dilimiz Türkçe konusunda hassasız. Sizin de bu konuda çok önemli çalışmalar yaptığınızı görüyoruz. Özellikle “Doğal Dil İşleme” ve “Türkçenin Mantığı” kitaplarınız konusunda konuşmak isterim.

Asıl mesleğim, diploma derecem elektronik mühendisliği. Türkçeye karşı ilgim lise çağlarından başlar. Hep güncel Türkçe, özgün Türkçe, yeni Türkçe kullanmak bende bir alışkanlık ya da güdü halinde gelişmiş. Yıllar geçip bilgisayar mühendisliği gelişince, 1999 yılı kabaca, Türkçe üzerinde bilgisayarla çalışmalar yapalım istedim. Onun için tez öğrencilerine söyledim. Burun kıvırdılar, dil bizim neyimize diye düşündüler, o gün için, dünyada da bilgisayarlı dil çalışmaları, doğal dil işleme çalışmaları çok yaygın değildi, yeni yeni başlıyordu. Özellikle Türkçe konusunda bunu yapmak istiyordum. Şans şunu getirdi bana, o yıllarda biliyorsunuz krizler oldu, “Körfez Krizi” oldu. Biz yeni araştırma görevlisi almak için kadro bulamamıştık. Bir banka bana üç tane maaş tahsis etti. Ben de öğrencilere, bakın bu maaşı iki sene kullanma hakkınız var, tek şartım şu: Türkçe üzerine çalışacaksınız. Burun kıvırdılar ama mecbur oldular. Şu kadarını söyleyeyim, onların ikisi profesör oldular, teşekkür ediyorlar…

Şöyle diyeceğim, bugün yapay zekanın temelini dil oluşturuyor. Dolayısıyla, o gün, ben de yapay zekanın bu noktaya geleceğini düşünmüş olmayabilirim ama dil üzerine çalışmamızın önemini fark etmişim.

Bu vesileyle dilleri incelemek zorundaydım. Arapça, Farsça, Hint-Avrupa dilleri, Türkçe, Çince… Bunları öğrenmek anlamında değil, gramerlerini, yapılarını, özelliklerini öğrenmek zorunda kaldım. Bütün bunları değerlendirdikten sonra bir noktaya vardım. Hatta bunları son olarak bir konferansta da söyledim. Dilleri ben ikiye ayırıyorum: Ezber diller ve kurallı mantıklı diller. Türkçe ikinci grupta. Çok basit bir örnek veriyorum bunun için: İngilizcede “araba”, “sabun” ve “yıka” sözcüklerinden oluşan “arayı sabunla yıkayın” ifadesi ancak bir şekilde söylenebilir. Oysa bu Türkçede altı türde söylenebilir ve anlamı bozulmaz. Çünkü Türkçede isim tamlaması kavramı var, Hint-Avrupa dillerinde isim tamlaması kavramı yok. İkincisi, Türkçe kurallıdır. Bilmediğiniz bir fiili bile çekebilirsiniz. Hint-Avrupa dillerinde çok kullanılan fiillerin hepsini ezberlemek zorundasınız. Türkçede filler (eylemler), yön belirtir, vektöreldir. Örnekleyelim, İngilizcede birine bir şey söylemek ile birini dinlemek, ikisi de “to” eki alır, Türkçede yön belirtir. Bunların hepsini inceledim. Türkçe mantıklı bir dil ve bütün mantık kurallarını çıkarttım, o mantık kurallarına göre programlar yaptım. “Web” sayfamıza koyduk, herkes kullanabilir. Türkçede hecelemek mi istiyorsunuz, sadece kuralla heceleyebilirsiniz, eylem çekimi mi yapmak istiyorsunuz, kökü verin bütün özellikleriyle çekim yapılıyor. Bu Türkçenin, daha doğrusu Türkî dillerin genel özelliği, o bakımdan Türkçemizin kıymetini bilelim diyorum. Bu milliyetçilik anlamında değil. Gerçekten mükemmel bir dile sahibiz, hatta şöyle diyelim yabancı kökenli bazı yorumlar var. Bunlardan bir tanesi, dilbilimci Max Müller, 1880’lerde, “Bu kadar mükemmel, mühendis gözüyle şeffaf bir dili bu göçebe Türkler nasıl icat etti?” diyor ve ekliyor, “Herhalde bir bilim heyeti oturdu, bu dili tasarladı, başka türlü olamaz.” Bu kadar mükemmel bir dile sahibiz. “Türkçenin Mantığı” kitabını önereyim ve web sayfamızdaki adresi verelim bu programı kullansınlar.

Gürcan Köftecioğlu, Eşref Adalı

Web sayfanızı adalı.net olarak yeniden anımsatalım ayrıca sizin vermek istediğiniz bağlantıları da tabii ki ekleriz. Kitaplarınız hepsini edinmek mümkün mü?

Mümkün. Mühendislikle ilgili kitaplar İTÜ yayınlarından alınabilir, Doğal Dil İşleme özel bir yayınevinden çıktı. Türkçenin Mantığı’nın bütün haklarını Akademik Bilişim Vakfı’na verdim, oralardan temin edilebilir.

Bunların dışında birçok da makaleniz olduğu görüyoruz. Bunların listesine ve içeriğine araştırma yapmak isteyenler ulaşabilir. Araştırmacılar için çok yararlı olabilecek kaynaklar bulunuyor.

Devam edersek, şimdi de sizin kurduğunuz veya üye olduğunuz derneklerden söz etmek istiyorum. Belirleyebildiklerim:

  • IFAC Computer and Manufacturing Tech. Com.
  • Otomatik Kontrol Vakfı (Kurucu Başkan)
  • Unix Kullanıcılar Derneği (Kurucu Başkan)
  • Türk Radyo Amatörleri Cemiyeti (1965-1970 arası başkanı)
  • Türkiye Bilişim Vakfı
  • Türkiye Bilişim Derneği
  • Akademik Bilişim Vakfı (Vakıf Yönetim Kurulu Başkanı)

Bunlardan bahsetmek istedikleriniz varsa dinleyelim.

Altmış sekiz kuşağı olduğum için öğrenciliğim sırası çok problemli zamanlardı. Radyo Amatörleri Derneği’nin eş başkanı, ikinci başkanıydım. O dernek çok güzel işler yaptı. Maalesef üzülerek söyleyeyim. Dünyada iki ülkede amatör telsizcilik yasaktı: biri Arnavutluk, biri Türkiye. O zamanlar dünyanın en sıkı yönetilen ülkelerinden Sovyetler Birliği’nde serbestti. Biz o yasak devirde çalıştık. Yasa değişikliği için defalarca Ankara’ya gittim. Her gittiğimizde başka bakan, başka müsteşarla karşılaştık. Şunu bir türlü anlatamadık, bir defasında bakan bizi müsteşara gönderdi. Müsteşar: “Siz, telsiz kanunu çıkarsak, telsiz yapabileceğinize, mahalledeki iki arkadaşınızla konuşabileceğinize inanıyor musun? Bu yeteneğiniz var mı?” diyor. Derler ya, “burama kadar geldi.” Benim o devirde dünyada aşağı yukarı yüz ülke ile konuşmuşluğumun belgeleri var. Bir Japon yarışmasında derecem var. Yasak olduğu için söyleyemiyorsunuz bunu. Böyle bir devirden geçtik. Sonunda, 12 Eylül’den sonra askerler bu işi serbest bıraktılar.

Herhangi bir sorun yaşadınız mı?

Şöyle diyeyim 12 Mart olayları sırasında haber geldi. “Biz sizi biliyoruz, iyi çocuklarsınız ama cihazlarınızı kaldırın, sonra başınız ağrımasın,” dediler. Farklı bir niyet olmadığı, teknik bir çalışma olduğu biliniyordu. Bu çok ilginç bir olaydır.

Unix Kullanıcılar Derneği’ni kurdum ama sonradan, o çok şekil değiştirdi. Akademik Bilişim Vakfı’nı kurdum. Otomatik Kontrol Vakfı’nın kurdum, o bir süre sonra çalışmaz hale geldi. Şu anda etkin olarak hizmet verdiğim Akademik Bilişim Vakfı. Diğerlerinde üyeliklerim var…

Okuyucularımıza ilgisini çekecektir. TRT döneminde yaptığınız ilginç bir program vardı. Ondan bahseder misiniz lütfen?

Bir gün TRT’den birisi ziyaretime geldi. Bazı şeyleri danışmak istiyormuş. O zaman devlet bakanı Tınaz Titiz TRT’ye yazı yazmış, bilgisayar okuryazarlığı konusunda program yapın diye. Nasıl bir şey yapalım diye sordular. Söylediğim şudur: Açıköğretimde yapıldığı gibi hoca tahtaya kalkıp bilgisayar anlatırsa… Bunu yapmayın dedim. Yapacağınız şey, dış çekimler olsun, canlı örnekler olsun, hatta tanınmış bir sanatçı programın içine katılsın, bağlantıyı kursun. Özetle bunları söyledim. Gitti adam. Birkaç saat sonra TRT2’nin tepe yöneticisinden telefon geldi. Hocam eve giderken buraya uğrar mısınız, diye. Gittim. Biz aslında anlaşma yapmıştık dedi, şimdi üniversite adını vermeyelim. Ama sizin fikirleriniz çok cazip geldi. İptal ediyoruz, sizinle yapacağız programı. Peki dedim. Sanatçı olarak Altan Erbulak’ı önerdim, şahsen tanışıklığımız vardı.

O programın ne kadar etkili olduğunu, ben yıllar sonra bir gün öğrencimden duydum. O programdan dolayı bilgisayar mühendisliği merak ettik ve bugün bilgisayar mühendisi olduysak o programdandır dediler. 1987-1988 sezonuydu, birer saatlik 26 program yaptık. Üzücü bir olay, yirmi üçüncü programdan sonra Altan Erbulak vefat etti. Son üç programı onsuz yaptık bitirdik. Program üç kısımdı, birinci kısımda genel bilgisayar kültürüne yer veriyorduk. İkinci kısımda bilgisayarın kullanım alanları ile ilgili dış çekimler yaptık. Örneğin bir notere, bir fabrikaya gidiyorduk. Üçüncü kısımda ben hoca rolünde Altan Erbulak’a “Basic Programlama” anlatıyordum. Hiçbir zaman senaryoyu okumazdı. Çekimden önce bunları bunları konuşacağız diye ona anlatırdım. Ben şunları sorarım derdi, bazen doğaçlama yapardı. Çok ilginç anılarımız oldu… Güzel olan şu, biz hiç kesintisiz 23 program çektik. TRT’dekiler hayran kaldılar. Hiç dur, başla demeden. Muhteşem bir olay…

Başka bir anı, o zaman TRT’de sansür var. Sansür, sözcükler üzerine. Bir gün program çekimine başlayacağız bir adam geldi. O güne kadar senaryoya hiç bakmayan bir adam senaryoyu almış, burada iki tane yasaklı kelime var bunları kullanamazsınız, dedi. Neymiş onlar? Bellek dedi. Hayrola? “Bellek” küfürdür kullamazsınız, dedi. Diğeri de programı “izleyelim” demeyeceksiniz, “seyredelim” diyeceksiniz, dedi. Dalga mı geçiyorsunuz, dedim. Ben anlamam, dedi ve gitti. Yapımcılara eğer bunları bana değiştirtecekseniz ben program yapmaktan vaz geçiyorum dedim. Kıyamet koptu. Bakın Altan Erbulak burada ne yaptı? Hocam çözüm buluruz dedi. Ben size anlatırken insanın hafızasına karşılık bilgisayarın neyi var derim, siz bellek dersiniz, dedi. Programı böyle geçirdik. İzledikleri zaman sormadılar bile. Tamamıyla o adamın işgüzarlığıydı. Burada Altan Erbulak’ın kıvrak sekasını ve deneyimlerini anmakta yarar var.

Hocam, şimdi de Türkiye’de yaklaşık 45 yıla ulaşan “Bilgisayar Mühedisliği” eğitiminin nereden nereye geldiği ve gelecekte bizi nelerin beklediği konusunda görüşlerinizi iletirseniz çok memnun oluruz.

“Bilgisayar Mühendisliği” dünyada da bizdekine benzer gelişiyor. Bir bilgisayar yapanlar var, elektronik mühendisleri, bir de bilgisayar kullananlar var, kullananların sayısı daha çok, matematik kökenli, istatistik kökenli olanlar da var. Bu eğitim başlangıçta üniversitelerin kendi içindeki yeteklerine göre ya da olanaklarına göre şekilleniyor. İTÜ’de daha çok elektronik ağırlıklı başlıyor…

YÖK yasası çıktığında 1980-82’de Türkiye’de bilgisayar mühendisliği bölümleri kurulmaya başladı. Kurulan çekirdek kadrolar, o üniversitelerin olanaklarına bağlı. Bugün geldiğimiz noktaya bakalım, yani 45 yıl sonra… Şunun için söylüyorum, her yıl Türkiye’de bilgisayar mühendislikleri bölüm başkanlarına toplantı organize eden kişiyim. Başka mühendisliklerde bu yok. Yaptığım başarılı işlerden biri de bu. 1999 yılından bu yana, her yıl bilgisayar mühendisliği bölüm başkanları bir araya geliyoruz. Şimdi uluslararası konferansın içinde özel toplantı olarak organize ediyoruz. Hatta bu yıl bir düşüncemiz var. Orta Asya’daki Türkleri de davet etmek istiyoruz. Bunun sonuçları nereye kadar geldi? Şu anda yaklaşık 200’ü aşkın, adında bilgisayar, yazılım, yapay zeka geçen, ilgili konularda bölüm var. Artı, İTÜ’de, Türkiye’de ilk olarak, Bilgisayar Bilişim Fakültesi kuruldu, o da bana nasip oldu. Şimdi arkadan bir iki tane daha kurulmaya başlamış. Artık fakülte düzeyine geldi. Şu anda fakültede yardımcılar hariç yaklaşık 40 akademisyen var. Bu ufak bir şey değil, kurulduğunda üç kişiydik. Geleceği de var tabii ki…

Biraz da hobilerinizden bahsetmek istiyoruz. Fotoğraf merakınızı biliyoruz. Adalı.net sitesinde gezileriniz ve araştırmalarınla ilgili bilgiler yer alıyor. Bunlardan konuşalım…

17 yaşında lise son sınıfta iken Süheyl Ünver hocanın bir dönem boyu eğitimine katıldım. Genlerimde el becerileri, hobiler çok yaygın. İnşaat, restorasyon, tamirat gibi konulara meraklıyım, evdeki tamiratlar benim elimden çıkar. Fotoğraf, benim 1965’den beri hobim. Çektiğim hiçbir filmi çöpe atmadım. İyi bir arşivciyim. Zannederim otuz bine yakın fotoğrafım var. Bir kısmı eski ‘dia’lardan taradıklarım. Son kullandığım analog makinayi hala tutuyorum. Aya gitmiş olan makinanın aynısı…

Son sorum, klasik olarak, genç bilgisayar mühendislerine veya bilgisayar mühendisi olmak isteyen gençlerimize neler önerirsiniz?

Ne yazık ki bilgisayar mühendisliğini sadece program yapan kişi olarak indirgeyenler var. Her yıl üniversitenin açılışında öğrencilere şunu söylerim: Buraya program yazmak için geldiyseniz gidin bir kursa. Bir gün gelecek programcıya ihtiyaç olmayacak, sadece isteklerinizi söyleyeceksiniz, nitekim başladı. Bilgisayar mühendislerini ikiye ayırıyorum. Bilgisayar yapan adam, sistem kurabilen adam, bunu anlatmak çok kolay değil. Son yıllarda üretilen arabaları düşünün, 50 tane bilgisayar var içinde ama siz görmüyorsunuz. Sağ arka cam yukları kalksın diye düğmeye bastığınızda, aslında elektriksel bağlantı yapmıyorsunuz, bilgisayara komut veriyorsunuz, bilgisayar onu hareket ettiriyor. Bilgisayar böyle bir şey ve bugün her mühendislik alanında mutlaka bilgisayar uygulaması var. O yönlere gitmeleri lazım. Yoksa beğenmediğim anlamında değil ama kalkıp da bir muhasebe programı yazmak için bilgisayar mühendisi olmaya ihtiyaç yok.

Daha önceki söyleşilerimizde de gündeme gelmişti, sizin de görüşünüzü alayım. Öğrencileriniz yapay zekadan yararlanarak ödevlerini yapıp yanıt olarak önünüze koyması istenen bir durum değil. Sizin bu konuyla ilgili görüşünüz nedir?

Yaşanmış bir olayla yanıtlayayım. Yapay zeka zararlı mıdır? Değil. Kenara atmanın bir anlamı yok. Gelecek burada, ondan yararlanmak lazım. Daha önce bahsettiğim “Türkçenin Mantığı” kitabıyla ilgili bütün programların masaüstü uygulaması var ama istiyorum ki insanlar onu ‘web’den kullanabilsinler. Bir öğrencim iki gün içinde yapay zeka kullanarak programları ‘web’ uygulamasına dönüştürdü. Yararlı olan bu. Ama demin dediğiniz gibi kendisine sorulan sorunun yanıtını yapay zekadan alıp onu kopyala yapıştır ile (öğrenmeden, sorgulamadan) yapıyorsa insana zararı var. Bir başka şey daha var. Bu yılki bizim uluslararası konferansımızın ana teması “Yapay Zeka ve Hukuksal Sorunlar”… Aslında yapay zekaya, yapay zeka demek de yanlış, yapay derleyici diyelim. Ne yapıyor? Internetteki verileri tarıyor ve onlardan size bir bilgi oluşturuyor. Onu düzgün kalıp cümlelerle size yazıyor. Bu yönüyle size ciddi faydalar sağlıyor, işinize de yarıyor ama çok dikkatli olmanız lazım. Kullandığı kaynaklar kimin kaynakları? Bazen ben bir fotoğrafı soruyorum. Bana yanıt veriyor ama yine benim sayfamdan yararlanıyor. Benim iznim alındı mı? Hukuksal boyutu var. Yakın gelecekte yapay zeka ile ilgili yaşayacağımız olaylar, hukuksal sorunlar olacak. O bilgi doğru mu? Bilginin kaynağından izin alındı mı? Oluru var mı? O bir kandırmaca için yapılmış bir kaynak mı? Birisi bir değişiklik yapıyor, herkes onu doğru zannediyor. Dikkatli kullanmak lazım. Kullanılacak fakat kendi kafanızda doğruyu bulmanız gerekiyor.

Hocam görüşleriniz ve katkılarınız için çok teşekkür ediyoruz. Engin bilgi birikiminiz ve deneyiminiz ile umarım bize olduğu gibi gençlerimize de ışık tutarsınız. Biz bütün okurlarımız adına size teşekkür ediyoruz. Çok sağ olun.


Referanslar

– Prof. Dr. Eşref Adalı’nın Bireysel Sayfası adalı.net
– Kitapları adalı.net/?page_id=38
– Bilgisayar Dünyası televizyon programı, 1987-1988

Bu Makaleyi Paylaşın