Bilişim Tarihi Genel Röportaj

Türkiye’de İnternet’in Tarih Öncesi Üzerine Prof. Dr. Levent Toker ile Röportaj 

Barış Özel: Kuruluşundan Bugüne Ege Üniversitesi kitabında Oğuz Manas Hocamız 25 Kasım 1985’te ilk yurtdışı bağlantısı yapıldığını ifade etmiş. Ege Üniversitesi’nin uluslararası bilgisayar ağlarına bağlanması nasıl oldu?

Levent Toker: Türkiye’de üniversiteler, enstitüler dâhil hiçbir bilgisayar ağı yoktu. Sadece mainframe sistemler vardı. Yerel ağlar da yoktu, PC’ler de yoktu. 1985 yılına kadar bu MF sistemlere çevredeki fakültelerden coax kabloyla noktadan noktaya bağlantılar vardı fakat bunlar hem bilgisayar ağı değildi, hem de üzerlerinde bilgisayar ağı uygulamaları yoktu. E-posta servisleri, LISTSERV dediğimiz forumlar, şimdiki web’e tekabül eden hiçbir şey, yani internet katma değerli servisler yoktu.

1985 yılında Bölüm Başkanımız Oğuz Bey beni çağırdı, “Ben yurtdışı seyahatlerim sırasında Avrupa’da bilgisayar ağları gördüm. Orada EARN adında Bitnet altyapısında bilgisayar ağı var. Bilgisayarlar uzak mesafelerden hem bilgi alışverişi yapıyorlar, hem e-posta gibi servisler var. O yüzden biz de bizim üniversiteyi ilk defa dünya bilgisayar ağına bağlayacağız” dedi. Dolayısıyla bu yönüyle Türkiye’deki bu ilk yurtdışı bağlantının fikir babası, proje başlatıcısı Prof. Dr. Oğuz Manas’tır. O zamanlar daha bilgisayar ağı diye hiçbir şey bilinmiyordu. Noktadan noktaya bağlantılar IBM’in kendi iç bağlantısında vardı örneğin. Bunlar bir bilgisayar ağı, şebeke özelliği arz etmiyordu. Şimdi beni çağırdı, “Bu çalışmalara başlayalım. Ben IBM’e söyleyeceğim bu konuyla ilgili kitapları sana göndersinler, okumaya başla. Teknik bağlantının yapılması sorumluluğunu da sana veriyorum” dedi. Böylece bekledik bir süre, sonra Oğuz Hoca’nın kitap dediği şey bir sandık olarak geldi. Hatta ben inanamadım, “Yanlış geldi herhalde” dedim, meğerse içinde sadece altyapı ile ilgili değil, e-posta kitapları, güvenlik yazılımıyla ilgili manuel’lar vs. bir sandık dolusu kitap… Hatta komik bir şey oldu. Ben onları görünce ödüm koptu. Bilen yok, eden yok, ben bağlayacağım; doğru koştum Oğuz Hoca’ya “Hocam siz bana ‘Bir kitap okuyacaksın sonra yurtdışına bağlantı yapacağız’ dediniz, bir sandık kitap, ben nasıl bu işin üstesinden geleceğim” dedim. “Yok, sen korkma. IBM’e rica edeceğim, telefon santraline de direktif vereceğim, merkezdeki, senin yetkin olacak, her istediğin zaman telefon bağlatacaksın IBM’e ve IBM’e rica edeceğim, senin takıldığın konular olursa onları aşman için yardım edecekler. Ben de gidip Avrupa’da nereye bağlanmamız gerektiği konusunu araştıracağım” dedi. Böylece gitti, araştırdı. Bir süre sonra “Buldum, İtalya’da Pisa Research Center’a bağlantı yapacağız, dolayısıyla sen çalışmaları yoğunlaştır” dedi.

Bizim bir Mainframe Sistem Programlama Grubu vardı, başkanı da bendim. Bir yıl biz bu hazırlıkları yaptık. Gerekli yazılımları kurduk vs. Böylece ’86 senesinin Ekim’i geldi ve ilk defa Ege Üniversitesi Pisa’ya bağlanmış oldu.

BÖ: Ekim 1986’da yani?

LT: Gibi. Oğuz Bey’in söylediği Kasım 1985 çalışmaların başladığı, buradaki lokal testlerin başladığı zaman. Böylece Ege Üniversitesi 9,6 Kbps ile Pisa’ya bağlandı. Tam tarih bilemiyorum. Kasım ’86’da askere gitmiştim, ondan biraz önceydi. Tabii 31 sene mi geçmiş? Bu bağlantı yapıldıktan sonra ilk olarak e-posta sunucusunu ‘virtual machine’ olarak kurduk ve böylece Ege Üniversitesi ile bütün dünya arasında e-posta trafiği başladı.

Sonra Oğuz Bey beni tekrar çağırdı. “Şimdi bizim bu ağı bütün Türkiye’ye yaymamız, bütün üniversiteleri ve araştırma merkezlerini bağlamamız gerekiyor. Şimdi senin görevin bu bağlantıların yapılmasıyla ilgili çalışmalar” dedi.

BÖ: O sırada yalnızca Bilgisayar Mühendisliği Bölümü mü bağlıydı?

Hayır. Onu bir faz olarak söylemiyorum. Lokalde olduğu için, o daha kısa sürdü. Tıp Fakültesi klinikleri öncelikli olmak üzere kampüs içinde talep gelen yerlere Ege Üniversitesi içinde bir yaygınlaştırdık önce. Bu ’86, ’87’de oldu. 87’ye geldiğimizde kampüs içi de bağlanınca 9,6 Kbps yetersiz oldu, 14,4 Kbps’ye çıktık, aynı zamanda teknik bazı sebeplerle bağlantı İtalya’dan Fransa Montpellier’ye nakledildi.

Oğuz Hoca, “Bu bağlantıyı diğer üniversitelere ulaştırmamız lazım, bir şebeke şeklinde ki bu gerçek bir ‘Wide Area Network’ olsun”… İlk olarak Yıldız Teknik Üniversitesi ile görüştü. YTÜ hemen bağlanmayı istedi. Sonra Anadolu Üniversitesi, Eskişehir’le görüştü hoca, onlar da hemen istediler. Üçgen şeklinde bağlantı yapıldı. Bu üçü bağlandıktan sonra, bütün üniversiteler ve araştırma merkezlerini bağlamak üzere görüşmelere başladı ve adını TÜVAKA koyarak bir konsorsiyum oluşturdu. Bu şebekeye dahil olmak isteyen üniversitelerin olduğu bir konsorsiyum… Fakat o zamanlar şöyle bir durumla karşılaştık. Oğuz Bey rektörlerle görüşüyor, erişebildiğimiz bilgi işlem sorumlularına teknik anlamda anlatıyoruz. Bazılarının bağlanmak istememeleri gibi durumlarla karşılaştık başlangıçta.

Birinci sebep bütçe sıkıntılarıydı. “Bizim ne iletişim masraflarını karşılayacak, ne yazılım alacak, ne modem, donanım alacak bütçemiz yok” deyip sıcak bakmıyorlardı. İkinci sebep “Efendim, biz bunu bakacak teknik ekibe sahip değiliz. Velev ki biz bunu kursak, kime baktıracağız” diye itiraz ediyorlardı. Üçüncü, daha azınlıkta bir grup bunu gereksiz görüyordu: “Bilgisayar ağına hiç bizim üniversiteden istek yok, talep yok. Öyle bir şey olsa gelip bize istekte bulunurlardı”. Böyle olunca Oğuz Bey yine beni çağırdı, geldik 1988 yılına, “Bu böyle laf anlatmakla olmaz. Bu hızla değil daha hızlı yaygınlaştırmamız lazım. Bunun için tutmamız gereken yol Altın Yunus Oteli’ni kapatalım, bütün üniversitelerin sorumlularını; rektörse rektör, dekansa dekan, bilgi işlem daire başkanları, sorumlu kimlerse davet edelim. Sen de otelin girişine bilgisayar terminallerini upuzun, böyle 10-15 tane sıralayacaksın, oteli bize bağlayacaksın. Biz de orada seminerler, çalıştaylar, workshop’lar yapalım, yurtdışından da IBM mensuplarını çağıralım. Hem biz anlatalım hem de uygulamalı olarak gösterelim. Ekran başına sorumlular otursunlar, görsünler” dedi. Zannediyorum ’88 senesinin yazıydı, bir hafta süreyle davet verdik ve herkese de seminer verdik. Yurtdışındaki Türk profesörler kendisi tarafından davet edildi. Uzmanları, öğretim üyelerini, akademisyenleri yurtdışındakilerle hem görüştürdük hem oradaki çeşitli veritabanlarına vs. eriştirerek olanaklar hakkında bilgi sahibi olmalarını sağladık.

Bunun çok önemli etkisi oldu. Bundan sonra bağlanma konusunda isteklilerin sayısı arttı fakat bu sefer de katılmak isteyen üniversite ve araştırma merkezlerinin bütçe konusunda sıkıntıları öne çıktı. Şöyle bir çözüm bulduk, 30-35 sene önce Bilgisayar Araştırma ve Uygulama Merkezi’nde (BAUM) çok sayıda proje yapılıyordu ve bunlardan gelirlerimiz çok fazlaydı. O zaman proje yaptığımız kurumlardan o zamanki ismiyle TEK’in, 42 vilayet köyler ve kasabaları dâhil olmak üzere bütün faturaları burada basılıyordu. İzmir Telefon Başmüdürlüğü, bazı belediyelerin, o zaman İZSU yoktu, Sular İdaresi vb. faturaların basılması projelerinden elde edilen gelirlerle bütçesi olmayan Anadolu’daki bazı üniversitelere yazılım ve donanım yardımı yaptık. Sonra hat kiraların ödenmesi konusunda da BAUM olarak destek verdik. Böylece o üniversitelerin akademisyen ve öğrencileri dünya bilgisayar ağının olanaklarını kullanma olanakları oldu fakat bu sefer de teknik ekipleri bağlantıyı yapacak elemanları olmadığı için, biz zaman zaman eleman göndererek oradaki bağlantıları yaptık. Çoğu kere de bir eleman atamalarını istedik, o elemanları yetiştirdik.

Zamanla ta Malatya İnönü Üniversitesi’ne kadar ulaştık. Sonra yine bu safhada KKTC Üniversitesi bağlanmak istedi, onu da bağladık fakat o olay ilginç bir boyuta geldi, Yunanistan Türk Dışişleri Bakanlığı’na şikâyetçi oldu. KKTC sanki ayrı bir devletmiş gibi domain adı verildi. O zamanki adı, domain adı, Domain Name System (DNS) yoktu ama her node’un bir ismi vardı. Kıbrıs’a da ayrı bağımsız bir devlet gibi domain adı verdik. Bu sıkıntı oldu, sonra onu da görüşerek aştık, bağlantı devam etti. Bu çalışmalar aşağı yukarı ’92’lere kadar geldi. Aşağı yukarı bütün üniversiteler bağlanmış oldu.

87 sonrasında üniversiteleri doğrudan Ege Üniversitesi’ne bağlamadık, Anadolu’da bir gerçek network, şebeke görüntüsü olması için üniversiteleri birbirine bağlamaya teşvik ettik. Örneğin ODTÜ’ye Anadolu Üniversitesi’ne bağlanmayı önerdik. ODTÜ’ye de Ankara’daki diğer üniversiteler bağlandı. Böylece gerçek bir network yapısı oluşturuldu.

Sonra 90-91 civarı sanıyorum Ege Üniversitesi’ne bir Super Computer Center, Süper Bilgisayar Araştırma ve Uygulama Merkezi kurulması ve sadece Türkiye üniversitelerini bağlayarak oluşturduğumuz TÜVAKA değil, Türki Cumhuriyetleri ve Ortadoğu’daki diğer Müslüman devletleri bağlayarak Türkiye’yi bir merkez yapma düşüncesi oluştu. Bu da Oğuz Bey tarafından ortaya konuldu. TÜVAKA’yı Altın Yunus Oteli’nde nasıl tanıttık, bunun gibi bir tanıtım için Maliye Bakanlığı ile görüşmeler başladı. Fakat bütçe kısıtları nedeniyle çok sıcak bakılmadı. Bunun üzerine Oğuz Bey “Turgut Özal’ı Bilgisayar Mühendisliği Bölümü’ne getireceğim ve ona yerinde göstereceğim” diye bir fikir ortaya attı. Kendisiyle görüşmelere başladı. Bir süre sonra Turgut Özal kalabalık bir grup eşliğinde BAUM’a, mevcut şu anda bulunduğumuz binaya geldi ve kurulu olan bilgisayar sistemlerini kendisine gösterildi, bir de Super Computer Projesi dosya üzerinden kendisine anlatıldı. Bu 90 olabilir, önümüzdeki seneler için projelerimiz diye anlatıldı. Bunun üzerine Özal direktif verdi, Ortadoğu’nun merkezi olma fikri kendisine çok sıcak geldi. Büyük bir finans kaynağı ayırdı ve kanunla bizim karşımızda bulunan şimdiki adı Uluslararası Bilgisayar Enstitüsü binası için derhal yatırım yapıldı. İnşaata başlandı ve Super Computer ve Ortadoğu Network Merkezi ihalesi başladı fakat inşaat sürerken kanun değişti ve Oğuz Bey’in düşündüğü Super Computer Araştırma ve Uygulama Merkezi ismi değişti, Uluslararası Bilgisayar Enstitüsü olarak yasada yer aldı. Yine ihale aşamalarında bazı hoş olmayan üzücü olaylar oldu, Oğuz Manas Hoca ile Rektörlük arasında.

BÖ: Yeni Asır gazetesinde Oğuz Bey’in oğlu Alphan Bey’in yaptığı açıklamalarda bahsettikleriyle mi ilgili?

LT: Rektörlükle aralarında anlaşmazlık oldu. Bunun sonucunda buradaki bazı öğretim üyeleri de rektörlük yönetimiyle paralel düşündüler. Böyle olunca rektörlük bizim Internetworking (TCP/IP), yani Türkiye’deki networkün çalışma sistemini IBM’in SNA’sından TCP/IP’ye çevirme konusunda yaptığımız çalışmayı ve aynı zamanda paralelinde super computer kurulmasıyla ilgili yapılan teknik çalışmanın dondurulmasını istediler. Böylece bina yapılmış oldu fakat beklemeye başladık. Bu süreçte kaybedilen vakit içinde ODTÜ ayrı bir yurtdışı bağlantısı alarak bir TCP/IP bağlantısı oluşturdu. Sonra süper bilgisayar alınması projesi iptal edildi. Aradan yıllar geçti, artık Ege Üniversitesi altyapısı da TCP/IP’ye döndürüldü. Dolayısıyla eğer bu türlü çalışmaları dondurma gibi talihsizlikler olmasa Ege Üniversitesi Türk üniversitelerini TCP/IP’ye geçirme çalışmalarına başlamıştı. O nedenle Türkiye’de internet sadece 92, 93’te ODTÜ’de başladı gibi görünüyor ama onun 6 sene öncesi Ege Üniversitesi tarafından böylece yürütüldü esasen.

BÖ: Az önce sorduğum haberde bir de dava sürecinden söz ediliyor. Nasıl oldu hatırlıyor musunuz?

LT: Hatırlıyorum şöyle, Oğuz Bey’in uygulamaları ile ilgili dava açıldı. Rektörlük davayı açtı. Mahkemelerde Oğuz Manas beraat etti. Oğuz Manas hiçbir zaman rektör adayı olmadı. Kendisine teklif edildi. Benim bildiğim bu. Bu olaylardan önce de rektörlük teklif ediliyordu ancak o network’ün Türkiye’de yaygınlaştırılması çalışmalarına öncelik veriyordu ve teklifleri kabul etmiyordu. Daha sonra da aday olmadı.

BÖ: Bağlantının yapıldığı gün Oğuz Hoca yoğun duygular yaşadığından, hayatında gözlerinin yaşardığı birkaç günden biri olduğundan bahsetmiş. O günü biraz anlatabilir misiniz?

LT: İlk bizim haberimiz olmayan bir şey olmuş biz ’85’ten itibaren çalışmaları yürütürken yurtdışında bilhassa ABD’deki Türk öğrenciler haber almışlar, Türkiye’deki bir üniversite bağlantı yapacak diye. Dolayısıyla Türkiye’deki yakınlarıyla görüşebilme imkânına kavuşacaklarından hararetle bekliyorlarmış bağlantının yapılmasını, sürekli takip halindeymişler. Gece yarısıydı, gece saatlerinden itibaren hazır oldu her şey. Bağlantı gerçekleşir gerçekleşmez, çok enteresan bir şey, biz kimi bulsak da mesajlaşsak, sohbet denemeleri yapsak derken ekranımıza özellikle Amerika’dan çok sayıda Türk öğrenciden, “Tebrik ederiz”, “Tebrik ederiz”, “Çok sevindik”, “Yaşasın Türkiye” gibi ilginç mesajlar dökülmeye başladı. Ondan sonra o sırada burada duygulu anlar oldu. Daha çok iki sebepten bu duygulu anlar oldu hepimizde. 30 sene önceki şartlar düşünülecek olursa, böyle bir teknik olayın başarılması, ikincisi de yurtdışındaki Türkler’in bu sevinçlerini bizimle paylaşmaları rol oynadı bu duygusal anlarda. Çeşitli ülkelerden sadece Amerika’dan değil ama Amerika’dan çok sayıda öğrenciden geldi, o sırada yağmaya başladı.

BÖ: Peki testleri ne kadar sürdü? Başarısız testler oldu mu?

LT: Oldu. Şöyle bir seneye yakın sürmüştür. O zaman telekomlar yoktu. İtalyan PTT’si ile Türk PTT’si arasında altyapıyla ilgili bağlantı çalışmaları, noktadan noktaya bağlantı ölçümleri yapılıyordu. Bir bağlantı oluyor, tekrar düşüyor, oluyor, olmuyor. Hat değişimleri yapılıyor. İtalyan PTT’sinin coğrafi değişimleri, Türk PTT’sinin emekleri oldu, değişiklikler yaptılar, bazı hatları yenilemeleri gerekti. Türk PTT’sinin katkılarını burada teşekkürle anmak lazım. Bir de IBM’in katkıları oldu. Teknik bağlantılar yapılırken karşılaşılan zorluklar ve modem vb. donanım yardımı konusunda katkıları oldu.

BÖ: Projeyi yürüten Sistem Programlama Grubu kaç kişilik bir ekipti?

LT: Değişen sayıdaydı şöyle ki. Bu ekip esasen yüksek lisans yapan ya da benim gibi asistan olan kişiler ile lisans öğrencilerinden teşekkül ediyordu. Öğrencilerin küçük küçük çeşitli projelerde sorumlulukları vardı fakat zamanla sınav zamanlarının gelmesi gibi nedenlerle projelerden ayrılanlar oluyordu. Bu nedenle sayı değişiyordu.

BÖ: Yüksek lisans yapan kaç kişi vardı?

LT: İsimle söyleyeyim isterseniz. E-posta sunucusunun virtual machine üzerinde sorumlusu şimdi Kanada’da öğretim görevlisi olarak bulunan Nur Zincir Heywood önce lisans sonra yüksek lisans öğrencisiydi. Esra Delen önce lisans, sonra yüksek lisans öğrencisi oldu domain name sorumlusuydu. Turgut Kalfaoğlu, şimdiki Yüksek Teknoloji Enstitüsü’nde o zaman yüksek lisans öğrencisiydi, şimdiki forumlara tekabül eden LISTSERV sunucuları vardı, bütün dünyada örgü şeklinde birbirine bağlıydı ve tartışma grupları vardı. O dönemde 90-91’de şimdiki web sunucuları yoktu. Web sunucuları TCP/IP’ye geçişten sonra kuruldu. Tartışma grupları ’87 yılından itibaren hemen kuruldu. Türkiye’de binlerce, avcılıktan otomobil merakına kadar, bilgisayar oyunlarından çiçek hobilerine kadar, teknik olanlar da dahil olmak üzere çeşitli tartışma grupları vardı. Sonra yine Turgut Kalfaoğlu tarafından TRICKLE kuruldu, şimdiki peer-to-peer dosya paylaşımına benzer çeşitli yazılımları dağıtan bir sunucuydu.

BÖ: FTP yok muydu?

LT: Vardı ama insanlar ancak komutlarını bilirlerse kullanıyordu. Onu da biz kurduk. Batch olarak çalışmasını da sağlayacak yazılımları kurduk. TRICKLE daha çok şimdiki E-mule, Kazaa gibi çalışan bir uygulamaydı, dünyada çok popüler oldu.

BÖ: Bu üç isimden başka kim vardı?

LT: Ben grup sorumlusuydum. Bir de emekli Prof. Dr. Sıtkı Aytaç var. O da yurtdışı ile ilişkilerden sorumlu öğretim üyesiydi. Hat İtalya’dan Fransa’ya geçince Fransızca bilen birine ihtiyaç doğdu. Sıtkı Bey bu işi yürüttü. Birçok öğrencinin de katkıları oldu. Çeşitli yazılım hatalarının bulunmasında öğrenciler görev aldı proje çok kapsamlı olduğu için. IBM Şirketi’nden Kadir Haldenbilen’i de anmak gerekir. IBM desteğini organize etti. Bir de Yonga Danışmanlık Şirketi’nin sahibi Dr. Murat Aşıkhan’ın teknik danışman olarak katkıları oldu. Çok zor meşakkatli bir işti. 30-35 sene öncesinin teknik olanakları düşünülürse çok yorucu, haftalarca merkezde çalışarak gece gündüz… Bu iş bu şekilde başarıldı.

BÖ: Siz burada göreve ne zaman başlamıştınız?

LT: 1983’te.

BÖ: Bölüm’in ikinci senesinde yani?

LT: Şöyle. Ben 1980’de geldim fakat ’83 yılına kadar stajyer olarak çeşitli dönemlerde çalıştım.

BÖ: Mezuniyetiniz?

LT: 9 Eylül Üniversitesi İşletme Bölümü ’82 mezunuyum. Ben öğrenciyken burada mainframe sistemi vardı, stajyer olarak çalışıyordum. ’83’ten itibaren sistem grubunda uzman olarak girdim, ’85 yılında yüksek lisansa başladım.

Benim bu işe başlamam askeri ihtilalle oldu. Türkiye’de bilgisayar mühendisliği bölümü de yoktu. Hacettepe’de bir Aydın Köksal vardı. Öğrenciyken İzmir Büyükşehir Belediyesi’nde askeri ihtilal nedeniyle belediyeler birleştirildi ve tek çatı, büyükşehir belediyeleri çatısı altında toplanıldı. İşler yetişmeyince büyük mainframe sistemleri kuruldu. Ben de o sırada öğrenciyken sınava girip kazanarak İzmir Belediyesi Bilgi İşlem Merkezi’nde ’83’e kadar çalışmaya başladım.

BÖ: Neredeydi?

LT: Konak’taydı. Şimdiki binasında değil. Sonra 1983’te BAUM’a geçiş yaptım.

BÖ: O dönemde burada ve Büyükşehir’de mi yalnızca mainframe vardı?

LT: Hayır. Büyükşehir bir, burası ’82’den önce Elektronik Hesap Bilimleri Enstitüsü idi iki, üçüncüsü Sertaş diye bir şirket vardı, dördüncüsü Egebank Genel Müdürlüğü İzmir’deydi, büyük bir mainframe vardı dört, beşincisi de TARİŞ Alsancak’taydı…

Belediye’nin ilk kurulduğunda adı ESHOT Bilgi İşlem Merkezi idi. Daha sonra bütün büyükşehirler kurulunca Büyükşehir olarak hizmet vermeye başladı. İstanbul’da büyük bankalarda vardı o zaman, Yapı Kredi gibi, İş Bankası gibi. Sırf IBM Mainframe’di o zaman. Yazılımlarımız onlarla uyumlu idi. İşletim sistemi DOS/VS altında CICS tabir edilen yapının üzerinde uygulamalar yazılıyordu, veritabanı yoktu. Veritabanını İzmir’de ilk ben kurdum.

BÖ: DB2 mu kurdunuz?

LT: Hayır. SQL/DS. 1986’da kurdum ve uygulamaların buraya taşınması için projeler yapmaya başladık. Indexed file organization ile yönetiliyordu bütün uygulamalar, daha sonra ’86’ten ta 96’ya kadar uygulama taşımaları sürdü. Hasta kayıt otomasyon sistemlerinden başlayarak.

86-87’de yüksek lisans tezim için SQL/DS’i seçmiştim. O zamanlar bilgi paylaşımı çok fazla olmadığından manuel getiriyorlardı ya da introduction bültenler filan, SQL/DS’i öylece gördüm ve istedik, kurdum. Yüksek lisansta kullandığım için, önce seminerler verdim, sonra proje geçişlerini sağladık. Bankalar daha evvel geçmiş ama biz ilk kuranlardan öncülerden olduk. Bankalar DB2 kullanıyordu. MVS ve DOS/VS işletim sistemleri altında DB2 daha iyi çalıştığı için DB2 onlara uygundu, Virtual Machine Operating System vardı onda da SQL/DS daha uyumlu, sorunsuz çalışıyordu. O yüzden SQL/DS kurmuştuk.

BÖ: Hocam bu çalışmalar sırasında yaşadığınız ilginç bir olay oldu mu?

LT: Birçok ilginç olay oldu ama şimdi dönüp bakınca en çarpıcı ve komik sayılabilecek olanı şöyle oldu. ’87’de ilk bağlantı yapıldığında sistemleri cuma mesai bitiminde kapatıp pazartesi açıyorduk. Kurban Bayramı’nda da kapatıp gittik ancak tatil o zaman 9 güne uzatılmıştı. Bağlantı Montpellier’ye alındıktan sonraydı. Başka üniversitelerde bizim üzerimizden çıkış yapıyordu. Fransa’da e-postalar birikmeye başlayınca panik olmuşlar. Bizi arıyorlar, o zamanlar cep telefonu yok, bina kapalı, kimseye ulaşamıyorlar. Yer sıkıntısı baş gösterince bantlara çıkmaya başlıyorlar. Birinci doluyor ikinciye, ikinci doluyor üçüncüye derken bantlar birikiyor. Biz dönünce neredeydiniz dediler, dini bayram dedik, dört gün değil mi dediler, Hükümet uzattı dedik. Dominic Duma vardı o zaman. “Böyle olmaz, bizim sistem çöküyor, bir çözüm bulun” dedi. Ondan sonra 24 saat üç vardiya halinde çalışmaya başladık. İlk başlarda yaşanan böyle bir durumumuz oldu.

BÖ: ULAKBİM’in internetteki ULAKNET tarihçesinde “1987: İlk Wide Area Network bağlantısı ODTÜ üzerinden BITNET – EARN e yapıldı” ifadesi var. Bunu nasıl anlamamız gerekiyor?

LT: İşte bu ODTÜ’nün Anadolu Üniversitesi üzerinden bize ve dolayısı ile EARN’e bağlandığı tarihtir.

BÖ: İlk internet bağlantısının Ege Üniversitesi üzerinden yapılmamasının ana sebebi nedir?

LT: 1991 öncesi zaten uygun ortam yoktu. PC ağları kurulmamıştı, yaygınlaşmamıştı. Sadece mainframe ve bunlara bağlı terminaller vardı. 1991’deki TÜVAKA TCP/IP geçiş projesinin Ege Üniversitesi Rektörlüğü’nce dondurulması sorunuzun cevabıdır. 1993’te ODTÜ TR-NET Projesi ile NFSnet’e TCP/IP ile bağlandıktan sonra üniversiteler 2000 yılına dek TCP/IP’ye geçişlerini tamamladılar. 1993 yılı içinde biz de TR-NET üzerinden TCP/IP bağlantımızı yaptık.

1997 yılında Oğuz Hoca Ege Üniversitesi’nden emekli oldu ve Ege’de TÜVAKA çalışmaları bitti diyebiliriz. 1996’da bundan bağımsız, yani sadece yakın tarihlere rastlamıştır, TÜVAKA’nın işletimini ULAKBİM üzerine almıştır.

Sonuç olarak 1986 Ekim’i Türkiye’nin uluslararası bilgisayar ağlarına bağlanma tarihidir, 1993 ise internete bağlanma tarihidir.

12 Nisan 2017 Çarşamba, Ege Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü

Röportaj: Barış Özel