Tekno-politika

Sosyal Medya: Olanaklar, Sınırlar ve Özgürlük

Web 2.0 teknolojisinin devreye girmesinin ardından farklı tipteki içeriklerin paylaşılması internet ortamında kolaylaştı. Özellikle mobil cihazların gelişip yaygınlaşmasıyla beraber tek taraflı iletişim ortamları yerini sosyal medya* olarak kısaca adlandırabileceğimiz platformlara bıraktı. Yeni gelişen bu platformlar önceki iletişim ortamlarından eş zamanlı ileti gönderme, çift taraflı iletişim kurulmasına imkân sağlama, farklı ileti tiplerine izin vermesi bakımdan ayrılıyordu.

Kısa bir sürede dünyadaki sosyal medya platformlarının kullanım sıklığı artmaya başladı. Farklı amaçlar için farklı sosyal medya platformları sıkça tercih edilir oldu. Türkiye’de de “ilkokul arkadaşını bulma” tartışmalarıyla beraber Facebook sıklıkla duyulmaya başlandı. Daha yoğun olarak arkadaş ortamlarının sanal dünyaya taşınması şeklinde olan sosyal medyanın bu ilk dönemi, dünyadaki toplumsal hareketlerin güçlendiği, sokaklara indiği son yıllarda değişime uğradı. Eski kullanım alışkanlıklarının yanı sıra artık insanların anaakım medyada bir türlü göremedikleri sokaklar da sosyal medyaya taşındı.

SONY DSC

Hördur Torfason isimli müzisyenin parlamento binasının önünde gitar çalarak şöylediği muhalif şarkı Youtube’a yüklendikten sonra İzlanda’da başlayan eylem dizisi.

Wall Street’te başlayan Occupy hareketinde, İzlanda’daki Bankster eylemlerinde, Tunus ve Mısır başta olmak üzere Arap Dünyası ayaklanmalarında ve Avrupa’nın Öfkeliler’inde farklı etkilere sahip olmakla beraber sosyal medya sıkça kullanıldı ve eylemlerin yaygınlaşmasında büyük rol oynadı. Türkiye’de de Van Depremi, Roboski Katliamı ve Reyhanlı Patlamaları gibi toplumsal olaylar sosyal medyadaki değişimin ilk göz kırpmaları oldu. Bu zamanlarda ana akım medyanın göstermediği, yok saydığı gerçekler sosyal medya ile görünür, bilinir olmaya başladı. İnsanların sosyal medyayı kullanım alışkanlığında ciddi değişimler yaşandı. Türkiye’de asıl kopuş ise Gezi Eylemleri ile birlikte yaşandı.

Gezi Eylemleri ve Sosyal Medya

Gezi Eylemleri ile birlikte ise sosyal medya tartışmaları hem biçim hem içerik değiştirdi. “Sosyal medyada olmalı mıyız?”dan “kullanmalıyız ama nasıl?”a doğru bir dönüşüm yaşandı. Öyle ki sosyal medyada çok kısa sürede çok fazla kişinin, yoğun kullanımıyla beraber dünya genelinde birçok toplumsal hareketin kullanım oranlarının çok üstünde paylaşımlarda bulunuldu.

twitter-kusu-gezi

Gezi parkı eylemleri süresince sosyal medya kullanımının Occupy Wall Street gibi hareketlerle karşılaştırılması için şu bağlantı incelenebilir:

Sosyal medyanın bu kadar yoğun kullanımı birçok tartışmayı ve soruyu da beraberinde getirdi: Sosyal medyayı toplumun hangi kesimleri kullanıyor? Bu kadar yoğun kullanılmasının nedeni nedir? Sosyal medya gerçek bir iletişim platformu mudur? Sosyal medya bir araç mıdır? vs… Üstelik Gezi’de sosyal medya sadece ana akım medyaya alternatif amaçlı kullanılmadı. Eylemciler polis şiddettini teşhir etmek, içeriyle dışarı arasında bir dayanışma ağı kurmak gibi amaçlarla da sosyal medyaya sıkça başvurdu. Ayrıca Gezi gibi ayaklanma dönemlerinde sosyal medya ile sokağın dilinin de aynılaştığını gözlemleyebilmek mümkün oldu. Duvarlara yazılan yazılardaki dil ile sosyal medyadaki dil çoğu zaman bire bir örtüştü.

Sosyal medya platformları içerisinde de özellikle Twitter hızlı ve kolay iletişime imkân sağlaması nedeniyle en çok tercih edileni oldu. Öyle ki Twitter’da kullanılan “#diren” ile başlayan etiketler (hashtagler) gündelik dilden sokak duvarlarına kadar birçok yerde ifade edilmeye başlandı. Hatta “#diren” etiketi “#occupy” gibi dünya çapında yaygınlaştı. Bu da enternasyonalist dayanışmanın bir biçimi olarak hayatımıza girdi. Yakın zamanda Rote Flora Kültür Merkezi’nin boşaltılmaya çalışılması üzerine Hamburg’da düzenlenen eylemlerle ilgili Twitter’da Türkçe #OccupyHamburg etiketiyle o kadar çok sayıda ileti gönderildi ki Alman eylemciler “Türkçe biraz az ileti gönderin” demek zorunda kaldılar.

Sosyal medyanın çok sayıda kişi tarafından (elbette toplumun bütün kesimlerinin aynı seviyede erişim imkânına sahip değil ) bu kadar yoğun kullanımı sosyal medyaya sadece bir araç gözüyle bakmanın yetersiz olduğunu da kanıtladı. Sosyal medya artık farklı coğrafyalar için toplumsal, siyasal, ekonomik ve elbette sosyolojik tespitlerin de yapılabileceği bir alan olmaya başladı. Farklı sınıfsal konumlarda, farklı cinsiyetlerde, farklı ulusal aidiyetlere sahip olan kişilerin kendilerini sosyal medyada var etme biçimlerinin değiştiğini gözlemleyebilmek böylelikle mümkün oldu.

Gezi sonrası Türkiye’de sosyal medya kullanımındaki artışın izlerini yerel seçimler ve son dönemdeki yolsuzluk tartışmalarında görmek mümkün oldu. Yerel seçimler yaklaşırken birçok parti sosyal medya orduları kurarak bu alan ile ilgili politikalarını gözden geçirdi. Hatta belediye başkan adaylarını Twitter üzerinden duyuran partiler de oldu. Yolsuzluk operasyonlarıyla başlayan son tartışmalar da sosyal medyaya kolayca sıçradı. Taraflar ve “birinci dereceden yakınları” saflarını sosyal medya üzerinden de belirtmeye başladılar.

Sosyal Medyada Gerçekten Özgür müyüz?

Yazı boyunca değindiğimiz ve en çok kullanılan Facebook, Twitter, Youtube gibi sosyal medya platformları özgür platformlar olmaktan çok uzaktırlar. Kendileri de birer şirket olan bu platformlar bildiğimiz “klasik” şirket biçimleri gibi kâr dürtüsüyle hareket ederler. Bu da gerek siyasi otoritelerle gerekse de diğer şirketlerle ilişkilerini biçimlendirmekte ve bu durumun kullanıcılar üzerinde ciddi etkileri bulunmaktadır. Ötekilerin postasının Facebook sayfasının bu yazı yazılırken 6 defa kapatılmış olması bunun en somut göstergesidir. Kaldı ki özellikle Facebook’un bu konuda sicili oldukça kabarıktır.

760px-Identi.ca_logo_svg.svg friendica

Sosyal medya söz konusu olunca alternatifler mümkün mü diye sorduğumuzda, ticari amaçlar gütmeyen, özgür yazılımların geliştirilme mantıklarıyla geliştirilen platformlar karşımıza çıkıyor. Identi.ca, Frendica ve Diaspora bu platformların en bilinenlerinden bazılarıdır. Kendisi de çok büyük birer şirket olan Facebook, Twitter vb gibi ortamlar karşısında bu platformların işi tabii ki hiç de kolay değildir. Bu noktada GNU/Linux işletim sistemlerinin ilk geliştirildiği dönemleri hatırlamakta yarar var. Kim bu sistemleri kullanır diyen birçok isim, kuruluş bile günümüzde veri güvenliği gibi nedenler yüzünden GNU/Linux işletim sistemlerine geçmiş bulunmaktadır. Son kullanıcılar olarak bize düşen ise bir yandan mevcut sosyal medya platformlarında yer alıp hegemonya mücadelesi verirken öte yandan da özgür sosyal medya platformlarına geçiş yapmak için çaba harcamaktır. Burada alanın teknik bilgisine sahip biz bilgisayar mühendislerine de büyük bir pay düşmektedir.

*Yazı kapsamında Facebook, Twitter ve Youtube gibi sosyal ağları (social networks) ve mikro blogları ifade etmek için “sosyal medya” kavramı tercih edilmiştir. “Yeni medya” ifadesi daha geniş bir alanı kapsadığı için tercih edilmemiştir.