Bilişim Tarihi Röportaj

Röportaj: Prof. Dr. Ziya AKTAŞ

mm
yazan BM Dergi

BMO ve BM Dergi olarak en önemsediğimiz çalışma başlıklarından biri de, Türkiye’de bilgisayar mühendisliğinin tarihçesini kayıt altına almak, anlatmak. Bu kapsamda, ilk söyleşimizi, Türkiye’de ilk kurulan bilgisayar mühendisliği bölümlerinden biri olan ODTÜ Bilgisayar Mühendisliği’nin kurucularından ve uzun süre bölüm başkanlığını yapmış, hala Başkent Üniversitesi’nde Öğretim Üyeliği görevini sürdüren, Türkiye’nin bilgisayar mühendisliği alanındaki ilk profesörü Prof. Dr. Ziya Aktaş ile gerçekleştirdik. Sayın Aktaş, bilgisayar mühendisliği alanına yönelişinden, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki çalışmalarına kadar pek çok konuda sorularımızı yanıtladı…

zaktas1BM Dergi : Hocam; Türkiye’deki ilk Bilgisayar Mühendisliği bölümünün kurucularından birisiniz. Bu alanda Türkiye’ de ilk profesör unvanını alan da siz oldunuz; fakat İnşaat Mühendisliği mezunusunuz. Bilgisayar Mühendisliği alanına geçişiniz nasıl oldu?

Ziya AKTAŞ : Kader insanı nasıl yönlendiriyor? Bir örnek olarak kendimi size kısaca anlatayım. İTÜ Mezunu iki arkadaş, Dr. Şenol Utku ve Dr. Cenap Oran doktoralarını ABD de bitirdikten sonra yurda dönüp 1962-63 döneminde ODTÜ İnşaat Mühendisliği Bölümünde ders vermeye başladılar. Ben de ODTÜ’ de o sıralar Y. Lisans öğrencisiyim. Şenol Beyin Öğrenci Asistanıydım, Y. Lisans tez çalışmamı da Cenap Beyle yapıyordum. (Cenap bey rahmetli oldu. Ona rahmet diliyor, her ikisini da minnet ve şükranla anıyorum.)  Kompüter denilen aracı duymuştum ama tam olarak ne olduğunu bilmiyordum. Bu iki hoca, bölümde bize 15-20 günlük bir FORTRAN kursu verdiler. Yüksek lisans tezimde 12 bilinmeyenli 12 tane denklem çıktı karşıma. O denklemleri çözsem, tezim bitecek. Ama eldeki araçlarla çözülmüyor. 1963 yılıydı. Arkadaşlarımdan birisi, “Biliyor musun, Karayolları’ na kompüter gelmiş” dedi. Başında da Kaya Kılan varmış. Kaya beye gittim, anlattım; “Olur, çözeriz” dedi. Çözümü ertesi gün aldım.  Bilgisayarla ilk tanışmam böyle oldu diyebiliriz.
1966 yılında Fulbright bursunu kazanıp Amerika’ya gittim doktora için. Lehigh Üniversitesinde bir hocamız “Size bir ödev vereceğim; ödevin çıktısını gelecek hafta getireceksiniz” dedi. İçimden, “Eyvah! Ben kompüter kullanmasını bilmiyorum ki” dedim. Neyse. Bir şey söylemedim. Ders bitti, hocanın yanına gittim; dedim ki, “Efendim, ben Türkiye’den yeni geldim, kompüter da kullanmadım, nasıl yapacağım?” dedim. “Sen FORTRAN biliyor musun?” dedi. Ben,” Birkaç yıl önce kısa bir FORTRAN kursu almıştım.” diyebildim. “Yapabilirsin o zaman” dedi. Allah’ tan kurs notlarım yanımda idi. O gece programı yazdım, ertesi gün bilgisayar çıktısını alıp ilk derste de ödevimi verdim. Beni etkileyen, bilgisayar alanına kaymama neden olanlardan birisi de bu hocamdır.
Yıl 1969. Doktoram bitti, Türkiye’ye döneceğim. İnşaat Mühendisliği Bölüm Başkanlığına hitaben bir mektup yazdım: aradan haftalar geçti, hiç bir cevap yok.  Başkanı da tanımıyorum. Şafak Z. Uzsoy, benim ODTÜ’de eski ve sevdiğim bir hocamdı. Ona bir mektup yazdım, üç gün sonra cevap geldi. Dedi ki,  “Yeni bir bölüm açıldı, bölümün adına Hesap Bilimleri (Computing Sciences) Bölümü dedik. Kompüterimiz da var bölümde. Seni aramıza bekliyoruz.” Hiç bilmiyorum öyle bir bölümün açıldığını. Hemen katılma kararımı bildirdim. Kadere bakın. Meğer öğrenci olayları olmuş ve mektubum diğer evrakla birlikte ortalığa saçılmış. Bölüm Başkanı olayı anlatıp gecikmeden dolayı özür dileyip beni beklediklerini yazdı. Ama ben kararımı vermiştim. O yaz Hesap Bilimleri Bölümüne katıldım. Şafak Hocama bana bu fırsatı yarattığı minnettarım. Bölümün adı kısa bir süre sonra Elektronik Hesap Bilimleri Bölümü (EHBB) oldu.

BM Dergi : Bölümün müfredatı ve çalışmaları nasıldı Hocam? Ve sonrasında adı nasıl “Bilgisayar Mühendisliği” oldu?

Ziya AKTAŞ : 1974’te yüksek lisans programını başlattık bölümde. Ama kendi öğrencimiz yok. Diğer bölüm mezunlarına yönelikti program. 1977 yılında öğrenci olayları nedeniyle ODTÜ de bir süre yönetim boşluğu yaşandı. Ardından Bölüm Başkanlığı seçimleri yapıldı, arkadaşlarım beni oybirliğiyle Bölüm Başkanı seçtiler. EHBB öyle bir bölüm ki, üniversiteye bilgisayar merkezi hizmetlerini veriyor, aynı zamanda da üniversitenin bütün fakültelerine temel kompüter derslerini veriyor. Örneğin mühendislik bölümlerine FORTRAN dersi, işletme öğrencilerine COBOL dersi veriyor… Görevi bu. Yönetim olarak da her yıl sıra ile bir başka dekana bağlı.
Biz zaten yavaş yavaş bölüm içinde çalışmaya başlamıştık; artık bağımsız bir bölüm olalım, bir fakülteye girelim ve ondan sonra da Bölümün adını koyalım. Önce şu soruyu sorduk kendimize: “ Alanımız bir bilim mi yoksa mühendislik mi olmalıdır ?” diye. Mühendislik üzerinde görüş birliğine vardık. Amerika’daki, İngiltere’deki, Avrupa’daki eğitimi epey taradık, inceledik. Tamam, matematik var, fizik var, kimya var. Nasıl bu bilimler varsa,  “computer science” da olmalı. Ama biz bu işin mühendisliğini yapacağız. Nasıl fiziği, matematiği kullanıyorsak, ‘computer science’ ı da kullanırız; ama biz mühendisiz, mühendislik eğitimi vereceğiz. Peki, adı ne olmalı? Öyle bir noktaya geldik ki, bölümün adı konusunda “Bilişim Mühendisliği” ile “Bilgisayar Mühendisliği” arasında aşağı yukarı ikiye bölündük. En son Bilgisayar Mühendisliğinde birlikte karar kıldık.
Bugün olsa aynı tartışma, adına “Bilgi Mühendisliği” derdim. Çünkü aslında yaptığımız her şey bilgi’ nin etrafında dönüyor: bilgiyi üretmek, bilgiyi modellemek,  bilgiyi depolamak, bilgiyi paylaşmak ve bilgiden yararlanmak onu kullanmak…

BM Dergi : Hocam siz akademisyenliğinizin yanı sıra, kamuda da önemli görevlerde bulundunuz, Devlet İstatistik Enstitüsü’nde çalıştınız. Bize o dönemki çalışmalarınızdan bahsedebilir misiniz?

Ziya AKTAŞ : Devlet İstatistik Enstitüsünde Başkan Yardımcısıyım, yıl 1993. Aynı zamanda da ODTÜ de hoca olarak devam ediyorum. DİE Başkanına bilgi sisteminden bahsettim, “Enstitüde bir bilgi sistemi oluşturalım” dedim. Öylesine heyecanlandı ki,   “Hocam, hocam; Enstitünün bilgi sistemi değil, Türkiye’nin bilgi sisteminden ne haber?” dedi. Devlet İstatistik Enstitüsü, Türkiye’de, kamu kurumları içinde interneti ilk kullanan kurum oldu.
Dünya Barkasıyla görüştük ve Türkiye’ de ‘Ulusal Bilgi Sistemi’ oluşturmak için bir fizibilite çalışması yaptık. O sırada Dünya Bankası Başkanı ile dönemin Başbakanı Tansu Çiller arasında bir gerilim oldu ve bize verecekleri krediyi, desteği iptal ettiler.

BM Dergi : Sonrasında bir siyasi faaliyetleriniz oluyor, iki dönem milletvekili ve bir süre de Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı görevlerinde bulunuyorsunuz.

Ziya AKTAŞ : O zamana kadar ben siyasetle ilgilenmedim hiç, siyaseti düşünmedim de.  Ama 1995 yılı başlarında siyasete atılmaya karar verdim. Ecevit’ te ve DSP’de karar kıldım, randevu aldım gittim: “Doktoramı şurada yaptım, ODTÜ’de bunu yaptım, şu anda da Devlet İstatistik Enstitüsünde Başkan Yardımcısıyım. Yakamıza Atatürk rozeti takmak yetmiyor artık, partinizin araştırma çalışmalarında katkıda bulunmak istiyorum.” dedim. Sohbet sırasında konu, DİE’ de yapmaya çalıştığımız o ulusal bilgi sistemine geldi. Çok ilgilendi. Kendisine konuyu bir not halinde özetleyip sunmamı istedi. Hazırlayıp ilettim. Ama aradan uzun bir zaman geçti, bir gün bir telefon geldi; sekreterim, “Sizi Bülent bey arıyor” dedi. Ben o kadar unutmuşum ki, “Hangi Bülent bey?” dedim. Sesini kısarak “Bülent Ecevit” dedi. Telefonu aldım; “Sayın Aktaş, adayımız olur musunuz?” dedi.  Böyle başladı maceramız. 1995 yılının sonunda, Aralık ayında milletvekili oldum.
Sayın Ecevit bir şiir yazdı, şiirinin adı Bilgi Çağı Türküsüydü. “Bu çağda gücün kaynağı bilgi / Bilgiyi halka sunmaktır sevgi..” diye devam ediyor. Mutlu sayıyorum kendimi, kısa da olsa Bülent ECEVİT gibi bir Devlet Adamıyla beraber çalışma imkânı bulduğum için. Onu hep rahmetle anıyorum, anacağım…

20131105_152901BM Dergi : Mecliste o zamanlar bilişim ve bilgisayar teknolojileri ne kadar biliniyor? Bu konuda bir çalışma var mıydı?

Ziya AKTAŞ : Meclise girdim; bilgi ve bilişim konusunda sürekli bir komisyon kurmak için çalışmalara başladım fakat iç tüzük çalışması yeni tamamlandığı için böyle bir komisyon kurulmasının mümkün olmadığını söylediler. Bize en yakın komisyon olarak “Sanayi, Ticaret, Enerji ve Tabii Kaynaklar Komisyonu” vardı. Komisyonun adına “Bilgi ve Teknoloji” ifadesini ekleme önerimiz kabul gördü. Bugün o Komisyonun adı hâlâ “Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu”dur.
O komisyonda görevliyim, hatta başkanvekiliyim; fakat bizimle ilgili hiçbir konu gündeme gelmiyor. O zaman 30 milletvekili üyesi olan bir “Bilgi Grubu” nu kurduk. Kimi arkadaşım “Tavanına çiğ köfte yapıştırma yarışması yapılan mecliste kim ilgilenir bilgiyle diye benimle dalga geçtiler.” 1999 yılında yapılan seçimlerde ise üye sayımızı 83’e çıkarttık. Arkadaşlarımızla beraber hem bilgi ve bilgi teknolojileri hem de iletişimle ilgili konuları kapsayacak, ama Deprem Mühendisliği ile de ilgilenecek bir bakanlık için öneride bulunmaya karar verdik: Bilgi ve Teknoloji Bakanlığı. Önce Sayın Ecevit’e danıştım, “İyi olur” dedi ve bu şekilde bir taslak hazırlamaya başladık.
1999 yılının sonlarında Japonya’da ve Avrupa Birliğinde yeni binyıl projeleri gündemdeydi. Ülkelerinde ilk on yıl içinde bilgi toplumunu yaratmayı amaçlıyorlardı. AB ülkeleri e-Avrupa projesini başlatmışlardı. Bir yıl sonra da aday ülkeler için e-Avrupa+ projesi önerilmişti. Tekrar Sayın Ecevit’ten randevu istedim, “Biz, Bilgi ve Teknoloji Bakanlığı dedik ama bunun doğru isminin Bilgi Toplumu Bakanlığı olması gerekir diye düşünüyorum dedim ve açıkladım”. Uygun buldu. Biz de “Bilgi Toplumu Bakanlığı” nın kuruluş kanun taslağını hazırladık. Fakat o sıralar Türk siyaseti tam bir fırtınanın içine girdi. Bu Bakanlık da kurulamadan öylece kaldı. Yeri hâlâ tam olarak doldurulamadı. Bir başka nokta; bugün e-devlet çalışmaları ısrarla 2002 yılından itibaren AKP ile başlatılmış gösterilmek isteniyor. Hâlbuki 2001 yılında bizzat Sayın Bülent Ecevit’in katılarak imzaladığı Türkiye’nin de e-Avrupa+ projesine katılma kararı var. eTürkiye Projesi öyle başladı. Ama AKP hükümetleri benzer başka konularda olduğu gibi projenin adını değiştirip projeyi kendileri sahiplendi.

BM Dergi : Bilgi toplumu konusunda 2010’a kadar bir strateji vardı. Sonra, 2013’te yeni bir strateji hazırlama çalışmaları başladı, ama henüz yayınlanmış bir şey yok ortada. Bunun ötesinde, aslında son dönemde bu alandaki gelişmelere baktığımızda, 5651’le internet yasaklarını hatırlıyoruz, internet filtrelemeyi hatırlıyoruz. Türkiye’nin Bilgi teknolojileri politikalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ziya AKTAŞ : Bu konuların başarısı, en başta Cumhurbaşkanı, arkasından Başbakan, bütün devlet üst düzey yöneticilerinin bu konuyu gerçekten anlayıp sahip çıkmalarından geçiyor. “Dindar ve kindar nesil”  yetiştirmeyi amaçladığını açıkça ilan eden bir yönetime bilgi toplumunun nesini anlatabilirsiniz ?! Bu anlaşılmadığı için, iktidar konunun sadece işine gelen tarafını kullanıyor. Kim ne demiş, onun peşine düşüyor ve onun için de elinden geleni yapıyor.

BM Dergi :  Bu noktada Bilgisayar Mühendisleri Odası’ndan beklentileriniz nelerdir?

Ziya AKTAŞ : Bakın, önünüzde çok fazla sorun var. Benim size tavsiyem,  ağır ağır, attığınız adımları ölçüp biçerek ilerleyin. Sizler öncüsünüz. Bunu gerçekten yürekten söylüyorum. İstanbul’da, İzmir’de,  Bursa’da temsilcilikler açmışsınız ; bunu duymak beni son derece mutlu etti.
Her şeyden önce, herkesten önce Bilgisayar mühendisliği bölüm başkanlarını ve öğretim üyelerini eğitmemiz gerek bence. Programcı ile bilgisayar mühendisi farkını bilmeyen o kadar çok akademisyen var ki aramızda. O zaman,  bilgisayar mühendisliği nedir, bilgisayar mühendisliği ne olmalıdır, bilgisayar mühendisliği dünyada nereye gidiyor, biz nereye gidelim; bunu yavaş yavaş işlemek lazım, zaman içinde… Ben kendi payıma, elimden gelen her türlü katkı ve desteğe varım.

BM Dergi : 1987’de altında sizin de imzanız olan TMMOB Yönetim Kurulu’na yazılmış bir dilekçe var. Bilgisayar Mühendisleri Odasını nasıl bir ihtiyaç olarak gördünüz, neden bir ihtiyaç olarak gördünüz ve o dilekçe süreci nasıl gelişti?

Ziya AKTAŞ :  Ben, köken olarak inşaat mühendisiydim, İnşaat Mühendisleri Odasının kimi çalışmalarında bulundum. O vesileyle mühendislik odalarının neler yaptığını görüyordum. “Bilgisayar Mühendisleri Odası niye yok?” tan başladım… Mesleğin doğru gelişebilmesi için, kendi kişiliğini bulabilmesi ve kendi değerlerini yaratabilmesi için bir odanın kurulması Türkiyemiz için çok yararlı olacak gibi göründü bana. O nedenle, sabbatical izni ile gittiğim ABD’ den 83’te Türkiye’ ye döndükten sonra zannediyorum ilk başvurumu 84’te yaptım. O sıralarda 200-300 falan mezun vardı belki. “Sayınız az” gerekçesiyle reddettiler. Ardından bazı Bölüm Başkanlarımızla birlikte birkaç başvurumuz daha oldu. Ama hep bazı gerekçelerle karşı çıkıldı. Onun için, sizin yaptığınız şey, sizin başarınız benim açımdan çok değerli, yaptığınız şey Türkiye için çok yararlı. Kolay gelsin.

BM Dergi : Sizce bilgisayar mühendisliği geçmişten bu güne nasıl bir değişim geçirdi?
Ziya AKTAŞ : 62-63 yılından itibaren bakarsanız, Orta Doğu Teknik Üniversitesinde, İstanbul Teknik Üniversitesinde bugünkü bilgisayar mühendisliğinin öncüleri olan insanların hepsi, istisnasız hepsi, inşaat mühendisiydi. Sebebi şu: Çünkü hesap yapıyorsunuz, bilgisayar gerekiyor. Mesela ilk bilgisayar Karayolları’ na gelmiş. Niye Karayolları’ na gelmiş? Oradaki mühendisler çeşitli karmaşık işlemler yanında o kadar rutin, hamaliye dolu işlemler de yapıyorlar ki, kompüter geldiği zaman işleri çok hafiflemiş, bunu görmüşler.
Aslında inşaat mühendisi olmamın bana yararı ne oldu biliyor musunuz; bilgi sistemleri modellemesi dediğimiz şey var ya, pek çok kişiden daha önce olayı fark edebildim ben, olayı sorgulayabildim. O nedenle 1987 yılında bu konuyla ilgili bir kitabım bir Türk olarak bizim alanımızda bir Türk üniversitesinden bir ilk olarak ABD de uluslararası bir yayınevi tarafından basılabildi.
Biz, bilgisayar mühendisliği diye yola çıktığımızda, “Knowledge” diye bir kavram henüz olgunlaşmamıştı. Ne vardı; “data” vardı, “information” vardı. 20 sene sonra, 90’lı yıllarda “knowledge” diye bir kavram geldi, oturdu. O yönüyle baktığımız zaman, bilgisayar mühendisliği gerçekten evrimleşti, evrildi. Knowledge yani bilgi, mesleğimizin en önemli öğesi haline geldi.

20131105_152757

BM Dergi : Bilgisayar mühendisliğinde bugün gördüğünüz başlıca problem veya problemler nedir sizce?

Ziya AKTAŞ : Aslında şöyle bir şanssızlığa doğru itildik bizler: Bizim camiamız o kadar çok ilgi çekti, o kadar çok insan bu işe heveslendi ki, buna sadece para getiren bir iş olarak bakan, sadece kâr amaçlı olan birtakım gruplar bundan yararlanmaya, bundan istifade etmeye çalıştı. İster istemez, mesleğin aslında bir tür etiği de oluşamadan yitirildi. Mesleğin aslında o demin vurguladığım mühendislik tarafı da zedelendi, gözden kaçtı.
Benim bir hoca olarak öğrencilerime vurguladığım şey, mesleğe bu yönüyle sahip çıkmak. Mühendissiniz; o zaman, insanlara, topluma yararlı olacak problemleri çözmek zorundasınız siz ve bunun için de bilgi mühendisliği tekniklerini kullanacaksınız, kullanmalısınız..

BM Dergi : Bizim mesleğimizde özellikle kendisini bir sanal dünyanın içerisinde bulan bilgisayar mühendisi adayı, mühendisliklerin temeli ile kendi mesleği arasında bir bağ kurmakta zorlanıyor. Bu çerçeveyi geliştirebilmek gerekiyor.

Ziya AKTAŞ : Evet, o çerçeveyi geliştirmek gerekiyor. O nedenle de aslında belki bilgisayar mühendisliğinden önce, mühendisliğin ne olduğunu anlatmamız lazım.

BM Dergi : Bugün birçok üniversitenin ve bilişim ile ilgili birçok bölümün açılmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ziya AKTAŞ :Son yıllarda üniversite sayısı çok arttı, her açılan üniversitede de bilgisayar mühendisliği bölümü açıldı; bilişim mühendisliğinden tutun, bilgi sistemleri vesaire gibi neredeyse sekiz-on isim altında ayrı ayrı bölümler kuruldu. Bu bir bakıma iyi; gücümüzü gösterir. Ama bir bakıma kötü oldu; öğrencilerimiz arada kaldı. “Bilgisayar mühendisliği mi diyeyim, yazılım mühendisliği mi diyeyim?” Yazılım mühendisliği başlı başına bir mühendislik olmamalı diye düşünüyorum, yazılım mühendisliği dersini okutmama rağmen.

BM Dergi : Oda çalışmalarında, sizlerin yanımızda olduğunu bilmek bize güç katıyor. Mesleğimize, ülkemize değerli katkılarınız ve sorularımızı yanıtladığınız için çok teşekkür ederiz.